1. 1
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,927
    Tecrübe Puanı: 189

    Şiîliğin doğuşu nasıl olmuştur?


    Şiîliğin doğuşu nasıl olmuştur?

    En büyük hidayet meşalesi olan Kur’ân-ı Azimüşşân’ın nâzil olmasıyla bütün insanlık âleminde yepyeni bir devir başlamıştı. İnsanlar kalp ve ruhlarının tabiî ihtiyacı olan “Hak Din”e kavuşma sevinci içinde idiler. Şirkten tevhide, zulmetten nura, hurafelerden hakikate, cehaletten bilgiye kavuşmuşlardı. Kur’an’ın hayattar prensipleri, onları her an maddî ve mânevî yüceliğe doğru götürüyordu.

    Resul-i Ekrem Efendimizin döneminde İslâmiyet’ Mekke, Medine, Hicaz ve civar bölgelerde mutlak hakimiyetini kurdu. Artık cehalet ve zulmet devri, yerini saadet ve nûr devrine bırakmıştı.

    Hz. Ebubekir ve Ömer (ra.) devirlerinde kısa zaman içerisinde yapılan eşsiz fetihlerle Suriye, Mısır, Irak ve İran’ın fethine başarılı olundu.

    Bu harikulâde gelişme, İslâm düşmanlarının, bilhassa Yahudilerin haset ve kinlerini kabarttı. Yahudiler, İslâmiyet’in kısa zamanda gösterdiği büyük gelişme karşısında dehşete kapılıyor ve beyinleri çatlayacak gibi oluyordu. Üstelik birçok Yahudi cemaatlerinin İslâm’a girişi de onları büsbütün çıldırtıyordu. İslâmiyet’in bu hızlı ve parlak yayılışı mutlaka durdurulmalıydı.

    Vaktiyle, Hıristiyanlara karşı tezgâhlanan oyunun, şimdi Müslümanlara karşı oynanması lâzımdı. Uzun müzakerelerde bulundular ve sonunda Medine’de İbn-i Sebe’yi sahneye çıkardılar. Abdullah İbn-i Sebe hahambaşıydı ve büyük bir komiteciydi.

    İbn-i Sebe, tahribat programını başlıca iki esas üzerine kurdu. İlk olarak, Müslümanlar arasında ayrılık çıkarmakla, İslâm’ın gelişmesine engel olacak; ikinci safhada İslâmî inanç ve itikada hurâfeler katarak, onlar arasına, kıyâmete kadar sürecek bir fikir ayrılığı sokacaktı. Bu iki hedefin gerçekleşmesi için komiteler kuracak ve onlar aracılığı ile Müslümanlar arasındaki birlik ruhunu, muhabbet, uhuvvet gibi mânevî bağları zayıflatarak ortadan kaldırmak üzere yoğun faaliyet gösterecekti. Her bir ifsat merhalesinin arkasından hemen durum değerlendirmesi yapılacak, plânlanan hedeflerle alınan neticeler kontrol edilecek, değişen ve gelişen şartlar altında yeni hedeflerin gerçekleşmesi için yeni plânlar yapılacak ve uygulama sahasına sokulacaktı.

    İbn-i Sebe, Müslümanlar arasında çıkardığı ihtilaflarla ve iç harplerle birinci maksadına tam muvaffak olmuştu.

    İbn-i Sebe, bu iç savaşlarla esas amacına yaklaşmış oluyordu. Çünkü onun asıl amacı, İslâm inancına hurâfeler sokarak onu öz saflığından çıkarmaktı.

    Bugün kavga eden müminler yarın barışabilir ve tekrar bir araya gelerek İslâm birliğini yeniden tesis edebilirlerdi. Müslümanlar arasında tâ kıyâmete kadar devam edebilecek bir ayrılık çıkararak onları inanç yönünden parçalamak, hiziplere ayırmak icap ediyordu. Şimdi yapılacak en önemli iş, inançları asıl çizgisinden saptırmak için dine hurâfeler sokmaktı. İbn-i Sebe bu işe, “Ehl-i Beyt” muhabbetini istismar etmekle başladı. Ehl-i Beyt’in en ateşli bir taraftarı olarak sahneye çıktı. Hilâfetin baştan beri Hz. Ali’nin hakkı olduğunu ve ondan haksız olarak gasp edildiğini etrafa yaydı. Hz. Ali ve evlâtlarını, “İlâhlar Hanedanı” haline getirerek İslâm Dinini Hıristiyanlıkta olduğu gibi tevhit esasından saptırmaya tevessül etti. Sonunda, İbn-i Sebe başkanlığındaki bir grup, Hz. Ali’nin (ra.) huzuruna çıkarak ona: “Sen Rabbimizsin, İlâhımızsın,” dediler. Hz. Ali, bu müşriklerin bir kısmını yaktırdı. İbn-i Sebe’yi ise, ordu içinde taraftarlarının çokluğu sebebiyle, fitne ve zaafa yol açacağı endişesinden, yaktırmaktan vazgeçti. İran’ın eski hükümet merkezi olan Medayin’e sürdürdü.

    Ne yazık ki, Medayin, İbn-i Sebe’nin sapık fikirlerinin üretilmesine çok müsait bir zemin idi. İbn-i Sebe burada, vaktiyle Hz. Ali’den kaçan Haricilerle görüştü ve reisleri Evfa oğlunu buldu. Evfa oğlunun Hz. Ali’ye karşı bir harekette bulunmak istediğini anlayınca, ona: “Böyle bir hareketle Ali’yi mağlup edemezsiniz, ancak siz mağlup olursunuz.” dedi. Evfa oğlu, İbn-i Sebe’ye fikrini sorunca, o da: “Üç fedai ile bu işi hallederiz.” dedi.

    Bu konuşmadan sonra, Hz. Ali, Hz. Muâviye ve Hz. Amr İbnü’l-Âs’ın öldürülmesinde mutabık kaldılar. Bu maksatla üç suikastçıyı yola çıkardılar. Üç sahabe, Ramazan’ın 17. günü sabah namazını kıldıracakları sırada öldürüleceklerdi. Takdir-i İlâhi ile Hz. Muâviye ve Amr İbnü’l-Âs bu suikasttan kurtuldular. Fakat İbn-i Mülcem isimli suikastçı Hz. Ali’yi, şahadetine sebep olan zehirli bir kılıç ile yaralamaya muvaffak oldu.

    İbn-i Sebe, İbn-i Mülcem’i Hz. Ali’yi öldürtmek üzere yola çıkardıktan sonra, Meymun oğlunu birkaç adamıyla Küfe’ye göndermişti. Meymun oğlu orada: “Ali ölmedi, uruç etti, semâya çıktı. Şimdi o, bulutların üzerindedir. Çok geçmeden geri dönecek ve kılıcıyla bütün dünyaya adalet dağıtacaktır...” gibi hurâfeler yayacaktı.

    İbn-i Sebe, yakın mesai arkadaşları ile beraber İran’da yapacakları ihanet faaliyetlerinin plânlarını hazırladılar ve çalışmaya koyuldular. O günkü sosyal durum da onların bu plânlarını uygulamaya son derece elverişli idi. Şöyle ki:

    İslâmiyet çok kısa bir zamanda geniş bir sahaya yayılmıştı. Bu derece geniş ve yaygın bir coğrafya üzerinde İslâm’ın bütün anlam ve inceliklerini, hikmet ve hakikatlerini, yeni Müslümanlığı kabul etmiş milletlere, intikal ettirmek, mizaçları farklı kavimleri İslâmî potada eritmek ve yoğurmak, henüz yeni kurulmuş bir İslâm Devleti için fevkalâde zor bir işti. İslâm’ın ulaştığı her yerde, İslâm’a kitleler halinde katılmalar oluyordu. Gerçi bu durum, Müslümanları sevindiriyordu. Fakat, mânevî hamur gerekli şekilde yoğrulamıyor, ideal mânâda Müslümanlar pek yetişemiyor, dolayısıyla da ideal duyuş ve yaşayış açısından Müslümanlar arzu edilen kıvamda bütünleşemiyordu. Halk tabakaları, işlenmemiş ham toprak gibiydiler. Bu durum, bilhassa kendini İran’da açık bir şekilde gösteriyordu.

    Yeni Müslüman olmuş kimseler, eski yanlış inançlarından bütün bütün kurtulmuş değillerdi. Asırlardan beri süre gelmiş hurâfe ve bâtıl inançların etkisinde kalarak ruhları, akılları, kalpleri boyanmış bu insanlara İslâm’ın vehim ve hayâlâttan, düzmece ve hurâfattan uzak olan berrak, net, safi hakikatlerini olduğu gibi kabul etmek hayli zor geliyordu. İslâmiyet bu mutaassıp insanlarca hakkıyla hazmedilemiyor ve hak din kalplere ve hislere tam mânâsıyla yerleştirilemiyordu. Psikolojik olarak istiyorlardı ki eski inançlarını, örf ve an’anelerini de İslâmiyet’le birlikte devam ettirsinler. Diğer taraftan, hilâfet makamı da, bu ülkede ikaz ve irşat hizmetini gereken seviyede yapamıyordu. O beldelerdeki insanlara, İslâm’ı bütün kurumlarıyla yerleştirme ve onların şüphe ve tereddütlerini izale etme hizmeti, büyük ölçüde aksıyordu. Zira, İslâmiyet gayet geniş bir sahaya yayılmış, sahabelerin büyük bir kısmı iç fitnelerde vefat etmiş, diğer bir kısmı uzlet hayatını tercih etmiş, bir kısmı da sosyal hayata müdahale edemeyecek kadar yaşlanmıştı.

    Bu önemli görevin ihmal edilmesi neticesinde, bu yeni beldeler uzun süre sahipsiz kaldı. Fetih zamanında aldıkları ilk feyiz ve ilimle Kur’an’a ve imana ait hakikatleri tamamıyla anlayamamışlardı. Bu sebeple henüz hak ve bâtılı, hurâfe ve hakikati temyiz edecek duruma gelmemişlerdi.

    İşte, Yahudi gibi fitneci bir kavim, bu sosyal durumdan faydalanmayı başardı.

    İbn-i Sebe’nin, İran’da olumsuz fikirlerini yerleştirmesinde önemli bir faktör de halkın psikolojik yapısıydı. Onların iç dünyasında, akıldan ziyade his hükmediyordu. Gönülleri hakikatten ziyade efsane ve hurâfelere açıktı. Hâdiseleri mantık ve muhakeme uyumu içinde tahlil edemiyor, fikir süzgecinden hakkıyla geçiremiyorlardı.

    Diğer taraftan asırlarca süren saltanatlarının ve milli gururlarının, vaktiyle köle addettikleri Araplar tarafından söndürülmesini de bir türlü hazmedemiyor, akıl plânında olmasa bile, his plânında İslâmiyet’e karşı bir hazımsızlık gösteriyorlardı.

    İbn-i Sebe, bütün bu faktörleri değerlendirmesini bildi. Arkadaşlarını toplayarak onlara, “Biz asıl harbe yeni başladık. Bilmiş olun ki, bu, Müslümanlar arasında kıyâmete kadar devam edecek bir savaşın başlangıcıdır. Şimdi, biz Ali’yi takdis edeceğiz ve ettireceğiz. Ona, yerine göre ‘ilâhlık’ yakıştıracağız, yerine göre ‘peygamberdir’ diyeceğiz, yerine göre de ‘hilâfetin, Ali’nin hakkı olduğunu, fakat Ebubekir, Ömer ve Osman’ın onun bu hakkını gasbettiklerini’ anlatacağız.”

    İbn-i Sebe ve arkadaşları, bu kararı aldıktan sonra etrafındaki adamlarını, bu fikirleri yaymak üzere görevlendirdiler. Bunlar, “Hilâfet Ali’nin hakkı idi. Hilâfete lâyık Ali ve evlâtlarıdır. Bu hak, onlardan gasp edildi. Üç halife, bilhassa Ömer, bu hakkı gasbetmekle Allah’ın iradesine karşı geldiler... Allah’ın iradesine itaat için Ali’den yana çıkmak lâzımdır...” diye telkinlere başladılar. Bu telkinler, halk tarafından kabul görünce, daha da ileri giderek insanlara ilâhlık isnat eden “Hulûl Akidesini” İslâm inancına sokmak için gayret gösterdiler. İslâm inancını asıl çizgisinden saptırarak, tevhit akidesine taban tabana zıt bir inanışı yaymaya başladılar. “Hulûl Akidesi’ İranlıların eski dinlerinde de vardı. Bu bakımdan, bu bâtıl itikat onlarda kolaylıkla taraftar buldu.

    Önce, Hz. Ali’ye (ra.) ilâhlık izafe ettiler. Daha sonra, bu ilâhlığın, onun evlâtlarına da intikal ettiği davasında bulundular ve neticede İran’da bir ilâhlar hanedanı ortaya çıktı.

    Hz. Ali’nin (ra.) vefatında İbn-i Sebe, “Ölen Ali değil, onun sûretine giren bir şeytandır. Ali şimdi göklere çıkmış ve bulutlar üzerinde taht kurmuştur.” diyerek onun ölümüne hulûl akidesi paralelinde bir yorum getirdi.

    Böylece, Mısır’da “Sebeiyye Mezhebi”nin kurulmasıyla tohumu atılan Şiîlik, İran’da yeşermeye, gelişmeye başladı. Ve bundan yirmiden fazla fırka (kol) türedi.

    Mehmet Kırkıncı


    İlgili Yazılar

  2. 2
    haldandoz Emekli
    haldandoz
    Emekli

    Üye No: 21490
    Mesaj Sayısı: 133
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Şiîliğin doğuşu nasıl olmuştur?


    İslam'da düzgün "İtikat" konusu çok önemlidir. Amelde eksiklik insanı belki küfre götürmez, günahkar yapar; ama itikat bozukluğu kişiyi küfre götürecek kadar ciddi bir mevzudur (Allah muhafaza). Mü'min olana herşeyden önce sağlam bir itikat gerektir. Onun için biraz daha dikkat lütfen..

    Allah (c.c) razı olsun. :gul:


  3. 3
    Ufuk Alp Emekli
    Ufuk Alp
    Emekli

    Üye No: 23647
    Mesaj Sayısı: 13
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 50

    --->: Şiîliğin doğuşu nasıl olmuştur?


    mum Nickli Üyeden Alıntı
    1. Beyyine süresi 7. ayetin ehl-i beyt hakkında indiği doğru ama bunun şia ile ne alakası var onu anlamadım.:confused:
    2. Neden Hz.Ali (ra.kv) denince (as) yazmışsın?
      İslami Kısaltmalar (cc. sav. as. ra. r.anh. rh. ks.) - Mumsema ...
    Şianın anlamı taraftar demektir. Hazreti Aliyi seven sahabelere Hazreti Rasulullah söylemiştir. Ve şii kelimesi ve şia ta o zaman başlamıştır. Şiayla ne alakası var da ne demek. Şia demek İslamda Rasululahtan sonra Hazreti Alinin ictihadına uyanlar demektir o kadar.


  4. Reklam

  5. 4
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,927
    Tecrübe Puanı: 189

    --->: Şiîliğin doğuşu nasıl olmuştur?


    mum Nickli Üyeden Alıntı
    1. Beyyine süresi 7. ayetin ehl-i beyt hakkında indiği doğru ama bunun şia ile ne alakası var onu anlamadım.:confused:
    2. Neden Hz.Ali (ra.kv) denince (as) yazmışsın?
      İslami Kısaltmalar (cc. sav. as. ra. r.anh. rh. ks.) - Mumsema ...
    Ufuk Alp Nickli Üyeden Alıntı
    Şianın anlamı taraftar demektir. Hazreti Aliyi seven sahabelere Hazreti Rasulullah söylemiştir. Ve şii kelimesi ve şia ta o zaman başlamıştır. Şiayla ne alakası var da ne demek. Şia demek İslamda Rasululahtan sonra Hazreti Alinin ictihadına uyanlar demektir o kadar.

    bir daha bak bakayım cevabınla sorduklarım arasında bir bağlantı var mı?:)

    Hz.Ali'ye kurban olun. ona uyanlarmış.


  6. 5
    اهليبيت Emekli
    اهليبيت
    Emekli

    Üye No: 93311
    Mesaj Sayısı: 39
    Tecrübe Puanı: 0

    Alıntı
    Neden HzAli (rakv) denince (as) yazmışsın?
    Aleyhisselam" sadece peygamberlerdemi kullanılır?12 İmam için denilenebilirmi?

    Dua niyetiyle Peygamberlerden başkası için de "Allahın selamı onun üzerine olsun" demenin bir sakıncası olmaz. Çünkü bu ifade sadece peygamberlere has değildir. Ancak aleyhissalatü vesselam tabiri sadece peygamberimize aittir. Halbuki “aleyhisselam” tabiri peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim için de kullanılmaktadır.


  7. 6
    Fetva Meclisi Moderatör
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 4,883
    Tecrübe Puanı: 56

    Alıntı
    Aleyhisselam" sadece peygamberlerdemi kullanılır?12 İmam için denilenebilirmi?

    Dua niyetiyle Peygamberlerden başkası için de "Allahın selamı onun üzerine olsun" demenin bir sakıncası olmaz. Çünkü bu ifade sadece peygamberlere has değildir. Ancak aleyhissalatü vesselam tabiri sadece peygamberimize aittir. Halbuki “aleyhisselam” tabiri peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim için de kullanılmaktadır
    .


    Alehisselam ne demektir? Aleyhisselam nedir?

    Aleyhisselam “ona selam olsun” demektir. Biz selamı yaşayan kimselere verdiğimiz gibi kabirlere de veririz. Bize selam gönderen bir kimse için “ona da selam olsun” manasına “ve aleyhisselam” deriz.
    Fakat Türk geleneğinde, bir isimden sonra söylenen “aleyhisselam” dua cümlesi peygamberler için kullanılır. Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam vs. denir. Bu yüzden peygamber olmayan bir kişinin isminden sonra aleyhisselam denmesi, halk arasında bu kişinin peygamber sayıldığı şüphesini doğurur. Yanlış anlamalara sebep olmamak için bu kullanımın olmaması daha uygun olur.


  8. 7
    اهليبيت Emekli
    اهليبيت
    Emekli

    Üye No: 93311
    Mesaj Sayısı: 39
    Tecrübe Puanı: 0

    Alıntı
    Fakat Türk geleneğinde, bir isimden sonra söylenen “aleyhisselam” dua cümlesi peygamberler için kullanılır Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam vs denir Bu yüzden peygamber olmayan bir kişinin isminden sonra aleyhisselam denmesi, halk arasında bu kişinin peygamber sayıldığı şüphesini doğurur Yanlış anlamalara sebep olmamak için bu kullanımın olmaması daha uygun olur
    sizde diyorsunuz kullanılabilir ozaman neden o üyeye yüklenilmiş direk ne yapmış günahmı işlemiş napmış niye şaşırılıyor hemen tepki filan veriliyor
    ee bi zahmet alışsınlar öğrensinler ,hem burası bi dini forum ,bu foruma girende bi zahmet biliyordur kimin sahabe kimin peygamber olduğunu ,çoğu kişi bilir Hz.Ali nin peygamber olmadığını


  9. 8
    Fetva Meclisi Moderatör
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 4,883
    Tecrübe Puanı: 56

    Alıntı
    sizde diyorsunuz kullanılabilir ozaman neden o üyeye yüklenilmiş direk ne yapmış günahmı işlemiş napmış niye şaşırılıyor hemen tepki filan veriliyor
    Bak ehlibeyt isimli üye altını çizerek söylüyorum Fakat Türk geleneğinde, bir isimden sonra söylenen “aleyhisselam” dua cümlesi peygamberler için kullanılır. Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam vs. denir. Bu yüzden peygamber olmayan bir kişinin isminden sonra aleyhisselam denmesi, halk arasında bu kişinin peygamber sayıldığı şüphesini doğurur.

    Alıntı
    hem burası bi dini forum ,bu foruma girende bi zahmet biliyordur kimin sahabe kimin peygamber olduğunu ,çoğu kişi bilir Hz.Ali nin peygamber olmadığını
    Doğru burası dini forum ama bu foruma giren dinini bilmeyen nice insanlar var bizzat bizler mumsema yönetimi olarak bu tür kişilere şahit olmuşuzdur. Hz. Ali (ra)'hın peygamber olduğuna inanan kişilerlede karşılaşmışızdır. Tepki verilmesinin sebebi bu anlattığım sebeblerden dolayı olması gerektiğine inanıyorum.


  10. 9
    simav Üye
    simav
    Üye

    Üye No: 93924
    Mesaj Sayısı: 105
    Tecrübe Puanı: 2

    İslamda birlik olmak yerine neden mezheplere bölündük anlamış değilim. Bende aleviyim Ama Hz Alinin taraftarıyım Hz Muhammed s.a.v Peygamberim ve Hz Ali ve ehlibeyiti yolumdur. İlk olarak onlar gibi yaşamaya çalışırım namaz, oruç, zekat kısaca islamın şartlarını yerine getirmeye çalışırım. Kim Hz Aliye peygamber tövbe haşa veya Allah derse bunlar alevi olamaz bunlar dinden çıkar şii' de olamaz. Sünni arkadaşlarımda Allah şahidim olsun ki hz Aliyi peygamber olarak bilen sünni arkadaşlarım vardı hepsini sert dil ile uyardım. Bazı insanlar malesef araştırmaz ve bodoslamasına inanır bir kaç insana bakarak tüm taraftarları veya kişileri kötü görmeyelim. Site yönetiminin bence en güzel davranışı ne olabilir biliyormusunuz müslümanları birbirine ısındırması Bizim herşeyimiz ortak tek ümmetiz bizi saptırmaya çalışanlara izin vermeyelim. Biz Hz Alinin taraftarı olan alevi toplumuna ataist inançsız insalar doldu adımızı kirletmeye çalıştırlar inanın eğer biz daha çok mezhep savaşı yaparsak elin gavuru bize güler birlik olalım.


  11. 10
    kibrit Üye
    kibrit
    Üye

    Üye No: 93862
    Mesaj Sayısı: 379
    Tecrübe Puanı: 4

    Ne kadar çoğaldı ŞİA dan kişilerin ümmetin birlik olması için çalışmaları! The arrivals adlı belgeselden sonra bazı sunniler bile aynı şeyi papağan gibi tekrarlıyorlar. Bizler ehl-i sünnetiz! Ehl-i beyt mezhebi ne yahu? Bir oyunlar dönüyor yakında çıkar kokusu! Muta nikahını caiz sayacaksın sonra benimle kardeş olacaksın! Hz. Ebubekir Hz. Ömer Hz. Osman ra lara ağza alınmayacak laflar edeceksin sonra kardeşim olacaksın. Daha neler neler. şia ve ehl-i sünnet birbirleriyle hiç birleşmemişlerdi ki daha önce şimdi birleşelim... Ortada büyük itikat farkı var.


  12. 11
    simav Üye
    simav
    Üye

    Üye No: 93924
    Mesaj Sayısı: 105
    Tecrübe Puanı: 2

    Ben öncelikle peygamberimiz ve kuran islam da toplanalım diyorum. Zaten şii demek taraftar demek alevi demek Hz Aliyi seven onun yolunda giden ve onun soyundan gelenler. Caferi imam caferi sadıka bağlıdır. Taraftardır aslında tarihlerine bakarsanız biraz. Ben sana sadece şunu soruyorum bölerek nereye varıcaksın. Allahın bu ayeti varken


    Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. Enam-159


  13. 12
    اهليبيت Emekli
    اهليبيت
    Emekli

    Üye No: 93311
    Mesaj Sayısı: 39
    Tecrübe Puanı: 0

    Alıntı
    Fakat Türk geleneğinde
    atsınlar şu geleneği alışsınlar artık

    Alıntı
    biz daha çok mezhep savaşı yaparsak elin gavuru bize güler birlik olalım
    çok doğru
    Alıntı
    Muta nikahını caiz sayacaksın sonra benimle kardeş olacaksın! Hz Ebubekir Hz Ömer Hz Osman ra lara ağza alınmayacak laflar edeceksin sonra kardeşim olacaksın
    Şiada Mutanın caiz oluşun elbet bi nedeni var zevkten vermemişler fetvayı şiada neden muta nikahı caizdir oku dayanakları delilleri var boş yere dememişler ,ayrıca genelleme yapmayalım nice şia tanıdım halifelere söz söylemeyen söylettirmeyen


  14. 13
    kibrit Üye
    kibrit
    Üye

    Üye No: 93862
    Mesaj Sayısı: 379
    Tecrübe Puanı: 4

    Çok ilginç ya! Neden caizdir, şia da delilleri var diyorsun! Bana ne şia dan Kapı gibi hadisi şerif var! Şia bile kendi arasında kaça bölünmüş, öylesi var böylesi var.

    Simav kardeşim madem ayet delili veriyorsun, o zaman tövbe et ehl-i sünnet vel cemaat yoluna intisap et. Yeni moda da bu oldu, birlik olalım birlik olalım. Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır diyor Peygamber efendimiz, ayrılmayacaktınız o zaman Peygamber ve ashabı üzerine devam edecektiniz.

    Bu iş öyle çocuk oyuncağımı, Yavuz Sultan Selim niye savaştı şah ismail ile? Bu kadar hoca var bu sitede iş benim gibi avama kalıyorsa yazık valla!


  15. 14
    Yetim Hadimul Müslimin
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 822
    Tecrübe Puanı: 11
    Yer: Hadimul Müslimin

    Alıntı
    Şiada Mutanın caiz oluşun elbet bi nedeni var zevkten vermemişler fetvayı şiada neden muta nikahı caizdir oku dayanakları delilleri var boş yere dememişler ,ayrıca genelleme yapmayalım nice şia tanıdım halifelere söz söylemeyen söylettirmeyen
    Buhari ve diğerleri mut´a nikahının Mekke-i mükerremenin fethi esnasında nihai olarak haram kılındığını anlatırlar. Daha önce bu hususta tanınan ruhsatın, Mekke´nin fethi esnasında nesh edildiğini ve bu nikahın kıyamete kadar kesinlikle haram kılındığını ifade ederler.


    Sen şia'nın sapık delillerle helal kıldığı mut'a nikahının caiz olduğunu söylerken hiç mi bu hadisleri okumadın.Allah kıyamete dek haram kıldığı bu nikahtan pay biçmek için güya kendinize çıkış yolu aramak için fetva çıkarıyorsunuz.


    Buyur hadislerle mut'a nikahının haram kılınması...

    Müsned (İmam Ebu Hanife)

    268/14 Enes (ra)'in şöyle dediği rivayet edildi.
    «Nebi (sav) Muta (nikâhını) yasak etti.»

    269 15 İbn Ömer (ra)'in şöyle dediği rivayet edildi:
    «Resûlutiah (sav),Muta (nikâhını), Hayber savaşında yasak etti.»

    270/16 İbn Ömer (ra)'in şöyle dediği rivayet edildi:
    «Hz. Peygamber, mutakâhiyle) kadın almayı yasak etti:.

    271/17 Âl-i Sebre'den birinin söyle dediği rivayet edildi:
    «Nebi (sav) muta (nikâhiyle} kadın almayı: Mekke'nin fefhi günü yasak etti.»
    Diğer bir rivayette: «Fetih senesinde» dendi.

    272/18 Sebre'nin şöyle dediği oğiu (Rebî) tarafından rivayet edildi:
    «Resûlullah (sav) muta (nikâhiyle) kadın almayı Mekke'nin fethi günü yasak etti

    Diğer bir rivayette (şöyle dedi):
    «... Muta (nikâhını) hac senesi yasak etti.»
    Başka bir rivayette (şöyle dedi) :
    «Resûlullâh (sav) muta (nikâhiyle) kadın almayı fetih, günü yasak etti.»

    272/19 ibn Ömer (ra)'in şöyle dediği rivayet edildi:
    "Hz, Peygamber, Hayber savaşının yapıldığı yıl, ehlî merkeplerin Silerini yemeği ve muta (nikâhiyle) kadın almayı yasak etti.»


+ Yorum Gönder
Git 12 Son