1. 1
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 4,882
    Tecrübe Puanı: 80
    Yer: Türkiye

    Tevhidi Tebliğ Metodu


    TEVEHİDÎ TEBLİĞ METODU

    Toplum içinde islamı tebliğ çalışmalarına girişecek Müslümanlar nasıl hareket etmesi gerememektedir.Herkesin kendine göre islamı anlatma metodu tutuğu günümüzde,bu iş kuran ve sünnete göre nasıl olmalıdır.Bunun için islami mücadelenin Mekke dönemine tekrar göz atmamız gerekiyor.

    Kuranın Mekke’de inen kışımı ve Allahın resulü insanları tek bir olaya davet etti.İnsanların kalbinde tek bir inancın kökleşmesi için çalıştı,o da "la îlahe illallah"inancıydı.Kuranın ilk ayetleri bu inanış çerçevesinde,insanlara yaratanın gücünü, kuvvetini ve diğer vasıflarını anlattı.Fakat dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta,kuranın Mekke’de gelen kısmında İslamın temelini oluşturan bedensel ibadetler ve ahlaki değerler dışında sosyal yaşantıyla, ekonomiyle, hukukla ve bunlar gibi konularla ilgili herhangi bir hüküm gelmemiştir.

    Ulu Allah,bu konu gerektiği kadar açıklığa kavuşuncaya kadar,tevhit inancı sağlıklı bir şekilde kalplerine yerleşmiş sağlam bir topluluk oluşana kadar, pratik hayatla ilgili herhangi bir hüküm gelmemiştir.Fakat Medine’de hakimiyetin kayıtsız şartsız Allahın olduğu bir toplum yapısı oluşunca,işte o zaman toplum yapısıyla sosyal hayatla ilgili hükümler gelmeye başlamıştır.La ilahe illallah inancına tam anlamıyla sahip olmuş bir toplulukta gelen bu hükümler herkes tarafından anında kabul edilerek uygulanmaya başlamıştır.

    İnsanları Allahın dinine ve bu dini pratik hayatta temsil edecek bir düzen kurmaya çağıranlar her şeyden çok bu konu üzerinde durup uzun uzun düşünmelidirler. İlk planda,Allahtan gelen hükümler kendi çıkarlarıyla çatışsın çatışmasın Allahın hükmü olduktan sonra kayıtsız şartsız teslim olunmasının şart olduğuna inanan bir toplum yapısı oluşturmak gerekmektedir.Buda "la ilahe ilahe illallah" inancının kalplerde yerleşmesi ile olacaktır.

    Allahın resulünün davette bulunduğu tevhit inancının Arabların kalplerine yerleşmesi kolay olmamıştır.Oysaki gerek ilah kelimesinin ve gerek Allahtan başka ilah yoktur cümlesinin manasını Arab olmaları sebebiyle gayet iyi bir şekilde biliyorlardı.Tek Allahın ilahlığını kabul edip bu konuda Allahın ortaksızlığına inanmanın,insanlara hükmetme yetkisinin yöneticilerden,kabile reislerinden, hükümdarlardan,kahinlerden alıp ortaksız olarak Allaha teslim etmenin bu kapsam içinde olduğunu anlıyorlardı.

    Resüllulah tevhit inancını tebliğ etmek için Mekke halkını bir tepenin önünde topladığı zaman onlara şunu sormuştu. Şu tepenin ardında kalabalık bir ordu var desem bana inanır mısınız.O zamana kadar Muhamedül emin sıfatına sahip bu kişinin yalan söyleyebileceği kimsenin aklından geçmemişti ve inanırız ya Muhammet.demişlerdi.Bunun üzerine Allahın resulü"şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yok tur ve bende onun kulu ve elçisiyim mesajını kitleye ilettiği zaman Mekke halkı bu tebliği reddetti.Özellikle zenginler ve yönetenler reddetti.

    Çünkü bu çağrı,bu tebliğ kesinlikle onların çıkarlarıyla ve insanlar üzerindeki sömürüleriyle ters düşüyordu.Çünkü"la ilahe illallah"cümlesinin,ilahlık kavramının taşıdığı en önemli özeiğin, insanlığın yönetimine haksız yere el koyan yeryüzü kaynaklı otoriteye karşı bir başkaldırma olduğunu,bu haksız el koymaya dayanan her çeşit oldu bittiye karşı baş kaldırma olduğunu, Allahın izini olmaksızın kendi h*******arından ve kafalarından uydurulan yasalara başkaldırma ve isyan olduğunu Araplar biliyorlardı.

    Dillerinin inceliklerine vakıf oldukları için "la ilahe illallah" cümlesinin anlamını iyi bilen insanlar olarak, Arapların bu çağrının kendi durumları açısından,başlarındaki yöneticileri ve hakim sınıf açısından ne demek olduğunun farkında olmadıkları düşünülemez. Bu çağrıya yada başkaldırmaya bilindiği gibi sert tepki göstererek,ona karşı kesin bir ölüm kalım savaşına girişmeleri bu yüz dendi.Mekke’deki İslam’a davet hareketi, tevhit konusunu niye başlama noktası olarak seçmiştir.?

    Resüllulah islamı tebliğ etmeye daha başka noktalardan başlayamazımıydı?.
    İslamı milliyetçilikle maskeleyip,bu şekilde bir çıkış yapamazıydı. O günün şartları buna uygundu.Kuzeyde Şam yöresi Bizanslıların yönetimi altındaydı.Yemen yöresinin tümüde Perslerin işgali altındaydı.En verimli topraklar yabancıların işgali altındayken,en verimsiz topraklar Arab ırkının egemenliğindeydi.Kureyş kabilesinin en saygın oymağı Haşimoğullarına olan ve etrafında güvenilir, saygı duyulur ve emin bir kişi olarak bilinen Muhammet as. Bizans ve Pers işgaline karşı Arab milliyetçiliği duygusu uyandıramazıydı?.

    Bundan sonra ” Arapçılık" ve "Arap Milliyetçiliği bayrağı dalgalandırarak, Arap yarım adasının tümünde ırka dayalı bir birlik kurabilirdi.

    Diyebiliriz ki peygamberimiz böyle bir çağrı ile ortaya çıksa,on üç yıl boyunca yarımada yetkilenirinin keyfi arzularına karşı direnerek sıkıntı çekeceği yerde,milliyetçi bir çıkışla işini kolaylaştırabilir ve çağrısına tüm Araplar koşabilirdi.
    Peygamberlik gelmeden öncede üstün vasıflara sahip Resülullah sas.Böyle bir girişimle Arapları çevresinde toplayabilirdi.Önderlik mevkiine geçince,her türlü devlet yetkisini elinde toplayınca, bütün imkanlar elindeyken bunu tevhit inancını yerleştirme yolunda kullanmasını çok kolay olurduİnsanları önce hakimiyeti altına aldıktan sonra,onlara Allaha kul olmayı daha rahat kabul ettirebilirdi.

    Fakat her şeyi bilen ulu Allah elçisinin böyle bir metotla hareket etmesini istemedi.Onu "la ilahe illallah” diye haykırarak ortaya çıkmaya, böylece hem kendisini, hem de çağrıya cevap veren bir avuç azınlığı türlü sıkıntılara katlanmaya yönelttit niçin?Hiç şüphesiz ulu Allah elçisini ve yanındaki müminleri sıkıntıya sokmak istemez.Allanın Resulü çok hızlı ilerlemenin sağlanacağı böyle bir metotla hareket etmedi, gelen vahiy doğrultusunda hareket ederek zor olan metot doğrultusunda yürüdü.

    Resülullah sas. peygamberlik göreviyle gönderildiği böyle bir dönemde Arap yarımadasında gelir ve servet dağılımı açısından alabildiğine bir eşitsizlik mevcuttu.Ufak bir azınlık toplumu sömürerek gelir kaynakları ile ticareti elinde tutuyor, faiz yoluyla gelirlerini kat kat artırıyorlardı.Geriye kalan büyük bir çoğunluk açlık ve sefaletten başka hiçbir şeye talib değdilerdi.Servet sahipleri aynı zamanda şeref ve itibarın sahibeleri idiler.Büyük çoğunluğun ise varlıkları olmadığı için şeref ve itibarı da yoktu.

    Resülullah sas. İslamı sosyalist bir görüntüyle maskeleyerek harekete geçemez miydi.Ufak bir azınlık olan varlıklı kesime karşı çıkıp,ezici bir çoğunluğu peşine takabilirdi.Bu milliyetçiliğe nazaran daha etkili bir hareketti.Böylece az sayıda sahabe dışında,toplumun hem zengin hem de fakir kesimini karşısına almazdı Yine peygamberimiz peşine taktığı bu ezici çoğunlukla,varlıklı kesimi alaşağı edip halkın başına geçebilirdi.Hakimiyetini kabullendirdikten sonra, kazandığı otorite ve gücü ,asıl görevi olan tevhit inancının yerleşmesi için kullanabilirdi. Başından beri otoritesini kabul ettirdiği insanlara, tevhidi de daha rahat bir şekilde kabul ettirebilirdi.Fakat ulu Allah ona böyle bir yol göstermedi.Zorda olsa onun tevhit metoduna göre hareket etmesini istedi.

    Resüllulah sas.peygamberlik göreviyle gönderildiği dönemde,Arap yarımadası ahlak seviyesi bakımından alabildiğine düşüktü.Zulüm ve haksızlık alabildiğine yaygındı."Zalimde olsa,mazlumda olsa kardeşine yardım et” sözü bu anlayışı en güzel bir şekilde ifade eder.Aşiret bağnazlığı alabildiğine artmıştı ve bir insan suçluda olsa akrabalık bağları dolayısıyla koruma altına alınabiliyordu. Toplum içinde alkolizm yaygındı, yoksullar horlanıyor yetimler itilip kakılıyordu. Fuhuş yaygın bir olaydı, kadın bir zevk aracı olarak kullanılıyordu.

    Bu sosyal yaşantı toplum tarafından kabul görürken,toplum içinde yaradılıştan gelen temiz bir yapıya sahip olduğu için bunlara karşı olan insanlar vardı. Bunlar şüphesiz ki toplumun bu yapısından hoşnut değdilerdi.

    Allahın resulü önce ahlak ve maneviyat diyerek ortaya çıkmış olsaydı toplumun durumundan rahatsız olan bu temiz insanların desteğini yanında bulurdu.Maneviyatçı bir çıkış yaparak, bu insanları karşısına alacağına yanına alabilirdi.Bu insanlar güçlü bir direnmeyle harekete karşı koyacakları yerde,ilk adımda hareketin içinde yer alırlardı.

    Fakat ulu Allah bu tutumun çıkar yol olmadığını biliyordu.O biliyordu ki, ahlak ancak ölçüler koyan ve değerler sistemini yerleştiren bir inanç temeline dayandığı takdirde ayakta tutulabilirdi.Buna göre inanç sistemini yerleştirip ona dayalı siyasi bir hakimiyet kurulmadıkça ve bu olay ceza ve mükafat sistemiyle dengelenmedikçe ahlak ve maneviyatın vicdanlarda tutunması beklenemezdi.Bunun içindir ki Allaha Resulü zor olan metodu seçti.

    Yine Allanın Resülüne "la ilahe illallah” davasından vazgeçmesi halinde bir takım dünyevi çıkarlarla birlikte Mekke’nin yöneticisi olması da teklif edilmişti Allahın Resulü düşüncelerini saklayarak tevhidden vazgeçmiş gibi yapıp bu görevi kabul edebilirdi.O zamanın meclisi durumunda olan Darrül Nevdede yönetici olma sıfatıyla egemenliği eline geçirip, yerini sağlamalaştırdıktan sonra harekete geçebilirdi.Bu diğerlerinden çok daha kolay olurdu.Kayıtsız şartsız hakimiyeti ele geçirdikten sonra tevhid inancını yaymaya başlayabilirdi.Onun yöneticiliğini benimsemiş halkın,tevhiddide kabul edebileceği düşünülebilirdi.

    Fakat o gelen ilahi vahiy doğrultusunda hareket ederek böyle yapmadı.Mekke’nin tağuti düzeninin siyasi yapılanması içinde yer alarak o cahili yapılanmayı meşrulaştırmadı.Halktan kalben kabul etmediği değerleri dilleriyle tasdik etmesini istemedi.Tepeden inme yöntemlerle kazanacağı zaferin sürekli olmayacağının bilincindeydi.Halkla bütünleşmemiş bir yönetimin uzun ömürlü olamayacağını ve insanların kendi rızaları ile kabul etmediği değerlerin baskıyla kalplere yerleştirilebileceğini biliyordu. Aynı zamanda ulu Allah ona cahilliye toplumuyla ve tağuti düzenle uzlaşmasız olma sini,"la ilahe illallah” tebliğ metodu ile hareket etmesini vahiy etmişti.İktidara gelmek için tevhidi saklamasına izin vermemişti.Kolay yoldan gideceği yerde görünüşte zor fakat aslında İslamı başarıya ulaştıran bu tek metotla hareket etmesi Allahın yardımının ve zaferinin gelmesini sağlamıştı.

    Eğer bu dava ilk adımını milliyetçilik çağrısı, sosyalizim çağrısı,ahlak ve maneviyatçılık çağrısı, siyasi iktidar çağrısı olarak atmış olsaydı yahut tek temel esas olan"la ilahe illeallah11 çağrış inin yanında ufak dahi olsa başka bir ila ve dava koysaydı bu metot Allahın yardımını ve yolunu kaybederdi.Kuranın Mekke’de inen kısmının sırf tevhit konu sunu imlemesi, İslama dayalı sosyal düzene ve hukuk kurallarına hiç değinmemesi bu dini anlatmak isteyenlerin önemle üzerinde durması gereken bir noktadır.

    Allahın hükümlerine kayıtsız şartsız ve peşinen teslim olmak imanın gereğidir.Böyle bir teslimiyette islamın bütün ilkelerini vicdanlar hoşnutluk ile kargılar.Müminler islamın herhangi bir hükmü ile karşı karşıya gelince ona ne karşı çıkarlar nede hemen uygulamasını savsaklarlar.İçkinin, faizin, kumarın ve diğer cahilliye dönemi alışkanlıklarının ortadan kaldırılması böyle olmuştur.Bunlar ya bir kaç kuran ayetiyle yada peygamberimizin sözleri üzerine ortadan kaldırılmışlardır.


    Fakat ulu Allah sosyal yaşantı ile ilgili kanunları Mekke döneminde göndermemiştir. Müslümanlar in bir çeyiz gibi biriktirip Mekke’de devlet kurar kurmaz uygulasınlar diye onlara düzen ve hukuk ilkeleri indirmemiştir.İslam toplumda uygulama imkanı olmadıktan sonra,varsayımlara dayalı ve mevcut kanunlara alternatif oluştursun diye kurallar ileri sürmez.Yeryüzünde inandığı düzeni kabul ettirip uygulayacak, Allahın şeriatı uyarınca hükmedecek ve diğer her türlü yönetimleri ret edecek bir insan topluluğu yokken,İslam’dan gündelik hayat ile ilgili kanunlar,uygulama imkanı olmayan teoriler ileri sürmesini bekleyenler, İslamın böyle olmasını bu dinin özelliğini ve İslami hareket metodunu anlayamayanlardır.

    Onlar bu dinin özeliliğini, metodunu, tarihi seyirini değiştirerek,insan ürünü metotlara benzemesini istiyorlar.İçinde taşıdıkları geçici arzulara uyarak, ona yolunda ve adımlarında acele ettirmek istiyorlar.BU aceleci davranışlar küçücük insan ürünü düzenlerin karşısında ruhlarında beliren bir yenilgiden doğmaktadır. Onlar bu dinden kendisi henüz var olmayan bir geleceğe cevap verecek teori ve var sayım kalıplarına büründürülmesini istiyorlar.Bu kuralları yaşayacak bir topluluk oluşmadan günlük yaşantıyla ilgili islami çözümler üretmek anlamsızdır.

    İslamı toplum içinde tebliğ etme çalışmalarına girenlerin bu durumu göz önünde bulundurması gerekir.Onları islama "la ilahe illallah" tebliğ metoduyla davet etmek gerekir.İnsanları tevhit inancı dışında başka bir şeye davet etmek metodu bulandırır.Davet edilen ikinci faktör İslami Özelliğe sahip olsa dahi tebliğ metodunu çizgisinden saptırır.Tebliğ çalışmasına giren Müslümanların, islamın sosyal yaşantıyla ilgili hükümlerin ileri sürüp, cahilliye toplumuyla tartışma konusu yapmadan, kitle içinde ısrarla ve kafa çatlatırcasına tevhit inancını kitle içinde tebliğ etmelidirler.


    İlgili Yazılar

  2. 2
    kardelen Üye
    kardelen
    Üye

    Üye No: 228
    Mesaj Sayısı: 35
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Tevhidi Tebliğ Metodu


    Gömlek giyerken bazen, en son düğmeye geldiğimizde, düğmenin iliği karşılamadığını anlarız. Yani yanlış iliklemişiz peki biz bu yanlışı orada mı düzeltiriz. Hayır. Düğmeleri tekrar ilk düğmeye kadar çözeriz ve baştan doğru ilikleyerek hareket ederiz. İşte bizim sorunumuz böyle sorun.Bu sorunu vahye dönerek bizzat kendimiz okuyarak, dinleyerek, araştırarak çözeceğiz. Her ne kadar toplumsal bir sorun olarak görülse de biz “Ben ALLAH’a teslim olmakla emrolunmuşum.” (Yunus-72) ilahi destur gereğince hareket ederek şahsi bir problem olarak alacağız. Çünkü başkalarının da bunu dert edinmesini ve hep birlikte hareket etmeyi beklersek, gözümüzü ALLAH’ın huzurunda açıncaya kadar bekleriz. Kısacası herkes iman problemini bireysel bir problem olarak alıp çözecek. İman ciddi ve sahih manada kalbe girdimi, o insanın hayatını değiştirmeye başlar. Böylelikle cahiliyyeden kopuş başlar. Yalnızlık korkusu çekmezsiniz. ALLAH’a iman yalnız olamaz. Gök ehli onunla beraberdir ve o kimseye dua etmektedirler. Bizim bir kitabımız, bir dilimiz varken neden bunu kullanmıyoruz? Gerçekten bu çok büyük bir imkan ve ilahi bir lütuftur. Kendi dilimizle konuştuğumuz zaman daha bir netleşmeye ve ayrışmaya doğru gidileceğini düşünüyorum!
    "ONLAR HALA KURAN-I İYİCE DÜŞÜNMÜYORLARMI?EGER O ALLAHTAN BAŞKASININ KATINDAN OLSAYDI KUŞKUSUZ İÇİNDE BİR ÇOK ÇELİŞKİLER BULACAKLARDI!(Nisa-82)Paylaşımın için Allah razı olsun.


  3. 3
    Affan muz şu Misafir
    Misafir

    Yorum: Tevhidi Tebliğ Metodu


    Rabbim sizinle olsun inşallah.çok faydalı bir sayfa.


  4. Reklam

+ Yorum Gönder