1. 1
    LeoparGS Üye
    LeoparGS
    Üye

    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 845
    Tecrübe Puanı: 15
    Yer: İstanbul

    Dinimizde Akraba Evlilikleri


    Dinimizde Akraba Evlilikleri




    Akraba Evlilikleri Zararlı Olduğu Halde, Dinimiz Bundan Sakındırmamış, Hatta Teşvik Babından Hz. Ali İle Hz. Fatma (ra) İzdivaç Etmişler

    Evvelâ, akraba evlilikleriyle ortaya çıkması muhtemel hastalıklara bir göz atalım:

    "İrsi hastalıklar": Ana babadan çocuğa"irsi olarak"geçen hastalıklara verilen addır. İrsî hastalıklara, yakın akraba olan (ana-babanın) çocuklarında, diğer çocuklara oranla daha çok rastlanır. Akrabalar arasında yapılan evliliklerden doğan çocuklarda, ortak atadan aktarılan ve irsî hastalığın taşıyıcısı olan genlerden iki tane bulunması ihtimali büyüktür.

    Az rastlanan irsî hastalıklardan birisi akşınlık (Albinizm)dir. Akşınların gözlerinde ve saçlarında boya maddesi (Pigment) yoktur. Bu hastalık sadece görünüşü bozmakla kalmaz, yarı körlüğe de yol açar.

    Veraseti , DNA adı verilen ve gen adlı birimlerde toplanmış olan bir madde gerçekleştirir. Genler organizmanın gelişmesini düzenleyen bilgiyi taşırlar.

    Bazı hastalıklar irsîdir ve bu hastalıklara bir enzim yetersizliği yol açar. Vücutta meydana gelen bütün "biyokimyevi" hadiseler, enzimlerin kontrolü altında gerçekleşir. Bütün "birleşimler" ve "çözülmeler" belli bir sıra izlerler. Yani bir madde doğrudan doğruya son ürüne dönüşmez, daha önce çeşitli bileşik dizilerinden geçer. İstenilen son ürünü meydana getirmek için bu dizilerdeki bileşiklerin her birine yeni maddeler eklenir ya da çıkarılır.

    Zekâ geriliğine yol açtığı sanılan Mongolizm, Fenilketonüri gibi 28 kadar irsî hastalık bilinmektedir. Bunlarda yetersiz enzim tespit edilmiştir.

    Orak hücreli anemi, Talessemi gibi bazı kan hastalıkları, ayrıca sistinüri, ve galaktosemi de irsî hastalıklardır. Saniyen İslâm, akraba evliliklerini teşvik etmemiş, belli bir çerçevenin dışındakilerin evlenmelerini tecviz etmiştir. Salisen, İslam'ın yasaklar çerçevesi içine aldığı akrabalar da küçümsenmeyecek kadar bir yekûn teşkil etmektedir. Mamafih, aslında zararlı olan akraba evliliği değil anne-babada mekni bulunup evlenince, katlanıp çocukta ortaya çıkan hastalıklardır. Bir aile, bir sülale, bir oymak ve bir kabilede bu hastalıklardan biri varsa, aynı oymak içinde aynı hastalığı taşıyan iki kişi izdivaçla bir araya gelince, hastalık ortaya çıkıyor. Yani çocuk annesinde ve babasında meknî bulunan bu hastalığı tevarüs edinmiş oluyor.

    Şimdi, eğer, böyle bir hastalık taşıyan aile; kabile içinde değil de dıştan olsa, hatta evlenenlerin biri Çin'den biri de Maçin'den gelse hastalık olmayacak mı? Aksine, kimden ve nereden olursa olsun, çocuğun kaderi olarak ortaya çıkan, anne-baba hastalığı akrabadan olmuş, uzaktan olmuş fark etmez. Binaenaleyh, asıl mahzurlu olan, iki hastanın bir araya gelmesi, çocukta, kâmil mânâda ortaya çıkan bu tür hastalıkla hasta olanların evlenmesidir.

    Bu tür hastaların evlenmesiyle çocuklarda bir kısım ârızalar oluyorsa, hekimler bunu araştırmalı; şayet böyle bir hastalık varsa, bunların evlenmeleri tecviz edilmemelidir. Böyle, aynı kabile aynı oymak içinde, izdivaçla ortaya çıkan hastalıklarda hassasiyet gösterildiği gibi, dünyanın tâ öbür ucundan alıp evlendireceğimiz kimseler hakkında da titiz davranılmalıdır. Zira aynı hastalık onlarda da olabilir, dolayısıyla aynı vahim netice, onlar için de bahis mevzuudur. Binâenaleyh böyle bir meselede belli çerçevenin dışında akraba evliliklerine cephe almak bir haksızlıktır ve ilim adına faraziyecilerin işine de çok yaramayacaktır...

    Şayan-ı teessüftür, bir kısım dindar ilim adamları da meseleyi faraziyecilerin aceleciliği içinde ele alarak, tıbbî hükme menat teşkil eden hususu tamamen kulak ardı edip, "zaten Kur'ân'da bütün bütün akraba evliliklerini yasak etmiştir" diyerek Kur'an' la tenakuza düşmektedirler. Bir kere Kur'ân-ı Kerim: "Ey peygamber, biz, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Âllah in sana ganimet olarak verdiği (savaş esirlerinden) elinin altında bulunan (câriyeleri) , amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariyeleri) hakkında müminlere ne farz ettiğimizi bildik (onların bu hususta ne yapması lâzım geldiğini açıkladık) ki,sana bir zorluk olmasın, (sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. " (Ahzab/50)

    Pratikte de, ne peygamberimiz ne de Ashap efendilerimiz, muharremât ayetiyle çerçevesi belirlenenlerin dışındakilerle evlenmede beis görmemiş ve bu mübahı kullanmışlardı. Efendimiz, (sav) halasının kızı Zeyneb binti Cahş'la; Hz. Ali amca torunu Hz. Fatıma'yla ve daha yüzlercesi yüzlercesiyle evlenmişti... Hem sıhhatli bir oymak içinde niçin kız alınıp verilmesin ki? Hatta, o oymak ve o sülâlenin sıhhat, ruh, karakter ve fiziki yapısının korunması için bunda fayda bile olabilir. Meselâ, Dâğıstan halkının umumiyet itibariyle bu mevzudaki hassasiyetleri sayesinde, sağlam nesiller olarak bugünlere kadar gelip ulaştıkları söylenmektedir. Denilebilir ki, bunlar daha sıhhatli, daha zinde, Allah'ın bir lütfu, ihsanı, takdiri olarak daha uzun ömürlü olabilmişler.

    Şanlı Osmanlı devletinde de bu mübah kullanılıyordu ama, endişe edilen rahatsızlıkların pek çoğu yoktu. Hatta, bizzat Âl-î Osman Hânedanı bu mübaha karşı açıktı ve bizim korkulu rüyalarımız sayılan hastalıklardan hiçbiri de bilinmiyordu. Hem bir insan kendi soyunun, sopunun, sıhhatini; güçlü, kuvvetli ve zinde olmasını düşünüyorsa, tabii ki, en sıhhatli ailelerden kız alacaktır. Kendi kabilesi en sıhhatli ise neden ondan almasın ki...?

    Hasılı, çiftlerin bir araya gelmesinde mahzur teşkil eden şey uzak ve yakın olmaktan daha ziyade; eşlerin bir araya geldiklerinde, çocuğun acı kaderi olabilecek hastalıklardır. Ve zannımca üzerinde durulması gerekli olan da budur. Yoksa, insanlara faideli olan şeylerin en küçüğünü dahi ihmal etmeyip gösteren ve bir yudum içki gibi, zararın en küçüğünün üzerinde hassasiyetle durup onları sakındıran Kur'ân-ı Kerim, çok önemli şeyleri önemsememiş; çok önemsiz şeyler üzerinde de fazlaca durmuş sayılırdı ki, bu da onun herkesçe kabul edilen "muvazene kitabı" olma ruhuna aykırı demektir.

    Kur'ân-ı Kerim: "Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız - eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur - kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hâriç. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir" (Nisa-23) ayetiyle haram olanların çerçevesini belirledikten sonra, yukarıda temas edip geçtiğimiz Ahzab sûresinin 50. ayetiyle de şöyle buyurarak:

    "Ey peygamber, biz, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği (savaş esirlerinden) elinin altında bulunan (cariyeleri), amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariyeleri) hakkında müminlere ne farz ettiğimizi bildik (onların bu hususta ne yapması lâzım geldiğini açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın, (sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (Ahzab/50) herhangi bir iltibasa meydan vermeyecek şekilde, neyin yasak olup, neyin olmadığını apaçık göstermektedir.

    Bununla beraber, evlenmeyi, sağlık prensiplerine riayet ölçüsü içinde mubah kılmak başka, izdivaca zorlamak başkadır. Belli bir çerçevenin dışındakilerin evlenmelerine yollar açık ve herhangi bir mâni yoktur. Ama, aynı zamanda, evleneceklerin sağlık açısından bir araya gelip gelemeyeceklerinin tetkik ve araştırılması neticesinde, şayet, bir mahzur bahis mevzuu ise böyle bir izdivacın engellenmesinde de sakınca yoktur. Hatta, engellemek, yararlı ve insanidir.


    Her şeyin en iyisini Allah bilir.


    İlgili Yazılar

  2. 2
    gurbet_kuşu Üye
    gurbet_kuşu
    Üye

    Üye No: 3525
    Mesaj Sayısı: 8
    Tecrübe Puanı: 2
    Yer: çok uzaklardan

    --->: Dinimizde Akraba Evlilikleri


    çok güzel bi konuya el atmışsınız kesinlikle önce araştırılmalı özelliklede genetik testler yapılmalı.kimi sadece kan uyşmazlığı varmı diye baktırıyor ama bu yeterli değil genlere bakılması gerekiyor.


  3. 3
    HARPAGOS Üye
    HARPAGOS
    Üye

    Üye No: 57248
    Mesaj Sayısı: 4
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Dinimizde Akraba Evlilikleri


    S.A

    Konu dellilleriyle anlatılmış. Teşekkürler. Hala dayı amca çocukları arasında nikah helal

    olduğu anlaşılıyor.

    Yalnız kafama takılan birşey var. Misal dayımın kızı var.

    benim eve sık girip çıkıyor ben de dayımın evine sık sık girip çıkıyorum. Kardeşimden

    farkı yok. Salon da evde yalnız kaldığımız oldu. Bu durumda nikah düşüyor mu?

    Peki bunun istisnası yok mu?


  4. Reklam

  5. 4
    Ebu Müslim Emekli
    Ebu Müslim
    Emekli

    Üye No: 56625
    Mesaj Sayısı: 21
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Dinimizde Akraba Evlilikleri


    Bu işler geleneklerle alakalı.Mesela Çerkezlerde akraba evliliği kesinlikle yoktur.Amca çocukları kardeş-kızkardeş,dayı tarafı çocukları erkekse dayı kız ise teyze muamelesi görür.Sadece öz amca veya öz dayı çocukları değil tüm baba tarafı ve anne tarafı sülalesi buna tabidir.


  6. 5
    HARPAGOS Üye
    HARPAGOS
    Üye

    Üye No: 57248
    Mesaj Sayısı: 4
    Tecrübe Puanı: 2

    Kuran da yazan belli ama istisnai bir durumun bahsi geçmiyor

    inandığım ve gördüğüm şu: dinimizin maddiyata değil

    maneviyata dayalı bir din olduğu. kardeşim diye bellediğim onunda beni abi

    diye bellediği nikah düşen akrabamı haram diye sadece aile ortamında görüşmek kadar

    saçma birşey yok.


  7. 6
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,854
    Tecrübe Puanı: 188

    Alıntı
    S.A
    Konu dellilleriyle anlatılmış. Teşekkürler. Hala dayı amca çocukları arasında nikah helal olduğu anlaşılıyor.
    Yalnız kafama takılan birşey var. Misal dayımın kızı var.
    benim eve sık girip çıkıyor ben de dayımın evine sık sık girip çıkıyorum. Kardeşimden farkı yok. Salon da evde yalnız kaldığımız oldu. Bu durumda nikah düşüyor mu?
    Peki bunun istisnası yok mu?
    ve aleykumusselam. dayının kızına nikah düştüğü için yalnız kalman ve ihtiyaç dışında bakman haramdır.
    Alıntı
    Kuran da yazan belli ama istisnai bir durumun bahsi geçmiyor
    inandığım ve gördüğüm şu: dinimizin maddiyata değil maneviyata dayalı bir din olduğu. kardeşim diye bellediğim onunda beni abi diye bellediği nikah düşen akrabamı haram diye sadece aile ortamında görüşmek kadar
    saçma birşey yok
    herkesin kafasına göre kural olmaz. kuralları belirleyen Allah'tır. her insan kendi kural belirlese milyonlarca din ortaya çıkar.
    teyze kızın kız kardeşin gibi bellesende, o kız kardeşin değildir ve dinin koymuş olduğu sınırı gözetmek zorundasın.

    "saçma" kelimesini ne için kullandığına dikkat et! dinin bir kuralına saçma demek küfürdür. (Allah muhafaza)


  8. 7
    mızrap Kırık Mızrap
    mızrap
    Kırık Mızrap

    Üye No: 55818
    Mesaj Sayısı: 92
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 36
    Yer: İzmir

    Allah razı olsun bizleri bilgilendirdiğiniz için.


  9. 8
    HARPAGOS Üye
    HARPAGOS
    Üye

    Üye No: 57248
    Mesaj Sayısı: 4
    Tecrübe Puanı: 2

    Kuran da yazanlara gerçekliği ispatlanmış hadis-i şeriflere saçma demem mümkün değil. Sorgulamak kimseye düşmez. Benim saçma diye kastettiğim insanların yaklaşımları, verdikleri tepkiler.benim tepkim İnsanların Dinimizin işine gelen kurallarına uyup ahkam kesenlere. Neyse Sürç-i Lisan ettik Allah affeylesin beni.

    Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim. Dinimizde çoğu şeyin istisnası olduğu gibi bununda vardı. Yanılmıyorsam İmam Gazali'nin kitabında yazıyordu. Eğer bulursam sizinle paylaşırım


  10. 9
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,854
    Tecrübe Puanı: 188

    Alıntı
    Kuran da yazanlara gerçekliği ispatlanmış hadis-i şeriflere saçma demem mümkün değil. Sorgulamak kimseye düşmez. Benim saçma diye kastettiğim insanların yaklaşımları, verdikleri tepkiler.benim tepkim İnsanların Dinimizin işine gelen kurallarına uyup ahkam kesenlere. Neyse Sürç-i Lisan ettik Allah affeylesin beni.

    Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim. Dinimizde çoğu şeyin istisnası olduğu gibi bununda vardı. Yanılmıyorsam İmam Gazali'nin kitabında yazıyordu. Eğer bulursam sizinle paylaşırım
    kardeş bu konu kitap ve sünnetle izah edilmiştir. teyze dayı amca kızları ile evlilik imkanı olduğu için yabancı gibidirler. yukarda bir kardeş yazmıştı bende bizzat bir çerkezden dinledim, yakın akrabaları ile evlenmezler ve kardeş gibi görürler. bu sadece örftür. dini bir kural değildir.

    Alıntı
    Bu işler geleneklerle alakalı.Mesela Çerkezlerde akraba evliliği kesinlikle yoktur.Amca çocukları kardeş-kızkardeş,dayı tarafı çocukları erkekse dayı kız ise teyze muamelesi görür.Sadece öz amca veya öz dayı çocukları değil tüm baba tarafı ve anne tarafı sülalesi buna tabidir



  11. 10
    HARPAGOS Üye
    HARPAGOS
    Üye

    Üye No: 57248
    Mesaj Sayısı: 4
    Tecrübe Puanı: 2

    Bahsettiğim istisna bu değil ama yine de paylaşmak istedim...

    Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Kerim yakınlık cihetiyle evlenilmesi haram olan kadınları açıklamıştır. Bunlar, kızkardeş, hala, teyze gibi yakın akrabalardır. Bunların dışında kalan amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmeye ruhsat vermiştir. Peygamber Efendimiz de bu ruhsatı kendisi ve yakınları üzerinde de kullanmıştır. Bilindiği gibi, Peygamberimizin hanımlarından Zeyneb binti Cahş,halasının kızıydı. Ayrıca kendi kızı Hz. Fâtıma'yı amcası oğlu Hz. Ali'ye nikahlamıştı.

    Dinimizde her ne kadar böyle bir ruhsat mevcutsa da, birtakım irsî ve sıhhî mahzurlarından dolayı bazı hadislerde yakın akraba ile evliliğin tavsiye edilmediğini görmekteyiz.

    Imam-ı Gazali Hazretleri,sünnet ölçüleri içinde evlenecek eşlerde aranan vasıfları sayarken, cinsî duygunun zayıf olacağından dolayı kızın yakın akrabalardan olmamasını da zikreder. "Pek yakınınız olan bir kadınla evlenmeyin; çünkü çocuk zayıf, çelimsiz olur"(1) hadis-i şerifine yer verir.

    İşte bu mahzur göz önüne alınarak, çok yakın akraba ile evlenilmesi tavsiye edilmemektedir.Yine bu hususta, "Yabancılarla evlenin, yakınlarınızla evlenmeyin"(2) mealindeki hadis de bu hikmetleri nazara vermektedir.

    Bu meselede ehemmiyetli bir mahzur da, zamanla eşler arasında bir geçimsizlik olduğu takdirde, akrabalar arasında devam etmesi gereken manevî bağların zayıflamaya yüz tutmasıdır. Hadis îmamlarından Deylemî'nin bir rivayetinde, akraba ile evliliğin sıla-i rahim
    bağlarının kopmasına sebep olacağı bildirilmektedir.

    Bütün evliliklerde olduğu gibi bilhassa akraba ile olan bir evlilikte kan uyuşmazlığının tespit edilmesinin sıhhî bir tedbir olarak düşünülmesinde büyük fayda vardır.


    Başta da söylediğimiz gibi yakın akraba ile evlilikte esas itibariyle dinî bir yasaklama yoktur. Sözü edilen sıhhî mahzurlar da muhakkak surette olacak diye bir durum da mevcut değildir. Ancak, çocukta görülebilecek sakatlık ve benzeri hususlar, yabancı kadınla olan evliliğe nispetle akraba evliliklerinde belli bir ölçüde daha fazla müşahede edilmektedir.

    1. Terbiyetü'l-Evlâd, 1: 39; ihya, 2: 42.
    2. Kadı Beydâvî. Gâyetü'l-Gusâ, 2: 721.

    Kaynak : Mehmet Paksu, Kadın, Aile, Hayat, Nesil Yayınları


  12. 11
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,854
    Tecrübe Puanı: 188

    evet tavsiye etmemiş bazı alimler ama bu tavsiye edemeyişleri dini bir kural değildir.


+ Yorum Gönder