Anasayfa
19 Temmuz 2021, 20:51
Tasavvuf
Yönetici

Muhabbetullah Ayet, Hadis, Kıssa

ehli-sunnet
Bakara / 165 İnsanlardan kimi de Allah’tan başka şeyleri O’na eş tutuyorlar da onları, Allah’ı sever gibi seviyorlar Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı

Ankebut / 25 (İbrahim onlara) dedi ki: "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz Sonra kıyamet günü (geldiğinde) ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir Varacağınız yer cehennemdir Ve hiç yardımcınız da yoktur"

Bakara / 186 Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar

Al-i İmran / 31 (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir

Enbiya / 90 Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldı Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler

HADİS-İ ŞERİFLER

Enes radiya’llâhu anh’den:Şöyle demiştir: Nebiyy-i Mükerrem salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kimde üç şey bulunursa halâvet-i îmânı tatmış olur Allâh ile Resûlu’llâh kendisine mâadâlarından daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek, fakat yalnız Allâh için sevmek; (Allâh, onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak

Yine Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh (sened-i muttasıl ile) Nebiyy-i Ekrem salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle buyurduklarını rivâyet etmiştir:
Yedi kimseyi Allâhu Teâlâ kendi zıllinden başka zıl olmayan (Kıyâmet) gününde kendi zılli altında barındıracaktır: (Birincisi) imâm-ı âdil, (ikincisi) Rabbine (tâat ve) ibâdet içinde perverde olmuş genç, (üçüncüsü) gönlü mescidlere merbut olan kimse, (dördüncüsü) Allah yolunda sevişip buluşmaları da, ayrılmaları da buna müstenid olan iki kimsenin her biri, (beşincisi) mansıb ve cemâl sâhibi bir kadının matlûbu olduğu halde "Ben Allah’dan korkarım" diyerek harâmı irtikâb etme)yen erkek, (altıncısı) infâk ettiğinden solundaki haberdâr olmayacak kadar ahfâ olarak sadaka veren adam, (yedincisi de) tenhâda (lisânen, yâhud kalben) Allâhu Teâlâ’yı zikredip de gözü (dolup) taşan kişi

Übâde İbn-i Sâmit radiya’llahu anh’den rivâyete göre, Nebî Salla’llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Her kim Allah’a kavuşub görmeğe muhabbet ederse, Allah da ona kavuşub görmesini sever Her kim de Allah’a mülâkî olmayı hoşlanmazsa, Allah da ona mülâkî olmayı hoşlanmaz ‘Âişe, yâhud Peygamber’in bâzı kadınları: Yâ Resûla’llah! Biz, ölümü hiç hoşlanmayız, demişlerdi Resûl-i Ekrem kadınlara: Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil Belki şöyledir: Mü’mine ölüm hâli gelince Allah’ın o kulundan hoşnutluğu, Allah’ın ikrâm ve ihsânı müjdelenir Bu müjde üzerine artık mü’min’e önünde (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hallerden sevimli bir şey olamaz O anda mü’min Allah’a mülâkî olmaya muhabbet eder, Allah da mü’min kuluna mülâkatı sever Fakat kâfir öyle değildir Ona ölüm hâli hazır olduğunda Allah’ın azâbı ve ukubeti müjdelenir O anda kâfire önündeki ölüm gibi, hallerden çirkin bir hal olamaz Bu sûretle kâfir Allah’a mülâkî olmayı fenâ görür, Allah da ona mülâkî olmayı fenâ görür

İbnu Abbas radıyAllahu anhüma anlatıyor:"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin Beni de Allah sevgisi için sevin Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin"

Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Allah bir kulu sevdi mi, Cebrâil (aleyhisselam)’e şöyle seslenir: "Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!" Bunun üzerine semâda aynı şekilde nida edilir Sonra, arz ehli arasına onun sevgisi indirilir Bunu şu ayet ifade etmektedir: "İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahmân sevgili kılacaktır" (Meryem 96) "Allah bir kula buğzettimi, Cibril (aleyhisselam)’e seslenir: Ben falancaya buğz ediyorum Bu şekilde semâda nida edilir Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir"

Hz Enes (radıyAllahu anh) bildiriyor; Hazreti Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz"

İbnu Mes’üd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi Sonra "Geri dön!" diye emretti O da geri döndü Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim"

Ebü’d-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hz Dâvud (aleyhisselâm)’un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl"
Ebü’d-Derdâ der ki: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Dâvud’u zikredince, onu "insanların en âbidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)" olarak tavsif ederdi."

Bakara / 165 İnsanlardan kimi de Allah’tan başka şeyleri O’na eş tutuyorlar da onları, Allah’ı sever gibi seviyorlar Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı

Allah’ın birliği ve kudreti bu kadar fiilî ve sözlü âyetleriyle açık ve parlakken buna karşı: insanlardan bazıları vardır ki, Allah’a karşı denkler, benzerler tutarlar ki, onları, Allah’ı sever gibi severler. Onların emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allah’a isyan içinde bulunurlar
Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah’ı inkar ederek olsun ve gerekse olmasın, ilâhlık mânâsında onları Allah’a ortak yapmaktır Bunların bir kısmı, bu şirki açıktan yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan açığa ilâh, mabud adını vermekten çekinmezler Onlara "Rabbimiz, tanrımız" derler. Hatta ilâhlarının doğması ve doğurması görüşünü benimseyerek onlara aynı cinsten, mabut derecesinde oğullar, kızlar tasavvur edip yakıştırırlar Diğer bir kısmı da açığa vurmadan aynı muameleyi yaparlar Onları, Allah’ı sever gibi severler, onları nimet sahibi olarak tanırlar Onların sevgisini, hareketlerinin başı kabul ederler Allah’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar Allah rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler

Bu âyet bize gösteriyor ki, ilâhlık mânasında son derece sevgi, bir esastır Ve mabud, en yüksek seviyede sevilen şeydir Böyle son derece sevilen şeyler, ne olursa olsun, mabud edinilmiş olur Sevginin hükmü ise itaattır. Bunun için mabuda son derece itaat edilir Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı onun mabududur İnsanlar tarafından böyle sevgiyle mabud mertebesi verilerek Allah’a denk tutulan şeyler o kadar çeşitlidir ki, bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar Bununla beraber:"onları severler" ifadesindeki akıl sahiplerine ait olan "onlar" zamiri bunların özellikle akıllılar kısmını açıkça ifade etmektedir
…Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar gibi insanları, Allah gibi seven ve onlar uğrunda her şeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu, şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığın en büyük yarasını teşkil eder

Yunan, Roma, Avrupa medeniyet ve edebiyatında böyle muhabbet mabudlarının haddi ve hesabı yoktur Bu duygu, zamanına göre türlü türlü şekillerde ortaya çıkar. Hıristiyanlık da bu ruhla doludur. Hele Avrupa ruhunda, Avrupa edebiyatında bu tür şirk, o kadar ileri gitmiştir ki her eline bir kalem alan ve her hangi bir şiir söylemek isteyen kimse sevgilisine ilâh mertebesi vermeyi, en ufacık bir işi övmek için hemen yaratma kudretini yakıştırmayı bir hüner, bir şeref sayar. Yeryüzündeki insanlık kavgaları, bütün bu çeşitli ve birbirine zıt olan mabudların mücadelesi yüzündendir Bu anlaşmazlık ve ihtilaflar, her birinin arasındaki binlerce dalkavuk tarafından körüklenir ve insanlık günden güne ahlâkî düşüklüğe sürüklenir İlimlerin, fenlerin, sanatların gelişmesi, buna çare bulamaz Bilakis hepsi, bu şirk ocağını yakmak için gaz ve benzin yerine kullanır

Bunlar, gerçekte ne Allah tanır, ne peygamber Her birinin gönlünde zaman zaman bir veya birkaç mahluk yer tutmuştur Onları Allah gibi severler, onlara mabud muamelesi yaparlar. Onlara itaat etmek için Allah’a isyan ederler"Onları, Allah’ı sever gibi severler" ifadesi, bütün bunları tasvir etmektedir Buna velileri ve peygamberleri mabud derecesine çıkaranlar da dahildir

Bunun için Allah’ın velileri, peygamberleri ve melekleri gibi sevgili kullarını severken âyet-i kerimenin kapsamını iyi düşünmeli; sevgilerini, Allah sevgisi derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır Çünkü Allah için sevmekle, Allah’ı sever gibi sevmek arasındaki farkı bilmek gerekir Allah’ı sevenler, Allah’ın yolunda giden sevgili kullarını da severler Fakat Allah’ı sever gibi değil, Allah için severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar."Ey Muhammed! de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin" (Âl-i İmrân, 3/31)

KISSALAR

Hallac Mansur’u on sekiz gün hapsederler. Bir ara imam Şibli yanına gelir, sorar;
-Ey Mansur, sevgi-muhabbet nedir?
-Bu gün sorma, yarın sor.
Ertesi gün olur Hallac’i katletmek üzere zindandan çıkarırlar ve bir meydana götürüler. Mansur, tam bu sırada yetişen Şibliye şöyle seslenir:
-Ey Şibli, sevgi- muhabbet’in evveli yanmak, sonra katlonulmaktır.
Mansur’a sormuşlar:
-Sen kimsin
cevap vermişti:
-Ben Hakk’ım
İşte bu sözün üzerine katledilmişti. Meselenin açıklaması şudur:
Hallac öyle bir mertebeye yükselmişti ki, onun nazarında Allah’tan başka her varlık fani, yok olmaya mahkum ve batıl idi. Gerçek varlık yalnız Allah=Hakk idi. İşte bu kadar yüksek bir mertebeye çıkmış olan Hallac.

ATEŞ SEVDİKLERİMİZİ YAKMAZ
Anlatıldığına göre münafık ve cimri bir adam varmış, karısına hiç kimseye sadaka vermeyeceğine dair yemin verdirmiş, aksi halde boşayacağını söylemiş.
Günün birinde kapıya bir dilenci gelmiş ve Ey hane halkı! Allah hakkı için bana bir şey verir misiniz? diye seslenmiş, kadın da dilenciye üç çörek vermiş. Dilenci yolda münafıkla karşılaşmış.Adam bu çörekleri sana kim verdi diye sormuş. Dilenci de işte şu evin hanımı diye cevap vermiş. Dilencinin tarif ettiği ev kendi eviymiş.
Münafık koca öfke ile eve girmiş ve karısına sen hiç kimseye bir şey vermeyesin diye yemin etmedin mi? diye bağırmış. Kadın Allah için verdim diye cevap vermiş.
Adam kalkmış, tandırı yakmış ve tam kızınca karısına Kalk, kendini Allah için şu tandıra at bakalım diye emretmiş. Kadın kalmış ziynetlerini almış. Münafık ziynetleri bırak diye bağırmış. Kadın seven sevgilisi için süslenir. Ben sevgilimi ziyaret etmeye gidiyorum diyerek yeni elbisesini giymiş olarak kendini kızgın tandıra atmış, adam da kapağı kapatarak oradan uzaklaşmış.
Aradan üç günün geçmesi üzerine münafık, tandırın başına gelmiş. Kapağını kaldırınca kadının Allah’ın izni ile yanmadan içerde sapa sağlam durduğunu görerek şaşkına dönmüş. O sırada gizliden kulağına şöyle bir ses gelmiş:
– Ateşin sevdiklerimizi yakmadığını bilmiyor muydun?

FİRAVUNUN KARISI
Nakledildiğine göre Firavun’un karısı asiye kocasından gizli olarak iman etmiş, imanını saklıyormuş. Fakat Firavun sonunda durumu öğrenince, ona işkence edilmesini emretmiş. Çeşit çeşit işkencelerden geçirildikten sonra Firavun ona imanından dön diye teklif etmiş, fakat Asiye dönmemiş.
Bunun üzerine Firavun bir tomar kazık getirtmiş, bunlarla Asiye’nin vücudunun çeşitli yerlerine vurmuşlar. Sonra Firavun karısına bir daha dininden dön diye teklif etmiş. Asiye ona şöyle cevap vermiŞ:senin zorbalığın ancak benim nefsime hükmedebilir, Kalbim ise Allah’ın himayesindedir.Beni kıymık kıymık doğrasan bile sadece Allah’a karşı duyduğum sevginin artmasına sebeb olabilirsin.
Derken Hazreti Musa (aleyhisselam) Asiye’nin yanına varmış. Asiye onu görünce ey Musa! Söyle bana, Rabbim benden hoşnut mu? Yoksa bana kızgın mı? diye seslenmiş. Hz. Musa ona şu cevabı vermiş. Ey Asiye! Göklerin melekleri senin yolunu gözlüyor, yani hepsi senin özlemini çekiyor. Ulu Allah seninle iftihar ediyor, ne istiyorsan bana söyle, mutlaka yerine getirilecektir.
Bunun üzerine Asiye şöyle dua etmiş, Asiye’nin duası Kur’an-ı Kerim’de Allah tarafından bize nakledilmektedir. Ulu Allah şöyle buyuruyor: Ey Rabbim! Bana Cennete senin yanında bir ev yap. Beni Firavundan ve onun amelinden kurtar. Beni zalimler güruhundan kurtar” (Tahrim / 11)

Mârûf-i Kerhî’nin dostlarından biri kendisine dedi ki:
– Bize söyle, seni halktan ve dünyadan nefret ettirip halvete ve ibâdete bağlayan nedir? Ölüm korkusu mu? Cehennem korkusu mu? Yoksa Cennet umudu mudur? O zaman Mârûf-i Kerhî ona şu cevabı verdi:
-Bunların hiç biri değildir. Şu Padişah ki, bunların hepsi onun elindedir, eğer o Padişah sevgisinin ve dostluğunun lezzetini zevk eylesen. ondan başka her şeyi unutursun. Ve eğer sana onun bütün marifeti hasıl olsa bunların hepsinden ar edersin.

Bâyezid’in kadri yüce bir dostu vardı. Bir gün o dostu Bâyezid’e şöyle dedi.
-Otuz yıl var, gece namaz kılar, gündüz oruç tutarım. Fakat söylediğiniz sünnetlerden hiç birisi bana zahir olmadı.
Bâyezîd de:
-Eğer üç yüz yıl ibâdet etsen o haller yine sana görünmez! dedi. O kişi:
-Niçin? diye sordu. Bâyezîd de:
-Çünkü, dedi. Sen kendi mevcudiyetinle hicaba (perdeye) girmişsin. Sen yalnız kendini seviyorsun.
O kişi:
-Bundan kurtulmanın çaresi nedir? diye sordu. Bâyezîd:
-Çaresini yapmağa gücün yetişmez! dedi. O kadri yüce dost:
-Bildir, yaparım! dedi. Bâyezîd yine:
-Yapamazsın! deyince, o kişi:
– Hele bir söyle! Yapayım! dedi, Oda:
– Hemen bir berberin yanına git! Saçını ve sakalını tıraş ettir. Beline de bir futa (önlük) bağla.Eteğine ceviz doldur. Pazar yerine gir ve şöyle bağır:”Her kim enseme bir sille indirirse ona şu kadar ceviz vereceğim!” Sonra da şehrin kadısının ve sultanının yanına kadar bu halde git! Bunları işiten Bâyezîd’in dostu: SübhanAllah. dedi Bunun üzerine Bayezid:
-SübhanAllah demekle şîrk’e (müşrikliğe) düştün, Allah’a ortak koştun! Çünkü SûbhânAllah ‘ı kendi tazimin için söyledin! dedi.
O kişi:
-Bana başka söz söyle kî, bunları yapmak elimden gelmez! dedi. Bâyezîd de:
-Birinci çare budur. Onu söyledim, dedi. O kişi yine:
-Bunu yapamam! dedi. Bâyezîd de:
-Zaten ben de sana yapamayacağını söylemiştim, buyurdu.

Evet, Bâyezîd de bu sözü o kişinin makam, mevki isteklerinde bulunduğundan Ötürü söylemiş, büründüğü perdeyi, kendi kendini Hak’dan nasıl perdelediğini ona açıklamıştı. Halbuki Bâyezîd’in dediği yolda hareket etmek onun kurtuluşunun tek çaresiydi.

Bir hadis-ı şerifte şöyle buyurulmuştur:
-İsa aleyhisselâm’a Allahü Teâlâ şöyle buyurdu: "Bir kulun kalbine nazar kılsam, onda ne dünya, ne âhiret kaygısını görmesem, kendi muhabbetimi onun kalbine yerleştiririm. Ve o muhabbetin koruyucusu ben olurum."

İsmailaga.info


Cevap: Muhabbetullah Ayet, Hadis, Kıssa

ravza 2
Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl"
RABBİM razı olsun


muhabbetullah ile ilgili ayetler, muhabbetullah ile ilgili kıssalar, muhabbetullah

Bu kategoride yer alan Rabıta [Bağlantı, bağlantı vasıtası, bağlılık, tutarlılık, tertip, düzen, bağ, münâsebet, ilgi] başlıklı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.

Bir Yorum Yazın.

Forum Duası Copyright © 2007-2021
Gizlilik Politikası İletişim

Muhabbetullah Ayet, Hadis, Kıssa Başlıklı Yazımızın Yanında Websitemiz İslami bilgilerden, Dini Sorular, Cevaplar, Hac, Meal, Cennet, Cehennem, Farz, Sünnet, Hanefi, Şafii, Rüya yorumları, Gusül, Abdest, İmanın şartları, Namaz, Oruç, Kuran Sureleri, Ayetleri, Hadis, Dualar, İslamda Aile Tavsiyeleri, Kadın İle İlgili Konular, İbadet, İman, Mezhep, Hanefi, Şafii, Maliki, Hambeli, İslamın Şartları, Diyanet, Eğitim, Sohbet, Arapça, Hayırlı Geceler, Zekat, Mahrem Sorular, Evlilik, Sahabe Hayatları, Salavat,Dini Hikayeler, Günah, Helal, Haram, Tecvid, Yemin, Sadaka, Siyer, Fıkıh, Ahlak Gibi Konular İçermektedir.