Anasayfa
7 Mayıs 2021, 4:33
Kavramlar Kavramlar
Abone
Konu Sayısı: 1316

Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

Fetva Meclisi
VAHY-İ GAYRİ METLÜV

Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), "Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi." demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir. (İ.K.)


Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

müşahit
Kur’n dışı vahy algısı, Kur’an dışı Resul algısından kaynaklanmaktadır.Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır. Aksi taktirde, Allah’ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur.

İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur’an dışı anlayışla savaşmışlardır.

Kur’an dışı vahy algısının bir çok nedeni vardır.Bunlardan en göze batanı elbetteki siyasal olanlarıdır.

Kısaca özetliyecek olursak, şunları söyliyebiliriz;

Kur’an dışı vahiy anlayışını besleyen nedenler çeşitlidir. Bunlar içinde en etkili olan husus Müslümanların özellikle hicri birinci yüzyılda yaşadığı vahim olaylardır. Emevilerin başa geçmesiyle İslam toplumuna hakim olan saltanat düzeninin işlediği zulümler, toplumun değerlerini altüst ederek ortadan kaldırmıştır. Bu durumun neticesi olarak hak-hukuk, adalet kavramları toplumun zihninde erozyona uğrar ve İsrailiyatın da etkisiyle Mehdi-Mesih anlayışı yeşermeye başlar. Ümmetin yaşadığı travmalar Asr-ı Saadet’in kimlik kişilik sahibi Müslüman olma bilincini genel olarak ortadan kaldırmış onun yerine uzlaşmacı, korkak, asimile olmuş, kendine güvenmeyen her şeyi Allaha havale etmiş, her şeyi ondan bilen doğaüstü güçlerden yardım bekleyen bir Müslüman tipi ortaya koymuştur.

Müslümanların kutsal saydıkları her şeyin çiğnendiği bu süre içerisinde hakim saltanatlar yeni kutsallar oluşturur. " İşte Kur’an dışı vahiy iddiası böyle sosyal ve siyasal bir ortamda ortaya çıkmıştı. Güçlüler, hükümdarlar böyle bir anlayışı özellikle teşvik etmişti. Çünkü ulu’l-emr olarak Rasul’ün sözünün mutlak anlamda bağlayıcı olması bir ulu’l-emr olarak kendilerinin de sözünün bağlayıcı olması anlamına gelecekti."

Bu hususu dahada uzatabiliriz.Ancak, Şu bilinmelidir ki; Resul’i Ekrem sadece Kendisine gelen ve metin haline getirdiği Kur’an-ı Kur’an-ı bize bildirmiştir.

Bunun dışında, Kendi sözlerinin yazılmasına Kur’an’la karışmasın diye izin vermemiştir. Dolayısıyla eğer Kur’an dışı vahy varsa, O halde Resul’i Ekrem niçin Onları da kayıt altına ladırmadı?

Biraz Kur’an Okuyalım beyler. Dinimizi kaynağından öğrenelim.
Allah Kuran’da "Biz sizi yarın bu kitaptan soracağız[sorguya çekeceğiz]" demişken daha ne diye başka yerlerde dolanıp duruyoruz.
Son olarak Şunu bilin ki, Resul’i Ekremin en büyük sünneti Kur’an’ı Kerim dir.. O, Kur’anı yaşadı ve yaşattı. Başka da bişey değil..

Resul’e Sadece Eşsiz/Benzersiz Kuran Verilmiştir.

Kuran Eşsiz bir kitaptır.Misli/emsali, benzeri söz yoktur, getirilemez de.Resule, Kuran ve bir misli değil,sadece Kuran verilmiştir. Kuran’ın benzerinin getirilemeyeceği, sadece ona teslimiyeti gerektirir.

Konuyla ilgili ayetler şöyledir.

Bakara/23 – Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz.

24 – Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

Enfal/31 – Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.

Yunus/15– Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."

16 – De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"

37 – Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

38 – "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah’dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın).

39 – Hayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, te’vili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu.

Hud/13 – Yoksa "onu kendi uydurdu" mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: "Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah’dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız" (bunu yaparsınız).

14 – Yok eğer bunun üzerine size cevap vermedilerse, artık bilin ki, bu Kur’ân ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. O’ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi?

İsra/88 – Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."

Furkan/4 – İnkâr edenler: "Bu Kur’ân Muhammed’in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

5 – "Kur’ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

6 – Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."

Tur/33 – Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

34 – Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.


Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

@mir
< Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır. Aksi taktirde, Allah’ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur. >
vahyi gayri metluvdan bunu mu anladınız?
vah ki ne vah


Cevap: Vahy-i Gayri Metlüv ne demektir?

müşahit
vahyi gayri metluvdan bunu mu anladınız? vah ki ne vah.
Bu alaylı ifadenle cehaletini pekiştirdin.Varsa bir bildiğin (Ki yoktur gördüğüm kadarıyla) onu söyleycekken, kara cehaletinin Karasını yüzüne çaldın. Emek verip, onca yazı yazıp ayetlerle olaya açıklık getirmeye çalışmama rağmen, gördüğüm kadarıyla sen bi zahmette bulunupta okuma cesareti bile göstermemişsin. Allah seni ıslah etsin ne diyeyim.


@mir
neden soruma cevab vermek yerine sinirlenip de saldırıyorsun?
yazdığın tüm saçmalıkların sebebi vahyi gayri metluvun ne olduğunu bilmemenden kaynaklanıyor
ben de bu konudaki yanlışını açığa kavuşturarak sana işin doğrusunu öğrenme fırsatı vermeye çalışıyorum
bana saldırmak yerine vahyi gayri metluvun gizli bir tür vahiy değil de
sünnet olduğunu Resulullah’ın da bunu saklamayıp herkese açıkladığını öğrenseydin
aşağıda alıntılayacağım zırva yorumları belki de yazmazdın

< Hiç bir peygamber, kendisine gönderilen vahyi gizleyemez.O vahyi açıklamak zorundadır. >
tekrar soruyorum:
vahyi gayri metluvun Resulullah tarafından gizlenen
kimseye açıklanmayan özel bir vahiy türü olduğunu mu sanıyorsun?

< Aksi taktirde, Allah’ın verdiği elçilik göreviniyerine getirmemiş olur. >
Resulullah zaten vahyi gayri metluv olan sünneti saklamamıştır
bunu sözlü fiili ve takriri olarak ikame etmiştir

hatta bu tür vahyin olduğunu bile saklamamış
"Bana Kur’an ve bir o kadarı daha verildi" demiştir
ama siz önce bu vb hadisleri reddediyor
sonra da "vahyi gayri metluv varsa Peygamber bize onu neden bildirmedi? diyorsunuz
sizce de bu durum komik değil mi?

< İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur’an dışı anlayışla savaşmışlardır. >
bu sözü gerçekten de araştırdın mı?
yoksa birileri söyedi sen de papağan gibi tekrar mı ediyorsun?
ebu Hanife gerçekten de hadislerin hüccet olduğunu red mi etti?
ya da kabul etti ama bunların bir tür vahiy olduğunu mu reddetti?
mesela ebu Hanife uydurma olduğunu iddia ettiğiniz kaderle ilgili hadisler hakkında ne demiş?
hiç araştırdın mı?

sence Mutezili imamları gerçekten de alim midir?
not: mutezililerin mantığının ne olduğunu anlamak için aşağıdaki linke tıklayınız:
[URL]http://İslam tarihine baktığımızda; Kuran dışı vahy olduğu düşüncesine, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Mutezile çizgisindeki alimler tüm baskılara rağmen bu Kur’an dışı anlayışla savaşmışlardır[/URL]

Emeviler hakkında yazdıklarınıza gelince
iyi ki bir Emevi dönemi yaşanmış
bu yüzden neredeyse kına yakacaksınız
zira bu sayede
reddedeceğiniz her şeyin Emevi uydurması olduğunu söyleme şansını elde etmiş oldunuz

< Çünkü ulu’l-emr olarak Rasul’ün sözünün mutlak anlamda bağlayıcı olması bir ulu’l-emr olarak kendilerinin de sözünün bağlayıcı olması anlamına gelecekti." >
bu cümleler de bir başka cehalet örneği
bir kere vahyi gayri metluvu kabul eden bizler
Resulullah’ın Nebi olarak yaptığı şeyler haricindeki
insan olması ve devlet başkanı olmasından kaynaklanan amellerinin
örnek alınabileceğine ama bağlayıcı olmadığına inanırız
azıcık hadis usulü okusaydın bunu ve bununla ilgili örnekleri görebilirdin
hatta bizzat Resulullah bile ululemr olarak hata yapabileceğini bize bildirmiştir

üstelik vahyi gayri metluv ayrı ululemre itaat ayrı şeylerdir
Emevilerin ululemre itaati pekiştirmek için özel bir vahiy türü uydurmasına gerek yoktu
zira ululemre itaat ile ilgili ayetler zaten Kur’an’da vardı

< Bu hususu dahada uzatabiliriz.Ancak, Şu bilinmelidir ki; Resul’i Ekrem sadece Kendisine gelen ve metin haline getirdiği Kur’an-ı Kur’an-ı bize bildirmiştir. >
bu söz yukardaki komedi ile aynı
hem Resulullah’ın "bana Kur’an dışında da vahyediliyor" şeklindeki sözlerini reddeceksiniz
hem de "öyle olsaydı Resulullah bize bildirirdi" diyeceksiniz

şimdi cevab verin
-bakın bu sorumu belki görmezsiniz (!!??) diye koyultuyorum-
vahyi gayri metluvu reddetme sebebinizin
Resulullah’ın bu konuda bir bilgi vermemiş olması iddianızda samimi iseniz
ben size Resulullah ve ashabtan bu konuda on kadar rivayet yazarsam
Resulullah’a Kur’an dışında vahiy geldiğini kabul edecek misiniz?

< Bunun dışında, Kendi sözlerinin yazılmasına Kur’an’la karışmasın diye izin vermemiştir. >
bu bilgi bir hadise dayanmaktadır
Resulullah’ın daha sonra
Kur’an ile hadisleri birbirine karıştırmayacağından emin olduğu kişilere
hadisleri yazma izni verdiğini
ashabtan da on kadar kişinin sayfalar dolusu hadis yazdığını isbatlarsam
< Dolayısıyla eğer Kur’an dışı vahy varsa, O halde Resul’i Ekrem niçin Onları da kayıt altına ladırmadı? >
şeklindeki iddianızdan da vaz geçecek misiniz?
yoksa işinize gelen hadisi kabul edip işinize gelmeyeni reddetme huyunuza devam edecek misiniz?

< Allah Kuran’da "Biz sizi yarın bu kitaptan soracağız[sorguya çekeceğiz]" demişken daha ne diye başka yerlerde dolanıp duruyoruz. >
Kitab’tan Resule itaat edilmesi itaat etmeyenlerin cehennemlik olacağı ile ilgili kaç ayet istersin?
50’ye yakın ayet verebilirim biiznillah

< O, Kur’anı yaşadı ve yaşattı. Başka da bişey değil.. >
işte o yüzden sünneti öğreniyoruz ki Kur’an nasıl yaşanırmış anlayabilelim
peki mesela o (sav) Kur’an’ı yaşarken
ayetleri hep kendi kafasından mı yorumluyordu?
mesela Kur’an’daki "namaz kılın" emrini neye göre yerine getirdi?
öyle ya Kur’an’da namazla ilgili hemen hemen hiçbir ayrıntı yok

sahi siz günde kaç vakit, her vakitte kaç rekat, ve nasıl namaz kılıyorsunuz?

< Resule, Kuran ve bir misli değil,sadece Kuran verilmiştir.Kuran’ın benzerinin getirilemeyeceği, sadece ona teslimiyeti gerektirir. >
bak yukardaki komedi burda da devam ediyor
hem "öyle olsaydı Resulullah bize haber verirdi" diyorsunuz
hem de Resulullah’ın "Bana Kur’an ve misli verildi" hadisini inkar ediyorsunuz

bir de gerçekten bu hadisteki "misli" kelimesini
Kur’an’ın eşi benzeri şeklinde mi anlıyorsunuz?


müşahit
Şu zırva sitende alıntı izni verde, sana tek tek yazdıklarının cevabını vereyim.
Niçin Kur’an tek başına anıldığında bu kadar rahatsız oluyorsun.

Oysaki Kuran ayetlerini görmezden gelenler; ve inatla Kuran dışına taşımaya çalışanları Allah’ın cezalandırmasına havale ediyoruz.

Casiye

6- İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?

Casiye

7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.

Casiye

8- Kendisine Allah’ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla kibirlenerek) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla müjdele.

Casiye

9- Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.

Casiye

10- Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları şeyler, onlara hiç bir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azab vardır.

Casiye

11- İşte bu (Kur’an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.

Bu uyarılardan sonra devam ediyoruz.

Kur’an’ı incelediğimizde Rasul’ün (risaletle ilgili) bilgi (ilim) kaynağının vahiy olduğunu görürüz. Bu vahiy de elimizde mevcut olan Kur’an’dır.

«Sen bundan önce bir kitap okumuyordun, elinle onu yazmıyordun. Öyle olsaydı o zaman iptalciler kuşkulanırlardı.» (29/Ankebut,48)

«Bu Kur’an bana vahyolundu ki onunla sizi uyarayım.» (6/En’am, 19)

Bu ayet oldukça hikmetlidir. Şöyleki; Eğer Resulullah’a kur’an ve misli verilmiş olsaydı, ayetin hitabı bu şekilde olmazdı. Bu Kur’an ve bir okadarı da bana vahyolundu ki şeklinde olurdu!!!! Devam ediyoruz

Allah; Kuran için Koruma beyan ediyor iken (6/16 18/27 15/9 ) içine hurafe karıştırılamayacak ve tahrif edilemeyecek derken, niçin misli olupta, Kuran muhhafının dışında kayıt altına alınmış Gayri metluv diye uydurduğunuz sözüm ona Allah kelamı!!!!!!! içinde beyanatta bulunmuyor.

Şunu unutmayınki; DİN ASLA ŞÜPHE BARINDIRMAZ. EN UFAK BİR ŞÜPHE BİLE ONU YERLE BİR EDER. KURAN İÇİN BU ŞÜPHE VARMI? HAŞA. AMA KURAN DIŞI TÜM KAYNAKLAR İÇİN BU ŞÜPHE MEVCUTTUR. Hadis Külliyatınd,a bir birine tezat hatta birbirini yalanlayan bir çok ifade var. Bunların tümü külliyen yalan ve Şanı yüce Resuli Ekreme iftiradır.

Oysaki Kuran’ın açık ve net bir ifadesiyle; Kuranın (Huden) doğru yol rehberi olarak tanımlandığını ve bu sebeplede Kuran; KENDİSİ DIŞINDAKİ TÜM SÖYLEMLERİ REDDEDERAŞAĞIDAKİ AYETLER DE BUNUN İSPATIDIR.

Casiye

6- İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?

Casiye

7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.

Mürselat 50- Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?

Hasılı kelam; Rabbe kulluk etmek, Hükmü Allaha havale etmek demektir (42/10) (12/40) Hükmü Allah’a ait kılmak, detaylı olarak indirilmiş , doğruluk ve adaletçe tastamam olan ve tahrif edilmesi mümkün olmayan Kitabı (Siz bundan farklı anlam çıkarmayasını diye vereyim Kitabı/Kur’an’ı) tek HAKEM/HÜKÜM KAYNAĞI EDİNMEKTİR.

EN’AM/114- Allah’tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

Sana islamı burada yeniden öğretecek değilim. Buna Vaktim de yoktur. Azıcık KURAN okuyun. Başkalırının kitaplarını değil.
SİZ ŞİMDİ BENİ PEYGAMBER DÜŞMANI DA YAPARSINIZ. AKSİNE BEN PEYGAMBERİMİ İLAHLAŞTIRMIYORUM YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR GİBİ. O’NA VERİLECEK EN BÜYÜK DEĞER; O’NUN YOLUNDAN GİTMEKTİR. SADECE KURAN’I HAKEM KILMAKTIR. Peygamber haşa ilah değil elçidir. Hüküm sadece Allah’ın Kur’an’ındır).Allahın selameti başına olsun

Dahası için şuraya bekliyorum


@mir
bu başlığı okuyan herkes
yukarıdaki hiçbir soruma cevab veremediğine şahiddir

özellikle koyulttuğum sorumu görmezden geleceğini çok iyi biliyordum
ona da verecek tek cevabın olamaz

Kur’an’ı hakem oluşundan bahsetmişsin
buyur şu adreste
Allah’ın bazı kullarına Kitabullahtakiler haricinde de vahiy indirdiğine dair
Kur’an’dan onlarca delil verdim
[URL]https://www.forumduasi.com/hadis-tarihi-hadis-usulu/221621-vahyi-gayri-metluv.html[/URL]

Kur’an’da şübhe olmadığına biz inanıyoruz
ama kafirler inanmıyor
onların buna inanmaması nasıl ki bizim Kur’an’da şübhelenmemize sebeb olmazsa
sizin vahyi gayri metluvu inkarınız da bizi ilgilendirmez


müşahit
Sübhanallahhh!!!!!!!!
sana verdiğim bunca ayetten sonra hala konuşuyorsan ve cevap verip veremememden bahsediyorsan sana söyleyecek başkada sözüm olmaz..

Casiye 6- İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?

Casiye 7- Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.

Burada bişey yarıştırmıyoruz. Kimsenin galip gelmesi için de hiç bir çabamız yok.Allah şahit buna. Ama gördüğüm kadarıyla sen bunu anlayamamışsın… Sadece düşün ve Kuran oku..


@mir
< Kimsenin galip gelmesi için de hiç bir çabamız yok. >
Vallahi de Allah’ın O’nun dininin ve Resulünün galib gelmesi için çabalıyorum
hadisleri inkar edenler ise İslam’ın yok olması için çabalıyorlar

ayet getirmişmiş niye konuşuyormuşum

biz elmalar hakkında konuşurken sen armutlar hakkında delil getiriyorsun

biz sünnetin Allah’ın vahyi oluşunu konuşuyoruz
sen insanların Kur’an benzeri bir kitab yazamayacağıyla ilgili ayetler veriyorsun

biz sünnetler de Allah’ın hükmüdür diyoruz
sen hükmün Allah’a aid olduğuyla ilgili ayetlerle bize karşı çıkıyorsun

soru soruyorum
cevab vermek yerine konumuzla alakasız ayetler yazıyorsun

ne ne yazdığımızdan
ne de ne yazdığından haberin var
anca kes kopyala yapıştır yapabiliyorsun o kadar


müşahit
PEKİ SEVGİLİ KARDEŞİM; Bana Vahy-i Gayri Metluv’un yazıldığı kaynağın adını açık ve net olarak söylermisin. Ona göre ben de Kur’an’ın yanına onu da koyayım!!!!!!!
Haşa… Allahın kelamı sadece Kur’andır. Onun dışındaki hiç bir kaynak ilahi kelam değildir… Rabbime hamdolsun ki bunu bana gösterdi..

Biricisi; Dediğim gibi, Bana Vahy-i Gayri Metluv’un yazıldığı kaynağın adını açık ve net olarak söylermisin Allah rızası için. Ve bu yazılı metinse eğer bunun Allah tarafından gönderildiğini ve korunduğunu belirten bir delil gösterirmisin bu kaynak içerisinden..

İkincisi; Verdiğim ayetlerin mahiyetini anlamamışsın gördüğüm kadarıyla. Elma ve armut misalin bunu gösteriyor. Allah rızası için tekrar okurmusun..

Üçüncüsü; Kopyala yapıştır yok sevgili kardeşim. Sadece ısrarla anlamadığın veya anlamak istemediğin için sana aynı ayetleri tekrar tekrar yazdım.

Dördüncüsü; Rabbime hamdolsun ki ne yazdığımdan ve neden bahsettiğimden haberim var. Tabi sen demogoji (Laf salatası ) yaptığından dolayı bunu böyle söylersin.

Beşincisi; Biliyoruz ki Allah-u Teala Zül Celal Hazretleri kimin neyi niçin söylediğini gayet iyi biliyorken, hala bu inadı ve kibri sürdürmenin anlamı yoktur. İkimizde iyi biliriz ki kibir; şeytanın en sevdiği günahtır. Çünkü bunu ilk o işledi.

Altıncısı; Kur’anın yanına ikinci bir kaynak koyarken bir değil yüzbin kere düşünmek lazım. Yanılgısı şirke götürür Maazallah..

Yedincisi ve son olarak da; Sünnetler de Allah’ın hükmüdür derken büyük bir yanılgı içerisindesiniz derim. Sünnetler Allah’ın hükmü değil, Allah’ın hükmünün; bir beşer olan, yiyen içen, üzülen, sevinen, şakalaşan, kızan Değerli elçisinin ve nebilerin sonuncusu olan Muhammed Mustafa’nın (as) hayat sahnesine dökmesidir. yaşamasıdır. Bunda Resulü ekrem zaafiyet gösterebilir Tıpkı ümmü mektum hadisesinde olduğu gibi. Uyarı alabilir. Abese Suresi bunun için inmiştir. Hasılı kelam sana derim ki bu konuyu esaslıca düşün… vesselam…


@mir
müşahit
okumuyor araştırmıyor incelemiyorsunuz
birilerini körü körüne taklid ediyorsunuz
ve o birileri de sizin bu kör taklidçiliğinizden faydalanarak sizi fena kandırıyor

1-2 sene önce okuduğum mehmet yaşar soyalan’ın zırvasını okumadığından eminim
zira 640 sayfa ve öyle kitapları okumak
sizin gibi kes kopyala yapıştır mucahidlerini aşar
keşke vaktim olsa da içindeki zırvaları size tek tek yazabilsem

bünyamin erul’un kitabını tavsiye ediyorsun
onu da okumamışsın
ben ise o kitabı 2005 yılında okudum
daha sonra defalarca inceledim
sen şimdi ondan bahsedince şaşırdım "acaba ben mi yanlış hatırlıyorum" diye
bak o kitapta ne bilgiler var:

66- Tahrim-3. ayet ile 8-Enfal-7. ve 9. ayetlerini vermiş ve demiş ki:
"oysa bu ayetlerden açıkça anlıyor ve kesin olarak inanıyoruz ki, 1. ayette, Allah, Peygamberine eşlerinin konuşmasını Kur’an vahyi dışında haber vermiş, 2. ayette, ya Kureyş’in Şam’dan gelen ticaret kervanının, ya da Mekke’den savaşmak üzere gelmekte olan müşrik ordusunun Müslümanlarca ele geçirileceğini, 3. ayette ise Müminlerin Bedir Savaşı öncesi yaptıkları dualara karşılık Yüce Allah’ın 1000 melek ile yardım edeceğini vadetmiş ve her üç hususu da olayların yaşanmasından daha sonra "iz" geçmiş zaman zarfını kullanarak hatırlatmıştır." bkz age. shf 203-204
ayetlerden daha fazla delil için kalpsızısı kardeşin bu başlık altındaki yazıları ile
benim şu linkiteki yazıma bakılabilir:
[URL]https://www.forumduasi.com/hadis-tarihi-hadis-usulu/221621-vahyi-gayri-metluv.html[/URL]

Bünyamin Erul daha sonra vahyi gayri metluva delil olacak on kadar hadis zikretmiş
bunların bazılarının bazı senedlerinde hata ihtimalinden bahsetmesine rağmen
birçoğu aleyhinde tek satır dahi yazmadan zikretmiş
ve sonuç olarak demiştir ki:

"Onların (ashabın), Kur’an dışında da Allah ile Resulü arasında ilahi bir iletişimin mevcudiyetini kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu iletişim ise çeşitli yollarla gerçekleşebilmiştir. Bazen Hz. Peygambere Kur’an haricinde ilahi iletişim biçiminde, bazen Cebrail’in gelmesi-getirmesi şeklinde tahakkuk edebilmiştir. Ancak bu ilahi iletişimin daha çok Hz. peygamberin kalbine ilham veya ilka şeklinde cereyan ettiği anlaşılmaktadır. Kudsî Hadisler bu tür iletişimin bir sonucu sayılabilir. Yine bu iletişimin başka bir tezahürü de Hz. Peygambere gösterilen rüyalardır. Bu rüyaların bir kısmı gayet açık ve net salih rüyalar iken, bazen de yoruma açık olabilmiştir." bkz. age. shf. 231

ayrıca
< İlk dönem vahiy algısına İbn-i Abbas’ın anlayışı örnek verilebilir. İbni Abbas, Kur’ân’dan başka vahiy yoktur demiştir. >
demişsin
bu Bünyamin Erul’un kitabından bir bilgidir
ama bak aynı kitapta başka hangi bilgi var:
"Tahavi ise hasen bir isnadla ibni Abbas’ın 12-Yusuf Suresi-4. ayeti hakkında
‘Peygamberlerin rüyaları vahy idi’ dediğini nakletmektedir." age. shf. 227

muşahit
birileri bazı kitaplardan işlerine gelen yerleri cımbızlıyor
sizin de o kitapları okumayacağınızdan eminler
okumayacağınızı bildikleri kitaplardan cımbızlama yaparak
sizi bu kadar kandıranlara daha ne kadar itibar edeceksiniz?


kalpsizisi
Mollaya sorarlar bu nedir ne değildir. Molla derki abilerime bir sorayım veya kitaplara bir bakayım inşallah yarın sizlere cevap veririm.
Fetva alimlerin işidir bizim işimiz değildir kaynaklı konuşmak iyidir
allah korusun yanlış fetva bilmeden dinden çıkarır ona uyanlarda bilmeden dinden çıkabilirler.


müşahit
İslam/Kuran din alimlerine inmiş bir kitap değildir.
Sizde bilirsinizki Kuran’ın Hitabı hep;
Ya eyyühen nasu
Ya eyyühel lezine amenu

şeklindedir. Yani
Ey insanlar
Ey iman edenler şeklindedir.

İman eden yada insan olan sadece alimler değildir, din adamları değildir.
Müslüman olan herkes alim ve din adamıdır zaten.

Alim olan Allahtır. İlimden ondan çıkan Vahiydir/Kuran’dır.
Ona muhatap olanlar sa İlimde derinleşenlerdir.Alimden kastın buysa… amenna
yok eğer bu günkü şeyhler dervişlerse… orada dur derim sana.

Müslüman olarak Kuran’ı bilmek hepimizin üzerine aFrzdır.
Çünkü yarın bizi Allah ondan sorguya çekecektir…

Ve muhakkak ki o (Kur’an) hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride bundan sorulacaksınız. (Zuhruf/44)
Fetva vermek Kuran’a hastır. Başkasının hüküm bildirmesine gerek yoktur değerli kardeşim….


kalpsizisi
Her Müslümanın, Allah’ın bütün kemâl sıfatlarına sahip, noksan sıfatların hepsinden de uzak olduğuna inanması farzdır.
her müslüman alimse buyur bir mezhep koy ortaya. cahiliye devrinin bitişi ile sadece 4 mezhep çıktı ve bu mezhepler heryere yayıldı yayılmasının sebebi kabul görmeleriydi bütün devletlerin din işleri açısından kabul görüldü. bu mezhepleri ortaya koyan alimlerin yüzlerce hoca fıkıh uzmanı alimlerden evliyalardan ders aldıkları sonunda ilahi huzura kavuştuklarını tüm dünya biliyor. hadislerle menkıbelerle anlatılıyor. hal böyle iken sevigili MÜŞAHİT fıkıh herkese göre değil fetva herkese göre değildir kavramı ortaya çıkıyor bundan dolayı her namaz kılan fıkıh uzmanı olsa her KURAN-I KERİM okuyan alim olsa bu alimler kendi kafalarına göre hergün bir kitap yazsa kafalarına göre hergün fetvalarda bulunsa dünyada okadar cok müslüman devlet varki bu müslüman devletlerin hepsi birbirine girerdi ve o devletlerde mezhepler çoklu değil tek olurdu ve buda iç karışıklıklara sonra ülkeler arası savaşa en önemlisi islamiyet içi savaşa dönüşürdü buda bölücülük yaratırdı dünya birbirine girerdi. yerler gökler bile 7 kat aşşada 7 kat üstte olmak üzere hepsinin ayrı ve özel bir mertebesi varken bizim ilkönce kendimiz hangi mertebede olduğumuza bakıp eğer bunu görebiliyorsan sen işyerinde çalışırken bile veya askerde iken ast-üst meselesi kavramı var iken ki askerde mantık olmadığını söelrler hal böyleyken herkes komutan olsa rütbe olmasa ne olurdu öncelikle bunları düşünmek lazım.
sonra günümüzda yaşayan evliyaullah var bir yanlarına git alimliğini onların yanında test et nazarları dağları yerinden oynatacak kadar kuvetli ise ve sen bu insanlarla kendini bir tutuyorsan sana diyecek bir lafım yok bugün yaşayan evliyalarımız var menkıbelerini araştırabilirsin.
muhammed nurani ks. siirt
muhammed ali ks. ceylanpınar urfa
muhammed haznevi ks. suriye
zeki el-bedevi ks. erzurum
nazım kıbrısi ks. kıbrıs
mahmud ustaosmanoğlu ks. istanbul
abdulbaki hüseyni ks. adıyaman
muhammed konyevi ks. konya

bak bu evliyalar günümüzde yaşıyorlar. ALLAH onlara uzun ömürler versin inşallah hadi karşısına geç sadece ben alimim de kuranı kerimi anlayarak okumak başka , okumak başka , okutmak başka, anlayıp açıklamak başka , tefsir yapmak başka, sen parmaklarına bak hepsi birmi eğer bir değilse ALLAH`a şükret çünkü bir olsaydı lokmayı yerken hepsini birden ağzına sokardın değilmi ? Yunus emre ile kendini bir tutabilirmisin? demekki hal böyleyken hadis ve ayetlere gerek kalmadan (fetva vermeden) herşeyin farkına varabiliyor bu insanoğlu. bugün bir kanalı izliyorum bir yabancı gelmiş kapanmış ağlıyor ŞEMS Tebrizi kabri başında diyorki dili döndüğünce " kadir kıymetini bilin!"niye diyor acaba ?? onun için kendimizi herkes ile bir tutmamak lazım mezhepler belli sünnetler belli hadisler belli en önemlisi ayetler belli saptırıp söylememek gerekli.


müşahit
Değerli kardeşim. Öncelikle ne demek istediğimi sanırım anlamışsındır. Kurana muhatap olmadan ilimde derinleşilmez dedim. Sanırım bunu kaçırmışsım yazdıklarımın arasından. Öyle her gelen fetva versin dediğim falan yok. dediğim o ki; Hüküm mercii Allah’tır. Bu da kendisinden inen vahiydir. Vahye muhatap olan herkes onu öğrenmek ve onda derinleşmek zorundadır. Bu, müslümanım diyen herkesin üzerine farzdır. Fetva vermek illaki eliyet sahibi insanların işidir. Bu ehil insanlarda kalkıp kendi kafalarından fetva vercek değillerdir herhalde. Tabiki muhatap oldukları ve derinleştikleri Allah kelamından fetva vereceklerdir. Öyle menkıbeler okuyan ve bir çok hurafi bilgilerden beslenen insanların işi değildir diyorum. İslamda din adamı yoktur derken burada bunu kastettim. sen müslümansan zaten ilim ehli olmak zorundasın. Kuranı öğrenip onda derinleşmek zorundasın. Kuran hiç bir zaman ey alimler veya şeyler veya evliyalar dememiştir.Dolayısıyla Rabbın rızasını gözeten her müslüman ilimde derinleşmek zorundadır ve dediğim gibi bu, her müslümanın üzerine farzdır. BURADA BİLİNMESİ GEREKEN ŞEY ŞUDUR; FETVA VERİRKEN KURAN’I BAZ ALIYORMUYUZ? ALMIYORMUYUZ? MESELENİN ÖZÜ BUDUR.
öyle hurafelerle alim olunmayacağını her müslümanın bilmesi gerekir. İçinde şek ve şüphe barındıran hiçbir bilgi dinde kaynak olamaz diyorum. Bkın hadis diyorsunuz. Hadis konusunda size söyleyeceğim şey şudur. Elbetteki Kuran’ın ruhuna ve özüne uyan her hadisi yaşamak güzeldir. ancak hadis külliyatları o kadar kirlidir ki bunu bile söylemek için on defa düşünmek lazımdır. Bak kardeş hadis konusunda sana kısa bir bilgi vereyim;

Hz. Muhammed ve sonraki on yıllarda yasak olan hadis yazma ve nakletme işi tavan yapmıştır. En sağlam kaynak olan gösterilen Buhari 600000 (bazı kaynaklara göre 700000) hadis arasından 7275 hadis seçmiş ve bazı hadisler için BİR AYLIK YOL kat ettiğini iddia etmiştir. Yüzde hesabını kendiniz yapıp ortada dolaşan UYDURMA HADİS miktarını gözlemleyebilirsiniz. 600.000 hadisin toplanması ve incelenmesi SÜRESİNİ KABACA HESAPLAMANIZ da kaynağın kendisinin GÜVENİLİRLİĞİNE dair iyi bir örnek olabilir. En sağlam kaynak olarak kabul edilen bu sahih hadis kitaplarındaki,

TÜRKLERİN YECUC MECUC OLDUĞU, sevdiği insanları soyduğu sevmediklerini öldürdüğü’

gibi rasyonel, tam peygamberimizin söyleyeceği yüzlerce hadisi buraya dökmeye gerek yok sanırım. Sadece veda hutbesinin bu kaynaklarda üç ayrı şekilde yazıldığını söylemek yeterli olur.
1. birinci versiyon,"ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"Allah’ın kitabını ve ehli beytimi" bırakıyorum.

(Müslim 44/4,no:2408; ibni hanbel 4/366; darimi23/1,no:3319)

2. ikinci versiyon,"ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"Allah’ın kitabını ve sünnetimi" bırakıyorum.

(muvvata 46/3)

3. üçüncü versiyon:"ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,"Allah’ın kitabını " bırakıyorum."

müslim 15/19, no:1218 ; ibni mace,25/84, ebu davud,11

yüz binden fazla insanın izlediği veda hutbesinin üç ayrı versiyonunun bu ‘sahih’ kaynaklarda yer almasıdır.
İşin ilginç tarafı da bu kaynaklara güvenilmesine rağmen hiçbir mezhep diğerinin veda hutbesini temel almaz.
Şimdi buna karşılık bakıyoruz ki KURAN ise;

6/38 Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

7/52 Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik.

10/37 Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.

DİYOR VE BUNDA EN UFAK BİR ŞEK-ŞÜPHE BULAMAZSIN.

Şimdi soruyorum sana sevgili kardeşim. Öyle içinde birbirine tezat bir çok itham bulunan bir kaynak mı daha güvenilir? Yoksa içinde hiç bir şüphe bulunmayan Kuran mı? daha güvenilir. Elbetteki içinde şek-şüphe bulunmayan Kuran deriz Tabiki.. İşte tam da bu noktada olay çözümlenir. Bu içinde şek Şüphe barındırmayan kaynağı baz alıp fetva vermek tabiki daha islamidir.

Bakın, yine sizin bu sitenizde bir gafil zat hadis mi? diye neyi soruyor..

Peygamberimiz (sav) Kürtlerini Devleti olmayacanı söylemiştir dogrulugu var mıdır?

bitlis kürt beyi şeref hân’ın "şeref-nâme" adlı eserinin mukaddimesinde yer alan bir rivâyete göre; âhir zaman peygamberi gönderilip de, cihân hükümdarları biat etmek üzere ona elçilerini gönderince, asrın türk hükümdârı bayındır hân oğuz kaviminin elçileriyle birlikte "kürt büyüklerinden bügdüz’" adında birini de göndermişti(13) resulullah aleyhisselâm biatları kabul ettiği sırada kürt elçisini dikkatle inceleyip, onu "saçları kırkılmamış, bıyıkları alınmamış, tırnakları kesilmemiş" bir hâlde görünce,(14) şeref hân’ın ifâdesiyle; "bu korkunç yapıdaki elçinin hâline şaşarak, hangi kabîleden olduğunu suâl buyurdu elçi; "kürt tâifesinden" olduğunu söyleyince, peygamber -aleyhi’s-selâm-:

bu kavme hiçbir zaman devlet kurmak nasip olmasın, çünkü dünyanın başına belâ olurlar!’ dedi" (15)

şeref han bu rivâyeti naklettikten sonra resulullah’ın bu beddûası nedeniyle, kavmi olan kürtler’in yeryüzünde hiçbir zaman devlet kuramadıklarına ve kurmalarının da mümkün olmadığına dikkati çekerek; "onun için kürtler’e büyük devlet kurmak ve saltanat sürmek nasip olmamıştır!" demişti

Şimdi bu zata desenki yahu kardeşim şen ne şöven irkçı birisisin. Sana kızarak diyecek ki kardeşim, ne kızıyorsun Bunu yazan ben değilim ki. Bunun hadis olduğu söyleniyor be ne yapayım.. İşin aslına bakarsan ben bu zata kardeş sen haklısın, bu hadis se buna uymak lazım mı diyeceğim.. İşte demek istediğim tam da bu. Eğer din tek ise Kaynakta tektir/8ilah ta tektir/ bu dinin peygamberi de tektir. İşte bu Tevhid akidesidir.

Evet sevgili kardeşim SÖYLEMEK İSTEDİĞİM BU… GERİSİ SANA KALMIŞ…


kalpsizisi
ben vahiylerin açıklamasını sana tekrar buraya yazacam tek tek. sonrada artık cevap vermicem zira din adına iddalaşmak iyi değildir ama bence araştırıp sonra konuya dalmak gerekir
kısa ve öz olacak inşallah kanaat getirrsin yoksa hadis katiplerinden şüphe ettiğini düşüneceğim. (hadis katiplerinide yazacağim içlerinde kimler olduğuna dikkat et)

VAHİY : Bir fikrin, bir hakikatın veya emrin Allah (C.C.) tarafından Peygambere bildirilmesi.

Lügatta vahiy: Kelâm, kitap, işaret, irsal, ilham, ifham, emir, teshir, bir şeyi harfiyyen i’lâm, bazı hususi maksadları tebliğ gibi mânalara gelir.

Şeriatta vahiy: Dilediği ahkâmı, esrar ve hakaikı Peygamberan-ı Zişanına rüya, ilham, kitap, irsal-i melek yollarından biriyle Cenab-ı Hakk’ın bildirip ifham buyurması demektir. (Vahiy ve ilhamın farkları: Birincisi: İlhamdan çok yüksek olan vahyin ekserisi melâike vasıtası ile ve ilhamın ekserisi vasıtasız olmasıdır. Meselâ: Nasıl ki, bir padişahın iki suretle konuşması ve emirleri var. Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyyet-i umumiyye haysiyetiyle bir yâverini bir vâliye gönderir. O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetini göstermek için bazan vasıta ile beraber bir içtima yapar. Sonra ferman tebliğ edilir.İkincisi: Sultanlık ünvanı ile ve padişahlık umumi ismiyle değil, belki kendi şahsı ile hususi bir münasebeti ve cüz’î bir muamelesi bulunan has bir hizmetçisi ile veya bir âmi raiyyetiyle, hususi telefonu ile hususi konuşmasıdır. Öyle de Padişah-ı Ezelî’nin umum âlemlerin rabbi ismiyle ve kâinat Hâlıkı ünvanı ile vahy ile ve vahyin hizmetini gören şümullü ilhamları ile mükâlemesi olduğu gibi; her bir ferdin, her bir zihayatın Rabbi ve Hâlıkı olmak haysiyetiyle hususi bir surette fakat perdeler arkasında onların kabiliyyetine göre bir tarz-ı mükâlemesi var.İkinci fark: Vahiy gölgesizdir, safidir, havassa hastır. İlham ise; gölgelidir, renkler karışır, umumidir. Melâike ilhamları ve insan ilhamları ve hayvanat ilhamları gibi çeşit çeşit, hem pekçok envaiyle denizlerin katreleri kadar kelimat-ı Rabbâniyenin teksirine medar bir zemin teşkil ediyor. Ş.) (Vahiy iki kısımdır: Biri: "Vahy-i Sarihî" dir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur’an ve bazı ehadis-i kudsiye gibi.İkinci kısım: "Vahy-i Zımnî" dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder; veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadiyle yaptığı tafsilât ve tasviratı ya vazife-i risalet noktasında ulvi kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.İşte her hadiste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvi âsârı aranılmaz. Mâdem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette O’na vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve teârüf-ü umumi cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor. Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasıl ki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem’in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevap geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem’e gitti." Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ın beliğ bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin te’vilini gösterdi.

VAHİY

Sözlükte "gizli konuşmak, emretmek, ilham etmek, îma ve işâret etmek, seslenmek, fısıldamak, mektup yazmak ve göndermek" anlamlarına gelen vahiy, ıstılahta, Allah’ın peygamberlerine iletmek istediği mesajlarını, doğrudan doğruya veya Cebrail vasıtasıyla bildirmesine denir.

Kur’ân ve diğer kutsal kitaplar, vahiy ürünüdür. Vahiy, ilâhî ve gayr-i ilâhî olmak üzere iki kısma ayrılır. İlâhi vahiy, Allah’ın vahyi demek olup 5 çeşittir:

1- Cebrail’e (Necm, 53/10) ve diğer meleklere vahyi (Enfâl, 8/12).

2- Cansız varlıklardan yeryüzüne (Zilzâl, 99/4-5) ve gökyüzüne (Fussilet, 41/12) vahyi. Bu vahiy, "emretmek" anlamındadır.

3- Canlılardan bal arısına vahyi (Nahl, 16/68-69). Bu vahiy, ilham, içgüdü anlamındadır.

4- İnsanlardan Hz. Musa (a.s.)’ın annesine (Kasas, 28/7) ve Hz. İsâ (a.s.)’ın havarilerine (Mâide, 5/111) vahyi. Bu vahiy, fıtrî ilham, îma, emir anlamındadır.

5- Peygamberlere vahiy (Nisâ, 4/162; A’râf, 7/117, 160). Bu vahiy, ıstılâhî anlamdaki gerçek vahiydir. Vahiy denince ilk akla gelen bu vahiydir. Bu vahiy, sözlü, sözsüz ve Cebrail vasıtasıyla olur. Sözlü vahiy, Allah’ın perde arkasından peygamberine hitap etmesidir. Sözsüz vahiy; rüyada veya uyanık iken vahyin peygamberin kalbine ilkası şeklinde olur.

Cebrail vasıtasıyla vahiy;

a) Peygamber uyanık veya uykuda iken vahyi peygamberin kalbine ilkası ile,

b) Cebrail’in melek veya insan suretinde vahiy getirmesi ile,

c) Cebrail görünmeden vahyin çıngırak sesi şeklinde gelmesi ile olur.

Vahyin geliş şekillerinden bir kısmı, Şûrâ sûresinin 51. âyetinde bildirilmiştir. Vahiy, Allah ile peygamber arasında bir sırdır. Mahiyetini insanların tam anlaması imkânsızdır. Vahiy geldiği anda peygamber titrer, rengi değişir, alnı terler ve nefesi sıkışırdı. Hz. Muhammed (a.s.) gelen vahyi aynen hafızasına alır (Kıyame, 75/16-19), sonra vahiy katiplerine yazdırırdı. Her sene Ramazan ayında inen âyetleri ve sûreleri Cebrail’e okuyup arz ederdi.

Gayr-i ilâhî vahy ise, ilâhî olmayan, cin ve insanlar arasında cereyan eden vahye denir. Zekeriyya (a.s.)’ın kavmine vahyi gibi (Meryem, 19/11), bu vahiy, imâ ve işâret etmek anlamındadır. Şeytanın şeytana vahyi gibi (En’âm, 6/121); bu vahiy, fısıldamak ve gizli konuşmak anlamındadır.

VAHY-İ GAYRİ METLÜV

Okunmayan vahiy demektir. Bundan maksat, Peygamberin Kur’ân dışı aldığı vahiydir. Hz. Muhammed (a.s.)’in Kur’ân dışı vahiy aldığının, âyet ve hadislerden bir çok delili vardır. Bakara sûresinin 144, Tahrîm sûresinin 3, Necm sûresinin 3-4, Nisâ sûresinin 113, Ahzâb sûresinin 34. âyetleri; Cibrîl hadisi diye meşhur olan hadis (Ebû Dâvûd, Kader, 17) buna delildir. Cibril, Kur’ân için indiği gibi sünnet için de iniyordu (Tecrid, II/460-464). Hz. Muhammed (a.s.), "Bana Kur’ân ve onun gibi bir misli verildi." demiştir (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Ahmed, IV/131). Hz. Peygamber Kur’ân dışı vahiy almakla birlikte, bütün hadislerin vahiy ürünü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân âyetlerini tefsîr ve teyit sadedinde, öğüt vermek amacıyla, kendi re’yini beyan sadedinde sözler de sarf etmiştir. Bunlar dinde delil olmakla birlikte, vahiy ürünü olarak kabul etmemek gerekir; ancak, vahyin kontrolünde söylenmişlerdir. (İ.K.)

VAHY-İ METLÜV Okunan vahiy demektir. Bundan maksat Kur’ân’dır. "?Bu Kur’ân bana sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu?" (En’âm, 6/19); "Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’ân-ı acele okuma…" (Tâ-hâ, 20/114) vb. âyetler, Kur’ân’ın vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir. (İ.K.)

VAHİY KATİPLERİ

Vahiy katipleri, Hz. Muhammed (a.s.)’a inen âyetleri yazanlara denir. İlk vahiy katipliğini Mekke’de Abdullah İbn Sa’d, Medine’de Zeyd ibn Sabit yapmıştır. 40 kadar vahiy katibi vardı. Bunlardan bazılarının isimleri şunlardır; Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir, Muaviye, Amr ibn el-As, Muaz ibn Cebel, Übey ibn Ka’b, Muğire ibn Şu’be, Şurahbil ibn Hasene, Halid ibn Velid…

Vahiy katipleri, âyetleri ince beyaz taşlara, kürek kemiklerine, işlenmiş derilere, bez parçalarına, hurma dallarına yazıyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında bu malzemeleri Zeyd ibn Sabit bir kitap halinde cem etmiştir.

senin istediğin üzere kuran-ı kerim kaynaklı vahiyler ve çeşitleri katipleri açıklamaları anlamları .
konumuz vahiy ise başka bir ayet yazmamıza başka bir hadis yazmamıza gerek yoktur.


@mir
< 4- İnsanlardan Hz. Musa (a.s.)’ın annesine (Kasas, 28/7) ve Hz. İsâ (a.s.)’ın havarilerine (Mâide, 5/111) vahyi. Bu vahiy, fıtrî ilham, îma, emir anlamındadır. >
vahyi gayri metluvu isbatlayan 30’a yakın ayet verdim
linkini de üç defa verdim
ama ya görmedi ??!! ya da daha da kötüsü görmezlikten geliyor ki
başka başlıklar altında sorduğum bazı sorulara ısrarla cevab vermemesi
ikinci ihtimali daha da kuvvetlendiriyor

buradaki çarpıtmalarına gelince:
< Hz. Muhammed ve sonraki on yıllarda yasak olan hadis yazma ve nakletme işi tavan yapmıştır.En sağlam kaynak olan gösterilen Buhari 600000 (bazı kaynaklara göre 700000) hadis arasından 7275 hadis seçmiş ve bazı hadisler için BİR AYLIK YOL kat ettiğini iddia etmiştir. Yüzde hesabını kendiniz yapıp ortada dolaşan UYDURMA HADİS miktarını gözlemleyebilirsiniz. 600.000 hadisin toplanması ve incelenmesi SÜRESİNİ KABACA HESAPLAMANIZ da kaynağın kendisinin GÜVENİLİRLİĞİNE dair iyi bir örnek olabilir. En sağlam kaynak olarak kabul edilen bu sahih hadis kitaplarındaki, >
bu iddia süryanilikten dönen ama nereye döndüğünü sadece Allah’ın bildiği bir kişiye aiddir
hadisi tümden inkar edenler de
her uydurma hadise sahip çıkanlar da dahil
ümmetin çoğu ne yazık ki araştırmadan düşünmeden ezberleyip tekrar eden kişiler olduklarından
bu da dahil her saptırıcının peşinden giderler

bakın bu adamlar Buhari’nin
" bu kitaba aldığım her hadis için guslettim ve iki rekat istihare namazı kıldım" sözünü nasıl çarpıtıyorlar:
Buhari sadece kitabına aldığı hadisler için guslettiğini ve istihare namazı kıldığını ifade etmesine rağmen
onlar Buharinin bu sözünü 600 000 hadis için gusledip namaz kıldığı şeklinde çarpıtıyorlar
sonra da "insanın ömrü buna yetmez" diyerek Buhari’yi yalancılıkla itham ediyorlar

işin doğrusu ise şudur:
Buhari’nin kitabında tekrarlar hariç 1750 hadis vardır
kitap 16 yılda yazıldığına göre 16yıl x 354gün = 5664 gün
5664 gün / 1750 hadis= 3,2 günde bir gusül ve istihare namazı eder
bu da imkansız değildir

Buharinin kitabına aynı hadisi tekrar tekrar yazarken bile guslettiğini farz edelim
o zaman hesab şöyle olur:
5664 gün / 9082 hadis= 0,6 gün
yani Buharinin günde iki kere gusledip istihare namazı kılması yeterli gelecekti

ayrıca Buhari’nin 600 000 hadisten sadece 1750 tanesini alması
kitabına almadığı diğer tüm hadislerin uydurma olduğu anlamına geldiği iddiası da
Buhari’nin sözlerinin çarpıtılmasından başka bir şey değildir

müşahit
gene birileri sizi aldatmış
bırakın şunların peşinden gitmeyi
onların tek dayanağı sizin araştırmıyor ve incelemiyor olmanızdır


müşahit
Şüphesiz Allah her şeyi görendir sevgili kardeşim.Bak şu ayeti kerime ne de güzeldir..
…..Allah bize yeter.. O ne güzel vekildir…. (al-i imran/173)

Evet sevgili kardeşler….Hepsi bu…..


Kayıtsız Üye
SAV in sünnetini devre dışı bırakmak "Peygamberin görevi sadece Kur an ı tebliğ etmektir demek." O sav posta memurumu, o halde kargo cunun verdiğiniz Kur an siparişini kapınıza getirmesiyle bir farkı kalmaz. O nun örnekliği olmadan hadisler olmadan İslam da olmaz. Aksi halde Ayetlerde O na uymamızın istenmesinin gere
ği olmazdı.


Kayıtsız Üye
Vahy-i gayri metluv olabilir, ancak bunun bizi bağlayan bir tarafı yoktur, eğer bizi bağlasaydı Kur’an’da yer alırdı. Eğer bir vahy Kur’an’da yer almıyorsa, bunun yalnızca peygamberi veya o zaman dilimini ilgilendirdiğini düşünebiliriz. Çünkü Kur’an’da yer almamasının teknik bir sonucu olur. Vahy-i gayri metluv’dan yola çıkarak, tüm hadis rivayetlerini vahy olarak kabul etmek ve böyle sunmak, Kur’an ve tarihsel verilerle uyuşmuyor.


vahyi gayri metluv nedir, vahyi metluv ne demek, vahyi gayri metlüv nedir

Bir önceki yazımız olan Fücur Ne Demektir? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Linkedin'de Paylaş

Yorum Yazabilirsiniz.

Gizlilik Politikası İletişim Sitemap Sitemap2 Sitemap3

Site içerisinde....