1. 1
    Hesna Bayan Üye
    Hesna
    Bayan Üye

    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 268
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 33
    Yer: istanbul

    1 Ocak MEKKE'nin FETHİ


    Mekkenin Fethi - 01.OCAK.630


    Hicretin 8. senesi, Ramazan ayı, Cuma günü. (Milâdî, Ocak 630.)
    Mekke, yeryüzünde Tevhidin timsali ilk Mâbed olan Kâbe'nin bulunduğu şehir. O Kâbe ki, "...Çok mübarek ve insanların kıblesi olup âlemlere doğru yolu gösteren Kâbe'dir."498 Mübârekiyeti ve hidayete vesile oluşu Tevhid-i İlâhînin mücessem bir delili olmasından ileri gelmekte. İlk bânisi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.), onu bu gaye için inşa etmişti. Zamanla bina gözden kaybolacak vaziyete gelmiş, fakat temelleri sabit kalmıştı. Ebü'l-Enbiyâ (Peygamberlerin Babası) lâkabıyla anılan Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail ile birlikte, bu temel üzerine Allah'ın emir buyurmasıyla Kâbe'yi yeniden inşâ etmişler ve Kâbe "Tevhid" inancının yeniden mücessem bir sembolü olmuştu.
    Ancak, yeryüzünün bu en şerefli ve en faziletli binâsı hâlâ Tevhid inancından uzak yaşayan, hattâ bu inancı var güçleriyle ortadan kaldırmaya, müntesiplerini yok etmeye çalışan Kureyş müşriklerinin elinde bulunuyordu. Binâ ediliş gayesinin tam aksine içi putlarla dolu duruyordu.
    Tevhid inancının ve bu inancın mümessili Müslümanların can düşmanları olan müşrikler, burada her türlü rezaleti irtikâp ediyorlardı.

    Gayretullaha dokunan, Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. İbrahim'in ruhaniyetlerini rencide eden, bütün Müslümanların da kalb ve vicdanlarını derinden sızlatan bu durumun bir an evvel ortadan kaldırılması lâzımdı. Bu mübârek mâbedin ve bu mâbedin içinde bulunduğu Mekke'nin bir an evvel müşriklerin kirli ellerinden kurtarılması gerekiyordu.
    Hz. Fâhr-i Âlem Efendimiz (a.s.m.), bunu düşünüyor, bu maksadının tahakkuku için bir yol arıyordu.

    Uzun zamanlar imkânlar ve şartlar buna el vermemişti. Çünkü, Müslümanlar henüz az ve zâif bir durumda bulunuyorlardı. Müslümanların mevcut gücüyle bunu elde etmek de oldukça zordu. Üstelik Medine'nin her an düşman taarruzuna uğraması da muhtemeldi. Bu gayenin bilfiil gerçekleşmesi için İslâmın inkişaf etmesi, Müslümanların çoğalması, güç ve kuvvet kazanması gerekiyordu. Aksi takdirde bu yoldaki bir teşebbüs sonuçsuz kalabilirdi. Bir işe teşebbüste zaman ve zemini değerlendirmeyi çok iyi bilen Peygamber Efendimiz, bu gâyesinin tahakkuku için Cenâb-ı Hakkın müsait şartlar ihsan etmesini sabırla bekliyordu.

    Hicretin sekizinci yılında, İslâm, olanca haşmetiyle etrafa yayılmıştı. Bir taraftan İslâmın en amansız düşmanlarından biri olan Hayber ve civar Yahudileri tâbiiyet altına alınmış, diğer taraftan en büyük bir fetih ve zafer olan Hudeybiye Anlaşması yapılmış ve yine bir başka taraftan o zamanın koskocaman Bizans İmparatorluğuna Müte Harbiyle gözdağı verilmişti.
    Bütün bunlar, İslâmın ve Müslümanların önüne geçilmesi imkânsız büyük kuvvet halini almış olduğunu ortaya koyuyordu.
    Artık bu ulvî ve mukaddes gayenin bilfiil tahakkuk zamanı gelmiş ve gerekli imkânları Cenâb-ı Hak ihsan etmişti. Ancak, ortada bir mâni vardı. O da müşriklerle yapılmış olan Hudeybiye Anlaşması idi. Bu anlaşmaya göre Müslümanlarla müşrikler on sene birbirleriyle harp etmeyecek ve anlaşmayı bozmayacaklardı.

    Ahde vefada zirve noktasında bulunan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu kudsî gayesi için de olsa, ahdini bozup müşrikler üzerine yürümeyi düşünmüyordu.



    İlgili Yazılar

  2. 2
    Hesna Bayan Üye
    Hesna
    Bayan Üye

    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 268
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 33
    Yer: istanbul

    --->: 1 Ocak MEKKE'nin FETHİ


    Zahirî Sebep
    Kalblerimizin en ince noktasına nüfuz eden, gönlümüzden geçen her arzuyu bilip cevap veren Cenâb-ı Hak, Sevgili Resûlünün de kalbinden geçen bu ulvî arzuyu biliyordu. Zaten ona bu gayesini tahakkuk ettireceğini daha iki sene evvelinden de haber vermiş, müjdelemişti.

    Çok geçmeden, Cenâb-ı Hak bir sebep yarattı. Hudeybiye Anlaşmasının bir maddesi, Kureyş'in dışında kalan kabilelere istediği tarafın himâyesine girebilme hakkını tanıyordu.499 Bu haktan istifade ile muâhede yapıldığı sırada Huzâa Kabilesi Hz. Resûlullahın ahd ve emânına girerek Müslümanlar tarafında yer almış, Benî Bekir Kabilesi ise müşriklerin himayesini kabul ederek onların tarafını tutmuştu. 500 Bu iki kabile arasında uzun zaman devam edip gelen bir düşmanlık, bir husumet vardı. İhtimâl bu düşmanlık neticesidir ki, eskiden beri Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip ile anlaşmalı ve müttefik bulunan Huzâalılar Hz. Resûl-i Ekremin safında yer alınca Benî Bekirler de müşriklerin himâyesine girmişlerdi.

    Nübüvvet nurunun Mekke'de parlamasına kadar birbirleriyle kanlı bıçaklı olan bu iki kabile, bu nur sayesinde az da olsa birbirlerinden kanlı ellerini çekiyor ve bu çekiliş Hudeybiye Sulhuna kadar devam ediyordu. Ancak bu sulh devresinde tekrar birbirlerini rahatsız etmeye başlıyorlardı. Bahaneler arayarak hadise çıkarma yoluna gidiyorlardı.

    Medine'den Hareket

    Ramazan ayının ilk günleri idi. Gönülleri Allah ve Resûlünün muhabbetiyle coşup taşan on bin mücahid Medine'de hazır bekliyordu.2 Bunların yedi yüzü Muhacirlerdendi. Beraberlerinde üç yüz atlı vardı. Ensarın mevcudu ise dört bin idi. Onların da yanında beş yüz at vardı. Geri kalan asker sayısını etraftaki kabilelerden gelen Müslümanlar teşkil ediyordu.
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Medine'de, yerine Ebû Rühm Külsüm bin Husayn'ı vekil bıraktı.524

    Bu haliyle İslâm ordusu hareket için Hz. Resûlullahın emrini bekliyordu.
    İslâm ordusu harekete hazır bekliyordu.
    Bu sırada Peygamber Efendimiz, Hz. Ali, Hz. Zübeyr bin Avvam ve Hz. Mikdad bin Esved'e şu emri verdi:
    "Sür'atle gidiniz! Hah bahçesine vardığınızda, yanında mektup bulunan hayvan üzerinde bir kadın bulacaksınız. Mektubu ondan alıp bana getirin!"525

    Üç Sahabî, bu emrin sebebini sormaya gerek duymadan, son sür'at yol alıp Hah bahçesine vararak orada kadını buldular.
    Kadına, "Yanındaki mektup nerede?" diye sordular.
    Kadın, "Benim yanımda mektup filan yok" diye cevap verdi.
    Bunun üzerine kadının devesini çöktürdüler. Onu üzerinden indirip eşyasını aradılar. Fakat mektup namına bir şey bulamadılar.
    Bunun üzerine Hz. Ali kılıcını sıyırdı ve kadına hiddetle, "Allah'a yemin ederim ki" dedi, "Resûlullah hiçbir zaman hilaf-ı hakikat konuşmaz. Ya sen bu yazıyı çıkarırsın, ya da biz yapacağımızı biliriz; gerekirse üstünü başını arar, elbiseni çıkartırız."
    Kadın, "Siz Müslüman değil misiniz?" dedi.
    Mücahidler, "Evet, Müslümanız, ama Resûlullah bize, beraberinde mektup bulunduğunu söyledi" diye konuştular.
    Kadın, kurtuluş çaresinin kalmadığını anlamıştı. Mücahidlere, "Yüzünüzü başka tarafa çeviriniz" dedi.
    Sahabîler yüzlerini çevirince de, başının örgülü saçlarını çözdü. Mektubu oradan çıkarıp Hz. Ali'ye uzattı.526
    Vazifeli Sahabîler, mektubu alıp Hz. Resûlullaha getirdiler. Herkeste bir hayret ve şaşkınlık başlamıştı. Çünkü mektup, Bedir Ashabından Hatib bin Ebî Beltaa tarafından müşriklere hitaben, Peygamber Efendimizin hazırlığını haber vermek üzere yazılmıştı.527
    Peygamber Efendimiz, derhal Hz. Hatib'i huzura çağırdı. Hz. Hatib gelince mektup kendisine okundu. Resûl-i Ekrem, "Bu mektubu tanıdın mı?" diye sordu.
    "Evet, tanıdım" dedi.
    "Bunu sen mi yazdın?"
    Hatip inkâr etmedi, "Evet, ben yazdım" dedi.
    Peygamber Efendimiz, "Bunu ne için yaptın?" diye sordu. Hz. Hatip izah etti:
    "Yâ Resûlallah! Bu hususta hakkımda hüküm vermekte acele etme! Ben, Kureyşlilerden olmayan bir kimseyim. Muhacir Müslümanlar gibi, Mekke'de âilem ve mallarımı koruyacak kimsem de yok.
    "Ben, bunu Kureyş ileri gelenlerini bir minnet altında bırakayım da âilemi korusunlar diye yaptım. Yoksa, bunu küfre saptığım veya dinimden döndüğüm için yapmış değilim! Vallahi, ben Allah ve Resûlüne olan îmânımda sabitim."528
    Peygamber Efendimiz, "Doğru söyledin" buyurdu. Sonra Ashabına dönerek, "O, size doğru söyledi. Bunun hakkında hayırdan başka birşey söylemeyiniz" dedi.529
    Kendisini zaptedemeyen Hz. Ömer, "Bırak, yâ Resûlallah, şu münafığın boynunu vurayım" dedi.
    Resûl-i Ekrem müsaade etmedi ve şöyle buyurdu:
    "O Bedir Muharebesinde bulunmuştur. Ne bilirsin, belki Allah, Bedir Harbine katılmış bulunanlara, savaş günü bakıp, 'Siz istediğinizi yapınız, ben sizi affetmişimdir. Cennet size vacib olmuş, siz de Cennete girmeye hak kazanmışsınız' buyurmuştur."
    Manzara karşısında Hz. Ömer'in gözleri doldu, "Allah ve Resûlü herşeyi daha iyi bilir" dedi.530

    Bu hadise üzerine Cenâb-ı Hak, şu âyet-i kerimeyi inzâl buyurarak mü'minleri ikaz etti:"Ey îmân edenler! Bana ve size düşman olanları dost edinmeyin. Siz onlara muhabbet gösterip sırlarınızı ulaştırıyorsunuz; halbuki onlar size gelen hakkı inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a îmân ettiğiniz için Peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarmışlardır. Eğer Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızâmı aramak için çıkmışsanız, nasıl onlara muhabbet gösterip de sır verirsiniz? Ben ise sizin gizlediğinizi de bilirim, açığa vurduğunuzu da. İçinizden kim bunu yaparsa dümdüz yolun ortasında şaşırmış olur."531



  3. 3
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    1 ocak mekke'nin fethi mi


    Paylaşım için sağolun çok yardımcı oldunuz


  4. Reklam

  5. 4
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Cevap: 1 Ocak MEKKE'nin FETHİ


    Mekkenin fethi 1 Ocak gününe getirilip fetih kutlamaları yapılmaktadır.


  6. 5
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Allah ım soruyorum ki mekke nin fethda hangi ay da ve gündedir


+ Yorum Gönder