1. 1
    Leyli Rana Üye
    Leyli Rana
    Üye

    Üye No: 36951
    Mesaj Sayısı: 256
    Tecrübe Puanı: 7
    Yer: Germany

    İslamiyette cîhad ve savaş


    ÎSLAMiYETTE CÎHAD VE SAVAS

    İslâm’ın cihad anlayışına göre, savaşa fiili olarak katılmayan ihtiyarlar, kadınlar, çocuklar ve din adamlarına dokunulmaz. Bunların yakınları savaşa katılsa bile bu böyledir, Yine dirilere işkence ve eziyet etmek, ölülerin cesetlerinde (organ kesmek) müsle yapmak caiz değildir. Araştırmacılar bunu şu ayetten çıkartmışlardır:

    “Ey inananlar! Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Âdil davranın; takvaya yakışan budur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır” [1]

    Beyzâvî bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

    ‘Müşriklere olan aşırı kızgınlığınız, onlar hakkında adaleti terk etmeye sizi sevk etmesin. Adaleti terk edince, kininizi yatıştırmak için, müsle, iftira, çocukları ve kadınları öldürme, anlaşmayı bozma… gibi onlar hakkında helâl olmayan işleri yapmakla haddi aşmış olursunuz..’

    Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:

    İbn Ömer (r.a.)’den rivayet edilmiştir:

    ‘Savaşlardan birisinde öldürülmüş bir kadın bulundu; bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), kadın ve çocukların öldürülmesini yasakladı’[2]

    Rebâh b. Rebî’den rivayet edilmiştir:

    Rebâh, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile bir savaşa çıkmıştı. Ordunun öncü kuvvetlerinin başında Hâlid bin Velîd vardı, Rasûlullah (s.a.v.) öldürülmüş bir kadına rastladı ve şöyle dedi:

    “Bu öldürülmemeliydi” Sonra sahabeden bir tanesine dönerek ona:

    “Halid’e yetiş ve ‘Kadınları, çocukları ve ücretle çalışanları öldürmeyin!’de!” dedi[3]

    Enes b Mâlik (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

    “Allah’ın adıyla ve Rasûlullah’ın dini (milleti) üzerinde olarak yola çıkınız, Yaşlıları, çocukları, kadınları öldürmeyin, ihanet etmeyin, sulh ve iyilik yapın, şüphesiz Allah iyilik edenleri sever” [4]

    İbn Abbas (r.a.)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Rasûlullah (s.a.v.), ordularını savaşa gönderdiği zaman şöyle derdi:

    “Allah’ın adıyla çıkın, Allah yolunda savaşın, haksızlık yapmayın, müsle yapmayın, çocukları ve manastırlara kapanmış kimseleri öldürmeyin!” [5]

    İbn Hazm şöyle diyor:

    ‘Kâfirlerin kadınlarını ve ergenlik çağında olmayan çocukları öldürmek caiz değildir. Ancak, öldürülmesi yasak olan bunlardan birisi Müslümanlarla savaşır, Müslümanların da onu öldürmekten başka bir çaresi kalmazsa, o zaman öldürmeleri caiz olur, Bir de bunlar, gece ve savaş kızıştığı anda herhangi bir kasıt bulunmaksızın isabet alırlarsa bunda da bir mahzur yoktur’[6]

    İslâm’ın cihad anlayışında, hayvanları öldürmek, evleri tahrip etmek veya ağaçları kesmek de yoktur, Yeter ki bunlar savaşta kullanılan hayvanlar, evler ve kaleler, siper edilen ağaçlar.. gibi düşmanın savaşı kazanmasına vasıta olmasınlar; o zaman kesilir ve tahrip edilebilir

    İbn Rüşd şöyle diyor: [7]

    ‘İslâm âlimlerinin çoğunluğu, içinde çocuk ve kadın bulunsun veya bulunmasın mancınıklarla kalelerin yıkılmasının caiz olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) Tâif halkına karşı mancınık kullanmıştır, Hayvan, bina ve bitkilerin tahribi konusunda ise ihtilaf etmişlerdir, Bazı âlimler, bunların düşmanlara karşı savaşın kazanılmasına vesile olduğu zaman ve düşmanın kuvvetini ve tahrip edilmelerini caiz görmüşlerdir’

    İmâm Şafiî şöyle diyor:

    ‘Evler ve ağaçlar kale olarak kullandıklarında yakılırlar. Ama kale olarak kullanılmadığı zaman ise yakılmaları mekruhtur’

    İmam Mâlik, Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) askerlerine verdiği talimatta şöyle dediğini nakletmiştir:

    “Bir topluluğa rastlayacaksınız ki, onlar kendilerini Allah’a adadıklarını iddia edeceklerdir; onları kendilerini uğrunda hapsettikleri ile baş başa bırakın; kadın, yaşlı ve çocukları öldürmeyin; hiçbir ağacı kesmeyin ve mamur bir yapıyı tahrip etmeyin!”

    Hayvanlar, düşmana doğrudan yardımcı olmuyorsa onların öldürülmemesi hususunda da ittifak edilmiştir. Rivayet edildiğine göre, Hz. Ebû Bekir (r.a.), Şam’a gönderdiği komutanlarla şu talimatta bulunmuştur:

    ‘Kadın, çocuk ve yaşlıları öldürmeyin, meyve ağaçlarını kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, deve veya koyunu yemenin dışında bir maksatla boğazlamayın, hurma ağacını yakmayın!”[8]

    İbn Hazm, bu hususta canlı olanla, cansız olan arasında bir ayırıma gider ve canlı olanın, ruha hürmeten korunması, cansız olanın da yok edilmesi gerektiğini söyler, O şöyle der:

    ‘Şu ayet-i kerime gereği müşriklerin ağaçlarını, yiyeceklerini, ekinlerini ve evlerini yakıp yıkmak caizdir
    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    “Hurma ağaçlarından herhangi bir şeyi kesmeniz yahut kökleri üzerinde bırakmanız, hep Allah’ın izniyle ve (O’nun) yoldan çıkanları cezalandırması içindir”[9]

    “…Kâfirleri öfkelendirecek bir yeri çiğne(yip zaptet)meleri ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki, mutlaka bunlarla kendilerine iyi bir amel yazılmış olmasın”[10]

    Hz. Peygamber (s.a.v.), Benî Nadîr’in hurma ağaçlarını yaktırmıştır. Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in bunu yasaklaması ise, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in uygulamasının mübahlık için olduğuna hamledilir. Buna göre durum gereği yakmak da caizdir, yakmamak da[11]

    Canlı olanların durumunu incelemeye geçmeden önce Rasûlullah (s.a.v.)’ın kuşatma sırasında, Tâif’in üzüm bağlarının yakılmasına izin vererek onlara hasar verdiğini ve böylece onları teslim olmaya zorladığını da burada hatırlatmak istiyoruz. Tâif bağları, Tâif halkının övünç kaynağı olacak kadar değerli idi. Tâif halkı, Rasûlullah (s.a.v.)’a elçi göndererek bağları yakmaması; onları ya kendisinin alması veya Allah ve akrabalık hakkı için kendilerine bırakması ricasında bulundular.[12] Rasûlullah (s.a.v.), onların bu teklifinden kalplerinin yumuşamaya başladığını hissetti; isteklerini kabul etti ve bağları yaktırmayı durdurdu

    Eğer Benî Nadîr’in hurma ağaçlarının yaktırılması ile Tâif bağlarının yıkılmaktan vazgeçilmesini mukayese edersek aralarındaki fark, açıkça ortaya çıkar. Yahudilerin hidayete ermeleri asla umulmuyordu. Bu itibarla Müslümanlar, onlara yaptıkları her eziyet, besledikleri her kin ve onlara karşı kazandıkları her başarıdan dolayı Allah’a (c.c.) yaklaşmış oluyorlardı. Nitekim bundan önce geçen iki ayette de bu durum anlatılmıştı. Tâif halkı ise tam bunların aksine, kalpleri yumuşamış, hidayete ermişler ve hızlı bir şekilde iyi Müslüman olmuşlardır. Bu gösteriyor ki, savaş esnasında komutan, kararlarını Müslümanların genel çıkarları doğrultusunda alır ve icraya koyar

    Şimdi de, İbn Hazm’ın canlıları telef edip etmeme hususundaki görüşüne gelelim. İbn Hazm şöyle diyor:

    ‘Elbette düşmanın deve, öküz, koyun, at, tavuk, güvercin, kaz ve diğer hayvanlarını yemenin dışında bir maksatla kesmek helâl olmaz. Ancak, domuzlar ve özellikle savaşta kullanılan atlar bu hükmün dışındadır. İster Müslümanlar onları alsın, ister almasın; ister Müslümanlar güç yetiremeyip düşman onları elde etsin veya etmesin, fark etmez; sözü edilen istisna hariç hayvanlar öldürülmez. Yine bunun gibi hurmaları ve otlukları da yakılmaz, su altında bırakılmaz’ [13]

    Hz. Peygamber (s.a.v.) savaşta bilfiil rolleri olmayan işçi ve ırgatların öldürülmesini de yasaklamıştır. Çünkü onlar inşaatçı, çiftçi ve ziraatçılardır. İslâm’da savaş ise, imar edilmiş yerleri yok etmek ve hayatın akışını durdurmak için değildir. İbn Abbas (r.a.)’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), ordularını sefere çıkarırken, onlara şu talimatı verirdi:

    “Allah’ın adıyla çıkın, Allah yolunda Allah’ı inkâr edenlere karşı savaşın; haksızlık etmeyin, haddi aşmayın, müsle yapmayın, çocukları ve zanaat erbabını öldürmeyin!” [14]



    [1] Mâide sûresi, 5/8
    [2] Ebû Dâvûd, Cihâd, 111; İbn Mâce, Cihâd, 30; Muvatta, Cihad, 9
    [3] Ebû Dâvûd, Cihâd, 111; İbn Mâce, Cihâd, 30; Ahmed, 4/488
    [4] Ebû Dâvûd, Cihâd, 82
    [5] Müslim, Cihâd, 2; Tirmizî, Diyât, 14; İbn Mâce, Cihâd, 38
    [6] El-Muhallâ, 7/296
    [7] Bidâyetu’l-müctehid, 1/396
    [8] Şevkânî, Neylü’l-evtâr 7/149
    [9] Haşr sûresi, 59/5
    [10] Tevbe sûresi, 9/120
    [11] İbn Hazm, el-Muhallâ, 7/294
    [12] İbn Kayyım, Zâdu’l-meâd, 2/192
    [13] İbn Hazm, el-Muhallâ, 7/294-95
    [14] Müslim, Cihâd, 2; Tirmizî, Diyât, 14

    İlgili Yazılar

+ Yorum Gönder