1. 1
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 14,854
    Tecrübe Puanı: 188

    Tunus ve Cezayir'de İslami Hareket


    Tunus ve Cezayir'de İslami Hareket


    Tunus:


    Tunus'ta Fransız işgali öncesi radikal bir İslami hare*ket görmek pek mümkün değildi. "Genç Müslümanlar" ve "İslami Diriliş" gibi teşkilatların varlığından bahsediliyorsa da teorikten öteye geçmeyen hareketlerdi.
    Tunus'ta halk, sözde siyasi bağımsızlığına kavuşmak için sömürgeci Fransa'ya karşı direnişe geçti. Nihayetinde Fransa, Tunus'un iç bağımsızlığını kabul etmişse de Salih Yusuf, tam bağımsızlık olmadıkça böyle kandırmaca bir durumun kabul edilemeyeceğini söyleyip yeniden silahla*narak mücadeleye başlamıştır.
    Burgiba ile Salih Yusuf arasında çıkan kanlı savaşlar neticesinde Burgiba, muhaliflerine büyük kayıplar verdi*rerek idareye hakim oldu. Yönetimi böylece ele geçiren despot Burgiba, İslami hareketin canlandığı Zeytuniye Üniversitesi ile Tunus'taki İslam Cemiyetlerini kapatmak ve Fransız medeni hukukunu Tunus'ta yürürlüğe koymak*la işe başladı. Halkın üzerinde yoğun baskısı olan Burgi*ba, yönetimden memnun olmayan herkesi sürgün, hapis ve ölümle susturuyordu. Öyle ki yönetimini tamamen despot temeller üzerine oturtmuş, İslam dışı hareketlere büyük imkan tanıyarak İslam inancının yokedilmesini ka*rarlaştırmıştı. [231]
    Tunus'ta sağlıklı bir İslami hareket 1970'li yılarda Raşid el-Gannuşi tarafından başlatılmıştır. Hareket daha çok üniversite ve diğer okullarda ağırlıktaydı. Yayın or*ganları olan el-Marife adlı dergi ile bir takım icraatlar sürdürebülyorlardı. Belli bir aşamadan sonra hareket camı ve mescidlere taşınmış, böylece halk şuurlandırılarak İslamla tanıştırılmıştı. Hükümet, başta İslami hareketi önemsememişse de marksistlerin kışkırtmaları ile müslümanların üzerine gitmeye başlamıştı. Bu aşamadan sonra müslümanlar, hem hükümet, hem de marksistlerle karşı karşıya gelmiş oluyordu. Bir de bunlara asıl düşman Fransızlar eklenirse çepe çevre kuşatıldıkları daha net bir şekilde anlaşılır. Ancak inanmış ve cihad aşkı ile tutuş*muş olan halk bunların hiç birine aldırmadan faaliyetlerini sürdürüyordu. Hele İran İslam İnkilabı'nın başarıya ulaşması, Müslüman halkın duygularında fevkalade bir inkilap yapmış ve hareket yüzde yirmilik bir artış sağla*mıştı.
    Öte yandan üniversitelerde demekler açılmış ve bu demeklerin tümü İslami faaliyet göstermeye başlamıştı. Böylece bir yandan üniversite ve okullar, diğer yandan cami ve mescidlerde yürütülen faaliyetler rejim için tehlikeli boyutlara varmış, sosyalist partisinin kışkırtmaları sonucu Burgiba zalimi, İslami hareket için tasfiye hareke*tine girmişti.
    Burgiba yöneticileri 1978'de büyük çapta tutuklama*lara başlamış, hareketin öncülerinden bazıları açlıktan, bazıları da işkenceden öldürülmüştü. Bu öldürmelerle bir*likte dergileri kapatılmış ve faaliyetlerine kısıtlamalar getirilmişti. Lider Gannuşi ve genel sekreter Abdul Fettah'a on yıl ağır hapis cezası verilmişti. Otuz küsur yıldır iktidarda olan Burgiba, Fransız kafirlenyle elele vererek müslümanları ezmeye karar vermişti. Bu kararları zaman zaman yöneticiler tarafından uygulanmaktaydı. Arada bir komünistlerle müslümanların karşı karşıya gelmesi de ik*tidarın sinsi planlarından bir sahneydi. Burgiba'dan sonra yerine geçen diktatör Bin Ali, Müslamanlar üzerindekibaskıları bir kat daha artırmış, Nahda İslami Hareket mensuplarından 400'den fazlasını tutuklamıştır. Bin Ali tutuklamalarla da yetinmemiş, çok sayıdaki tutukluya ağır işkenceler yapmış, bir kaçı bu ağır işkenceler altında can vermişlerdi. Hatta bu şekilde öldürülenlerin sayısı o kadar çoktur ki bir mezara dört kişi gömdükleri bile söy*lenenler arasındadır. Bu işkence ve öldürmelerin yanında göstermelik olarak mahkeme huzuruna çıkartılıp idam kararı alınanlar da bir hayli çoktur. Hareket lideri Gannuşi bunların başında gelmektedir. Ancak dışardan ve içer*den gelen yoğun baskılar sonucu ceza müebbed hapse çevrilmişti. Kısaca, Tunus'da müslümanlar büyük bir zu*lüm ve işkencenin altında inim inim inlemektedirler Hele Cezayir'in getirdiği korku. Bin Ali diktatörünü daha da sadistleştirmiştir. [232]

    Cezayir:


    Cezayir denince akla hemen Fransız sömürgecileri gelir. 1830'lu yıllardan 1960'lı yıllara kadar hep Fransız*lar bu ülkede at oynatmışlardır. Müslümanlar bu işgal al*tında iki milyona yakın şehid vererek direnişlerini sürdürmüşlerdir. 1962 yılında ülke bağımsızlığına kavuşmuş gi*bi görünürse de hiç de öyle olmadığı bugünkü çömezle*rinden bellidir. Bugün onların işbirlikçileri durumunda olanlar efendilerini asla utandırmamaya çalışmaktadırlar. Utandırmamak elbette onların sorunu; ancak şehid kanıy*la sulanmış ve bereketlenmiş aziz şehidlerin diyarında yüce Allah'ın da bir hesabı vardır. Bunun için de Ceza*yir'in müslüman halkı özgürlük savaşını tamamlayıp İsla*mi hareketi güçlendirmek zorundaydı. Cezayir'de İslami hareket 1970'lerde Mustafa Buyali tarafından başlatılır. 1987'de şehid olana kadar yılmadan, korkmadan, azim vecesaretle emperyalistler üzerine yürümüş ve şehadetiyle geride kalan müslümanlara mesaj bırakmıştır.
    Daha sonra Şadli bin Cedid, demokratik dönemin ka*pısını açar açmaz, Abbas Medeni önderliğinde İslami Kurtuluş Cephesi kuruldu. Bin Cedid'in diktatörlüğüne daha fazla dayanamayan Cezayir Müslüman halkı, kuru*lan bu parti etrafında birleşti. 1990 yılı Mahalli seçimle*rinde İslami Kurtuluş Partisi (Fis) çoğunluğu elde edince yeryerinden oynadı adeta. Bin Cedid'in ilk düşündüğü iş, seçimlerde tilkice değişiklikler yapmak ve devlet başkanlığı seçimlerini askıya almak olmuştu. Fis ile rejim ara*sında geçen benzeri tartışmalar ülke sathına yayılmış ve grevlere dönüşmüştü. Daha sonra arkasından başlayan protesto ve gösteriler, Bin Cedid'in sıkıyönetim ilan etmesine ve orduyu tanklarla, makinalılarla müslümanlar üzerine saldırtmasına dönüştü. Bu kanlı gösterilerde yüzlerce müslüman şehid düşmüş, başta Fis'in lideri Abbas Medeni, genel sekreteri Ali Belhac ve sözcü Muhammed Said altibin'e yakın müslümanla beraber tutuklanmışlar*dır.
    Uluslararası emperyalizmin gönüllü uşaklığını yapan Bin Cedid'den ancak bu sonuçlar beklenirdi. Fakat bizi şaşırtan böyle kritik bir dönemde Şeyh Mahfuz'un İslami Toplum Hareketi'ni partiye dönüştürmesidir. İki partinin de hedefi ülkede İslami bir devlet kurmak ise de yöntem farklılığından dolayı beraber olamamaktadırlar. Bildiğimiz gibi bu 'yöntem farklılığı' dediğimiz düşünce her za*man ve her yerde müslümanların vahdetine ayakbağı ol*muştur ve halen olmaktadır. Halbuki kritik durumlarda 'yöntem farklılığının' kaldırılması, yerine düşmanlara kar*şı 'asgari müşterekler' prensibi getirilmesi esas olmalıdır. Eğer bu anlayışı kazandırıp yaygınlaştırmazsak bu parça parça halimizle hiçbir zaman yem olmaktan kurtulamayız. Kritik anlar dışında yöntem farklılığımızın getirdiği ayrılıkçı çalışmaları mahalli olarak sürdürebiliriz. Vasat bazda belki de bu tür ayrı çalışmalar meşru kabul edile*bilir. Ancak olağanüstü hallerde buna asla meydan veril*memelidir.
    Bu günkü Cezayir'in durumu bize İslami hareket açı*sından önemli bir ders vermektedir. Uzun yıllar eğitilme*miş ve İslami bilinçle biliçlenmemiş sıradan halk yığınıyla büyük işler başarmak güçtür. Hazır potansiyel her za*man erimeye, ufak bir esintiyle dağılmaya mahkumdur. Bunun yerine biliçli, az sayıda hayırlı bir cemaat daha et*kindir. "Şüphesiz nice az topluluklar vardır ki, Allah'ın izniyle çok topluluklara galip gelmişlerdir." Bu nedenle yetiştirmediğimiz insanlara söz geçirmek yerine, söz ge*çireceğimiz ve birlikte iş yapacağımız insanlar yetiştir*mek işin en doğrusudur. Sünnetullah da böyle olsa gerek. [233]
    İslam hareketin tarihi seyri: Beşir İslamoğlu Denge Yayınları


    İlgili Yazılar

  2. 2
    ASUDE Bayan Üye
    ASUDE
    Bayan Üye

    Üye No: 108924
    Mesaj Sayısı: 368
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: Tunus ve Cezayir'de İslami Hareket


    ikiside müslüman ülke nasıl oluyorsa fransızların himayesinde yaşamış ülkeler daha yeni yeni ayakları üstüne basan ülkelerden özellikle cezayirin nufusu azımsanmayacak ölçüde çok olan bir ülke


+ Yorum Gönder