1. 1
    intikam_tugayla Üye
    intikam_tugayla
    Üye

    Üye No: 90
    Mesaj Sayısı: 20
    Tecrübe Puanı: 2

    Evlilikte denklik



    Evlilikte denklik
    Kefaet, lugatta benzerlik ve eşitlik manasındadır. Istılahta ise, evlilik hayatında istikrarın devam etmesi ve eşler arasında saadetin temini için bir takım içtimaî meselelerde eşitliğin ve denkliğin sağlanmasıdır. Ta ki, kadın ve velileri örfî olarak koca ile ayıplanmasınlar. Mezheplere göre denklikte aranan şartlar şunlardır:

    Hanefî Mezhebi’ne göre;
    Denklikte altı şart mevcuddur:

    1) Din (diyanet): Dini hükümlere itaat etmek ve salih olmaktır. Bu sebeple fısk ve fücur ehli olan biri, iffetli olan bir kadına denk değildir.

    2) İslamiyet: Usulün yani evlenecek kimselerin babalarının Müslüman olmasıdır. Şu halde karı ve kocanın da Müslüman olması evleviyetle sabit olmuş olur.

    Din-i Hak olan İslam’a göre insanın değeri ancak iman iledir. Allah katında köle ve cariye bile olsa imanlı kimse daha üstündür ve daha temizdir. Onun için erkek veya kadın bir müslümanın dinsiz ve putperstlerle evlenmesi dinimizce kesin olarak haram kılınmıştır. Böyle bir nikah akti de geçersizdir. Bakara Suresinin 221. ayet-i kerimesi bu hususu şöyle ifade etmektedir:

    وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّى يُؤْمِنَّ وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكينَ حَتّى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ اُولئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَاللّهُ يَدْعُوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه وَيُبَيِّنُ ايَاتِه لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ


    “İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Elbette mü’min bir cariye, müşrik bir kadından daha hayırlıdır. O müşrik kadın hoşunuza gitse bile. Ve ey mü’mine olan hatunların velileri! İman etmedikçe müşrik erkekleri de mü’min kadınlarla evlendirmeyin. Elbette mü’min bir köle, hür bir müşrikten daha hayırlıdır. O müşrik erkek, hoşunuza gitse bile. İşte şu erkek ve kadın müşrikler, sizi cehennem ateşine davet ederler. Halbuki Allahu Teala, kendi izni ve tevfikiyle mü’minleri cennet ve mağfiretine davet eder. İnsanlar tezekkür ve düşünsünler diye Allahu Teala ahk----- delalet eden ayetlerini beyan eder. „

    Demek bu ayet-i kerimenin nassıyla Müslüman bir kadının müşrik bir erkekle veya Müslüman bir erkeğin müşrike bir kadınla evlenmesi haramdır.

    Her ne kadar ehl-i kitab sayılan Yahudi ve Hıristiyanlar, itikad ve uhrevi muamele noktasında müşrik kabul edilmiş olsa bile, onların kızlarının nikahlanması gibi bazı dünyevi muamelelerde diğer gayr-ı müslimlerden farklılıkları vardır. Şöyle ki; Müslüman bir erkeğin, ehl-i kitaptan olan bir kadın ile evlenmesi kerahetle beraber caizdir. Bununla beraber eğer kendisinin veya çocuklarının imanı tehlikeye gireceğini biliyorsa o zaman böyle bir evlilik haram olur. Bu hususta Cenab-ı Hak, şöyle buyurmaktadır.

    وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَا اتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِنينَ غَيْرَ مُسَافِحينَ وَلَامُتَّخِذى اَخْدَانٍ

    “Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile ehl-i kitaptan iffetli olan kadınlar da mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak şartıyla size helaldır.„
    (Maide / 5)
    Müslüman bir kadının Yahudi veya Hıristiyan bir erkekle evlenmesi ise Din-i İslam’a göre kesin olarak haramdır ve böyle bir nikah akdi geçersizdir.

    3) Hürriyet: Bir köle, hür bir kadına –sonradan hür olsa bile- denk değildir.

    4) Soy (nesep): İnsanın baba ve dedelerden oluşan usulü ile olan nesebî bağdır. Soydan kasıt kişinin babasının belli olmasıdır.

    5) San’at: Kişinin, rızkını ve geçimini temin etmek için yaptığı iştir. Memuriyet de buna dahildir. Kocanın veya ailesinin mesleği, kadının veya ailesinin mesleğine denk olmalıdır. Düşük bir meslek sahibi olan ( dokumacı, çöpçü, bekçi, çoban gibi) bir adamın kızı, yüksek bir meslek sahibi olan (alim, tacir gibi) bir adamın oğluna denk değildir.

    6) Mal: Eli dar olan erkek, hali vakti yerinde olan bir kadına denk değildir.

    Şafii Mezhebi’ne göre;
    Denklikte beş şart vardır:
    1) Neseb
    2) Din
    3) Hürriyet
    4) San’at
    5) Hal: Nikahta muhayyerlik (tercih) hakkı veren ayıplardan salim olmak. Delilik, cüzzam ve alaca hastalığı gibi. Kendisinde bu ayıplardan birisi bulunan kimse, ister erkek ister kadın olsun ayıpsız olana denk değildir. Çünkü insan, böyle ayıpların kendisinde bulunduğu kimseyle birlikte olmak istemez, böylelikle nikahın amacı bozulur.

    Hanbelî Mezhebi’ne göre;
    Denklikte beş şart vardır:
    1) Diyanet
    2) San’at
    3) Mal
    4) Hürriyet
    5) Nesep

    Maliki Mezhebi’ne göre;
    Denklikte iki şart vardır:
    1) Din
    2) Hal: Nikahta muhayyerlik (tercih) hakkı veren delilik, cüzzam ve alaca hastalığı gibi ayıplardan salim olmak. Yani bu hastalıklar olduğu zaman nikah feshedilebilir.

    Denkliğin; kadının ve velilerin hakkı olduğunda Fukaha-i İslam ittifak etmişlerdir. Eğer kadın denk olmayan biriyle evlenirse; velilerin, nikahı feshetmeyi istemeye hakları vardır. Veli de kadını denk olmayan biriyle evlendirirse kadının feshetme hakkı vardır. Çünkü bu, üzerine akit yapılan şeyde bulunan bir noksandan kaynaklanan bir tercih hakkıdır.

    Hanbelîlerde racih, Malikilerde mu’temed, Şafiilerde azhar olan görüşe göre; denkliğin, nikahın sıhhatının şartı değil de evliliğin lüzumunun şartı olduğuna dair dört mezhebin fakihleri ittifak etmişlerdir. Eğer kadın, denk olmayan biriyle evlenmişse akit (nikah) sahihtir, velilerinin de başkalarınca ayıplanma zararını kendilerinden def’etmek için buna itiraz etmeye ve ibtalini istemeye hakları vardır. Ancak itiraz etme haklarından vazgeçince nikah kesinleşir. Denklik sıhhat şartı olsaydı veliler itiraz etme hakkından vazgeçseler bile nikah sahih olmazdı; çünkü sıhhat şartı vazgeçmekle ortadan kalkmaz.
    (el-Fıkhu’l-İslamî, Nikah Bahsi)

    (Ne mutlu o kocaya ki; kadınının diyanetine) dindarlığına (bakıp taklid eder,) o da hanımı gibi dinin emirlerini yerine getirir, (refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.) Cennette hanımıyla beraber olmak için dindar olur.

    (Bahtiyardır o kadın ki; kocasının diyanetine) kocasının dindar olduğuna ve dinin emirlerini yerine getirdiğine (bakıp "ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvaya girer.) Allah’tan korkarak günahlardan sakınır. Böylece ebedi arkadaşını kaybetmemiş olur.

    (Veyl)
    yazıklar olsun (o erkeğe ki; sâliha kadınını) hukukullah’a ve hukuku’l-ibada riayet eden hanımını (ebedî kaybettirecek olan sefahete) gayr-ı meşru zevk ve eğlenceye (girer. Ne bedbahttır) tali’sizdir (o kadın ki; müttaki) haramlardan sakınan (kocasını taklid etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.)

    (Binler veyl o iki bedbaht zevc)
    koca (ve zevceye) karıya (ki; birbirinin fıskını ve sefahetini taklid ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.) saadet-i ebediye olan Cennetten mahrum kalıp Cehenneme atılmalarına sebep olan günâhları işlemekte birbirlerine yardımcı oluyorlar!..
    (Üçüncü Hikmet: Bir ailenin saadet-i hayatiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile) karşılıklı güven (ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder.) Aile hayatının saadeti, eşlerin karşılıklı bir emniyete yani birbirine sadık kalmalarına bağlıdır. (Tesettürsüzlük ve açık-saçıklık,) kadının namahremlere karşı tesettür-ü şer’i olan çarşafla örtünmemesi (o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet) karşılıklı saygı (ve muhabbeti de kırar. Çünki açık-saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebiye) namahrem olan erkeğe (sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile) karşılıklı sevgi ve saygı (gitmekle beraber,) kadınlartesettür-ü şer’iye riayet etmemekle (gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki: İnsan, hemşire) kız kardeş (misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevanî his taşıyamıyor. Çünki mahremlerin sîmaları,) yüzleri (karabet ve mahremiyet) akrabalık ve yakınlık (cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle; nefsî, şehevanî temayülatı) karşı cinse duyulan şehevi meyli (kırar. Fakat bacaklar gibi şer'an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık-saçık bırakmak, süflî nefislere göre) şehevî arzularına mağlub olanlar için (gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir.)

    (Çünki mahremin sîması)
    yüzü (mahremiyetten haber verir ve nâmahreme) bakılması haram olan yüze (benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir.) Bir kadının bacağını namahreme göstermesi haram olduğu gibi, mahremine göstermesi de haramdır. Hem bir erkeğe namahrem bir kadının bacağına bakması yasak olduğu gibi, mahreminin meselâ; kız kardeşinin bacağına bakması da caiz değildir. Yani hem bakmak, hem de baktırmak haramdır. Çünkü kadının bacakları mahremiyetten haber vermiyor. (Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından,) yanimahremin simasında namahreme nisbeten bir alamet-i farika mevcud iken, bacakta bu alametmevcud olmadığından (hayvanî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde) mahremi olduğu halde gösterilmesi ve bakılması fitneye sebebiyet verebileceği ihtimali olan açık bacağa bakan bir kısım nefsani arzularına mağlup erkeklerdeşehevi bir nazar-ı hevesi (uyandırmak mümkündür.) Müellif (ra), hayvani bir nazar-ı hevesibilfiiluyandırır demiyor, belki uyandırması mümkündür diyor. Madem böyle süflî bir hevesi uyandırması muhtemeldir, öyle ise bütün mezheblere göre kadının mahremlerine karşı bacaklarını kapatması gerekir. Çünkü bir kısım mezhepler, kadının mahremlerine karşı bacaklarını açık bırakması haramdır diyorlar. Bir kısmı da bu husus fitneye sebebiyet verdiği için haramdır diyorlar. Dolayısıyla Müellif (r.a), bu mes’elede bütün mezheplerin ortak görüşünü dile getirmiştir. Bir mezhebin görüşünü esas almayıp bütün mezheblerin reyini kabul etmiştir. (Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir.) Demek kadınların mahremlerine karşı bacaklarını açık bırakmaları,muhtemel bir fitneye sebebiyet verdiğinden bütün mezheblere göre haram kabul edilmiştir.

    Müellif (ra)’ın “Mahremin sîması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez.” Cümlesi ifade ediyor ki:Kadının siması, mahremiyetten haber verdiği ve namahreme benzemediği için; şer’an kadın, mahremlerine karşı yüzünü açabilir. Bu cümle mefhum-u muhalifiyle ifade ediyor ki; kadının namahremlere karşı yüzünü açması ise caiz değildir.

    Mezheplerin ihtilafına göre kadın yüzünü ya avret olduğu için kapatacaktır, ya da fitneye sebebiyet verdiği için kapatacaktır. Demek her iki durumda da kadının yüzünü kapatması farz ve vaciptir. Bu konuyla alakalı tafsilatlı bilgi ileride verileceğinden burada kısa kesiyoruz.

    “Mahremin sîması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez.” Cümlesinde geçen “sima” tabirinden murad bir yüzü diğer yüzden ayıracak hatlar ve alametlerdir. Yüzün belirli ve ayırt edici vasıflara sahip olmasıdır. Nitekim Feth Suresinin 29. ayet-i kerimesi bu manayı ifade etmektedir:
    سيمَاهُمْ فى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ

    “Secde eserinden olan alametleri, yüzlerindedir.”

    Kadının mahremlerine karşı olan avreti
    :

    Kadının mahreminden murat, ebedi olarak kendisine nikahı haram olan kimselerdir. Bu da neseb, musahare (evlenme) ve rıda’(süt bağı) ile olur. Yani bu üç vecihle kadının nikahının ebedi olarak haram olduğu kimselere mahrem denir. Kadının kendisine ebedi olarak haram olan erkeklere karşı avreti mezheplere göre şöyledir:

    Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre; kadının yüz, baş, eller ve ayakları haricindeki yerleri avret sayılır. Bu uzuvların haricindeki göğüs ve benzeri gibi yerleri kadının kendi mahremi yanında açması kadına haram olduğu gibi; mahremlerin kadının bu azalarına bakması da haramdır. Demek hem göstermek, hem de bakmak haramdır. Kadının mahremlerinden herhangi birisinin kadının yüz, baş, eller ve ayakları haricindeki göğüs ve benzeri gibi uzuvlarına bakması haramdır. Velev şehvet ve telezzüz olmasa dahi caiz değildir.

    Hanefi mezhebine göre; şehvetle olmamak ve fitneden de emin olmak kaydıyla göbek ile diz arası haricindeki ve karın ile bel dışındaki yerlere bakmak helal olduğu gibi, kadının bu azalarını mahremlerine göstermesi de helaldir. Yani kadının kendisine ebedi olarak haram olan bir mahremine şehvet olmadan ve fitneden de emin olunduğunda göbek ile diz haricindeki, karın ile bel dışındaki yerlerini göstermesi, mahremlerinin de kadının bu azalarına bakmaları caizdir. Şayet fitneden emniyet yoksa ve bakan kişi de şehvetle bakarsa o zaman caiz değildir. Bununla beraber fitne ihtimali olmasa bile kadının bu azalarını mahremlerine göstermemesi, mahremlerinin de kadının bu azalarına bakmaması takvadır.

    Şafi mezhebine göre ise; göbek ile diz haricindeki yerlere bakmak caizdir. Şayet fitneden emniyet yoksa ve bakan kişi de şehvetle bakarsa o zaman caiz değildir.

    Şafii Mezhebinin bir kavline göre ise adet üzerine evde çalışırken açılan baş, boyun ve elin dirseklere kadar ve ayağın dize kadar olan kısmına bakmak helaldir.Bu da fitneden emin olmak şartıyla caizdir.
    (Mevsuatu’l-Fıkhiyye / 31 / 48-49)

    Fukaha-i İslam şehvet ve fitne hakkındaki beyanatları:
    “Şehvetle bakmadan murat: insanın kalbinin harekete gelmesi ve tabiatıyla lezzete meyletmesidir. Şehvetin ademi de odur ki insanın kalbinin böyle bir şeyle hiç harekete gelmemesidir. Kendi güzel oğluna ve güzel kızına baktığı gibi, bakmakla hiç kendisinde şehvet hissi ve kalb hareketi olmasa o zaman şehvetle bakılmamış demektir.”
    (İbn-i Abidin 1 / 407 ; 6 / 365 )

    “Fitne, nefsin kadına dokunmayı veyahut onunla tek kalmayı arzulamasıdır.”

    “Şehvet ise,(Fitneden emin olsa dahi ) ona bakmakla lezzet duymasıdır.Dinde her ikisi de haramdır.
    (Tuhfe / 7 / 192)
    Demek Müellif (r.a)’ın “Açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvanî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür.” cümlesi, bütün mezheblerin görüşünü içine almıştır. Çünkü Maliki ve Hanbeli mezheblerine göre kadının bacakları mahremlerine göre avrettir. Bu nedenle kadının mahremlerine bacaklarını göstermesi mahremlerinin de onun bacaklarına bakmaları haramdır. Hanefi ve Şafii mezheplerine göre ise kadının mahremlerine karşı bacakları avret değildir. Bu nedenle şehvetle olmamak ve fitneden emin olmak kaydıyla kadının mahremlerine bacaklarını göstermeleri, mahremlerinin de onun bacaklarına bakmaları caizdir. Fitne olduğunda ise haramdır. Müellif (r.a) diyor ki madem kadının bacaklarının açık olmasının bir kısım süfli mahremlerde şehvani hisleri uyandırma ihtimali vardır. Demek fitneden emniyet yoktur. Öyle ise kadının bacaklarını mahremlerine karşı kapatması gerekir.

    (Dördüncü Hikmet: Malûmdur ki; kesret-i nesil)
    neslin çokluğu (herkesçe matlubdur.) herkes tarafından arzu edilen ve istenilen bir şeydir. (Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle) milletinin çok olmasına (tarafdar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:
    تناكحوا تكاثروا فانى اباهى بكم الامم
    -ev kema kal- (Yani: "İzdivaç ediniz;) evleniniz (çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle) çokluğunuzla (iftihar edeceğim.") Fukaha-i İslam tarafından evlenmenin hükmü şöyle izah edilmiştir:


    İlgili Yazılar

  2. 2
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,854
    Tecrübe Puanı: 188

    Cevap: Evlilikte denklik


    Evlenecek kişilerin denk olması
    Evlilikte denklik konusu

    NİKAHTA
    DENKLİK


    Dini, milliyeti, sanatı,
    sosyal ve kültürel durumları değişik insanların müşterek yuva kurup, ömür boyu
    huzurla yaşamaları her zaman mümkün olamayacağı için İslam hukukunda karı-koca
    namzetleri arasında denklik de sözkonusu edilmiştir. Hatta kadın, velisinin izni
    olmadan kendine denk olmayan birisi ile evlenirse, kadının velileri bu evliliğe
    itiraz edebilir ve ayrılma davası açabilirler.
    (19) Hz. Ömer (r.a.): "Dengi
    olmayanla evlenen kadınların evliliklerine mutlaka engel olurum."

    (20)
    diyerek nikahtaki
    denkliğin, devletin müdahalesini gerektirecek derecede önemli bir konu olduğunu
    vurgulamıştır. Bir hadisi şerifte: "Hanımları, velileri evlendirsin. Ama
    sakın dengi olmayanlarla evlendirmesinler."
    buyurulmuştur. İslam
    fakihlerinin bir kısmına göre, nikahda velayet şarttır. Bir hanımın, velisinin
    izni olmadan kıyılan nikahı geçerli olmaz, İmam Malik, İmam Şafiî bu
    görüştedirler. Hz. Aişe'den: Rasülullah (s.a.s.): "Hangi kadın velisinin izni
    olmadan nikahlanırsa onun nikahı batıldır, batıldır, batıldır."
    (21) buyurmuşlardır. Bir rivayete göre
    de: "Velisiz nikah olmaz" buyurulmuştur.
    (22)

    Kadınlar genellikle
    duygusal olduklarından hayat arkadaşlarını seçmede yanlışlık yapabilirler veya
    aldanabilirler. Bu takdirde hem kendileri, hem de aileleri perişan olabilir.
    Dolayısıyla hanımların yapacağı yanlışlıklar sadece kendilerini müşkül duruma
    düşürmekle kalmaz, sonuçta doğacak olan sıkıntı ve üzüntü bütün aile ve akraba
    için sözkonusu olur.


    İmam Ebu Hanife'ye göre
    hür, akil, baliğ bir hanım kendi rızası ile hukuken başka biriyle evlenebilir,
    İmam Muhammed'e ve bir rivayette İmam Ebu Yusufa göre ise nikahın geçerli olması
    için velinin izni şarttır.
    (23) Bir Hanım velisinden izinsiz
    dengi olmayan birisi ile evlendiği takdirde velisinin itiraz etme yetkisi
    vardır. Hatta "O, dengi olmayan kişi ile evlenen bir hanımın nikahı caiz
    olmaz."
    (24) görüşü ve rivayeti
    vardır.


    19-Fethül Kadir li
    İbn-il Hümam c. 2, s. 419
    20- Mebsut c.4,
    s. 196, Fethül Kadir c. 2, s. 417
    21- Sünen-i Ebî
    Davud c. 2, s. 568 H.No: 2083
    22- a.g.e. c.2,
    s. 568, H.No: 2085
    23- Dürer c.l,
    s. 335, Fethül Kadir c.2, s. 391
    24- Damad c. l,
    s. 332, Dürer, c.l, s.335



+ Yorum Gönder