1. 1
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 4,882
    Tecrübe Puanı: 80
    Yer: Türkiye

    Dava Adamı hakkı savunmak


    DAVA ADAMI
    Öncelikle dava kelimesine baktığımızda: “Bir kimsenin başkasından mahkeme huzurunda hakkını istemesi, adaletin yerine getirilmesi için mahkemeye baş vurma.

    Bizim işleyeceğimiz dava ise bir hakkı savunmak, muhafaza ve müdafa etmek için sahiplenmektir.

    Dava adamı ise inandığı ilkeler uğrunda can, mal ve kısaca tüm benliğiyle kendini bu uğurda feda edendir.

    Her dinin bir destekleyicisi, müdafisi ve uğrunda can verenleri vardır. Ve tarihe kanlarıyla imzalarını atmışlardır. Ama bu atılan imza, dökülen kan eğer ALLAH için değilse, verdikleri mücade-leleri kendileri için ebediyette bir kazanç ve menfaat temin etmeyecektir.

    Dava adamı ot gibi yaşamaktan uzak, sahip olduğu değerleri koruma uğrunda kuşanıcı ve kuşatıcı özelliğe sahiptirler. Ama biz inanan kişiler olarak her konuda olduğu gibi bu konuda da yüce dinimiz İslam uğrunda dava sahibinin sıfatlarından ve davayı ayakta tutan ilkelerden bahsedeceğiz.

    Her ne kadar bu dinin sahibi ve koruyucusu ALLAH'sa da, o yüce ALLAH bu dinin bekçiliğini kendisine iman eden müntesiplerine bırakmıştır. Ve bu yüce davaya bekçilik gibi bir kutsal görevle onları yüce şereflere eriştirmek istemiştir.

    Evet, hakkın yaşayabilmesi, hakim olması dava erlerinin gayret ve çabaları neticesinde varlığını sürdürecektir. Ve bunun içinde bütün İslami düsturları kuşatıcı özelliği kazandırıcı olması sebebi ile ALLAH'a en sevimli olmak isteyen, dava adamı olmaya bakmalıdır.

    Dava adamı ALLAH'tan başka ilah tanımamanın; dini hayatı yaşamak, yaşatmak ve yaymak için her türlü fedakarlığa katlanmanın; batıl inanç, anlayış ve davra-nışlara karşı başkaldırmanın; her yerde ve her zaman halkla irtibatta bulunup hep onu savunmanın müdafisi olagelmiştir.

    Dava adamı dinç, dinamik, gözü pek inançla yoğrulmuş, cihad ruhuyla kuşanmış gönüllü erlerdir.

    “Dava erleri toplumun ruhuna can veren temiz kan gibidir.”

    Dava erleri toplumların bekasının en sağ-lam teminatıdır. Bu yürekli erler her türlü düşmanca ses ve soluklara karşı hassas kulaklar gibidir. Gerektiğinde davasını müdafaa etmede tereddüt etmeden kendilerini feda edebilirler.

    Evet dava erleri toplumların en gür sedala-rıdırlar. İslama vurulan en ufak darbeye karşı koyandır. Mukaddes düşünceler uğruna gözünü budaktan sakınmayan, düşmanlarla hesaplaşmaya hazır bu gönüller ALLAH'a karşı verdikleri sözü yerine getirme kararında ve azmindedirler.

    Dava adamı alelade bir insan değildir. O her şeyden önce bir dava ve mefkure sahibidir. Bu bakımdan diğer müslümanlara nazaran daha derin tasavvurlara, daha geniş düşünce ve ileri görüşlere sahiptir. İçinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığı yükseltme uğrunda ellerinden gelen fedakarlığı yaparlar.

    Hasılı dün, bugün ve yarın ki mücadele meydanlarının kahramanları, idealleri uğrunda sabır ve azimle, cehalet ve düşmanla başlattıkları savaşta mücadele verirler. Bu çetin yolda yürürken de kimseden ilgi beklemeksizin sadece Rabbinin rızasına taliptir. Onun savaşı “yeryüzünde fitne kalmayıp din tamamıyla ALLAH'ın oluncaya kadar” müca-deledir(8/39). Bununla yeryüzündeki her türlü tağuti hakimiyet ve sultalara karşı koyup, la ilahe illallah davasını hakim kılmaktır.

    Onun hedefi insanın önüne yığılan putların sahteliğini ortaya koyup hakikati idraklere sun-maktır.

    Günümüzde insanın insana boyun eğdirdiği sistemlerde insanlar mallarını, canlarını acıya ve zulme heder ettirilmekte.

    Evet, bir toplumda dava erleri yoksa o toplumda basit menfaatler uğruna neler yapılmaz ki. Bir toplumda dava erleri yoksa o topluma ALLAH'ın ihtarı ve ikazı şudur. Enfal/25 “Geldiği zaman içi-nizden yalnız zalimlere mahsus musibet olmayacak olan fitneden sakının."
    M.Akif: “Misyonerler gece gündüz çalışırlar / acaba oturup vahyi ilahiyi mi bekler ulema” diyerek dava adamlarının sessiz-liğine işaret etmektedir.

    ALLAH birilerinin işlediği günah yüzünden günahsızları cezalandırmaz. Fakat aralarında gü-nah işlediğini görür ve men'e kadir oldukları halde menetmezlerse o zaman müstesna. A.ibn Hanbel C.4, sh.192

    Onlar ki, ALLAH'ın ahkamını tebliğ ederken sadece ALLAH'tan korkar, başka hiç kimseden korkmazlar. Onlar için ALLAH kafidir.

    “Zaafa uğramayın, üzülmeyin eğer inanı-yorsanız mutlaka üstün gelecek olan sizlersiniz.” Ali İmran/139

    Dava eri İslam mücahitleri çıkartılan en hayırlı ümmettir. Bu ilahi müjdedir. 3/110

    Dava adamı, halkın çağrısına kulak asma-dığı için kızması ve onları terk etmesi düşünülemez. O bir hikmet olarak cereyan eden Yunus (as) kıssasından ibret alandır.

    Dava adamı ihlas sahibi, cesurdur, kahramandır ve fedakardır, şura sahibidir. O kendini değil davasını ve davasının izzetini düşünür. Bu uğurda kimi şehit kimi gazi olur ama neticede ALLAH'ın rızası ve cennet vardır.

    Davadan kaçmanın sebepleri vardır. Bir müslüman, dava adımının önemini kavrasın da davadan kaçsın; bu büyük bir gafletin rehavetin esiri olup dünyayı çok sevmekten meydana gelmekte-dir.

    Bugün rejimin nimetiyle beslenip büyüyen ve onun küfür potasında yoğrulan, insan olma ve insanca yaşama haysiyetini kaybeden nesil kuru toprağın yağmuru beklediği gibi dava adamını bekliyor.

    Davasını bilemeyiş insanı kimliksizleştiriyor.


    İlgili Yazılar

  2. 2
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 4,882
    Tecrübe Puanı: 80
    Yer: Türkiye

    --->: Dava Adami


    "Nerde o yiğitler ki gür,
    Sesi dünyayı bürür
    Dur dese kalpler durur
    Yürü dese dağlar yürür"

    İnsan hayatına sığmayacak işler yapan insanlar var... Eski bir binanın taş duvarında, taşların arasından bir filiz çıkıyor ve çiçek açıyor. Bu çiçek, içinde bulunduğu şartları hiçe sayıyor. "Bu duvarda toprak yok, su yok, güneş, rüzgâr beni hırpalar" demiyor. Çiçek, şartlara meydan okuyarak yeşeriyor. Lisan-ı hal ile diyor ki: "Allah bana 'yeşer' dedi, ben de yeşerdim. Sonuç ve şartlar ne olursa olsun..." İşte dava adamı budur!

    "Daha kaç yıl bekleyeyim senin kapında
    Ayağımda zincir, boynumda kement
    Beni de piştiğin hicran kabında
    O kadar kaynat ki, buhara benzet."

    Birkaç damla su, buharlaşır. O buhar bulutlara yükselir, bulutlarla bütünleşir. Güneş, rutubetli havaya vurunca, gökkuşağı meydana gelir. Ve güneşin yedi rengi gökkuşağında açıkça görünür. Sonra yağmur yağar... Göklerle yer evlenir. Bin bir çeşit rızıklar, yeryüzüne bir halı gibi serilir. Canlıların yüzü güler.
    İnsanın iki yönü vardır. Biyolojik yön ve ilmî yön. Bir kısım insanlarda biyolojik yön uzunken, bazı insanlarda ilmî yön uzundur. İstanbul müftüsü, daha sonra da Diyanet İşleri Başkanı olan Ömer Nasuhi Bilmen Hoca'yı ziyarete gitmiştim. Büyük bir oda ve yerde bir yatak; yatağın içinde Müftü Efendi oturmuş, yorganı da sırtına almış, belli ki üşüyor... Tefsir yazıyordu. Dedi ki: "Şu tefsiri bitireyim de öyle öleyim. Allah'tan duam budur." Ömer Nasuhi Bilmen Hoca 90 yaşına kadar yaşamışsa, yazdığı eserlerin ömrü belki 300, belki 500 senedir...
    İslâm'a köle olan, her türlü esaretten kurtulmuştur. Taş duvarların arasında olan mahkûm, iman ile şükreder, hayal ile dünyayı dolaşır. Sabır ile hakkına razı olur. İnancını yerine getiremeyen insan, her yerde mahkûmdur. Davalar bazen hapishanelerde, bazen mezarlıklarda yükselir. Dava adamları. Çokları bu dünyadan gitti. Fakat iz bıraktılar. Medeniyet onların elinde parladı. İnsaniyet, onların hayatından ilham aldı. Dava adamı ufka yürür. Konaklanacak her yeri geçer. O, ufku yakalamak için yürür...
    Merak edenler, âlimlerin, sanatkarların ne kadar yaşadıklarını ve yaptığı işleri liste halinde çıkarsınlar. İnsanın ömrü yıllarla değil, yaptığı işlerle ölçülmelidir.
    Şinasi lise mezunu... Namık Kemal ortaokul mezunu... Bediüzzaman hiç okula gitmemiş. Üniversiteye giden pek çok ilim adamı vardır. Fakat onların pek azı eser bırakmıştır.
    Nihal Atsız, dava adamını şöyle tarif ediyor:
    "Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar.
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar...
    Vicdanını Paris'e Moskova'ya satanlar
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.
    " Bir zamanlar dünyanın en geri, en vahşi milleti olan Avrupalıları bugünkü duruma getirenler, dava adamlarıdır. Kedi, aslangiller familyasındandır. Ama 40 tane kedi bir araya gelse, bir tane aslan etmez. İşte dava adamı bu demektir. H.İ.


  3. 3
    TAPUSUZ Üye
    TAPUSUZ
    Üye

    Üye No: 1421
    Mesaj Sayısı: 32
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 48

    --->: Dava Adami


    mumsema Nickli Üyeden Alıntı
    Dava adamı ise inandığı ilkeler uğrunda can, mal ve kısaca tüm benliğiyle kendini bu uğurda feda edendir.

    Dava adamı ot gibi yaşamaktan uzak, sahip olduğu değerleri koruma uğrunda kuşanıcı ve kuşatıcı özelliğe sahiptirler.
    Bizlerin dava adamı olabilmesi için davasının olması gerek.Bu kavrama okadar uzak kalmışız ki.Bunu anlayabilmek için bir filistinli gibi toprakların gitmeli,bir gece yarısı evinden sürünerek alınmalısın,bir afganlı gibi köpeklerin bile konmayacağı kafeslere konmalısın.Allah razı olsun paylaşımın için


  4. Reklam

  5. 4
    sahra Bayan Üye
    sahra
    Bayan Üye

    Üye No: 297
    Mesaj Sayısı: 214
    Tecrübe Puanı: 6

    --->: Dava Adami


    TAPUSUZ Nickli Üyeden Alıntı
    Bizlerin dava adamı olabilmesi için davasının olması gerek.Bu kavrama okadar uzak kalmışız ki.Bunu anlayabilmek için bir filistinli gibi toprakların gitmeli,bir gece yarısı evinden sürünerek alınmalısın,bir afganlı gibi köpeklerin bile konmayacağı kafeslere konmalısın.Allah razı olsun paylaşımın için
    Haklısınız.Ama ders almak için onların yaşadıklarını yaşamamız gerekmiyor.kardeşlerimizin çektiği her acı bizleri de derinden yaralıyor.Bence önemli olan iş işten geçmeden ,savaşlar işkenceler başlamadan ders almaktır.Yalnız ne yapalım ki "BU DAVA HOR,BU DAVA ÖKSÜZ,BU DAVA BÜYÜK.


  6. 5
    İnşirah Devamlı Üye
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 1,071
    Tecrübe Puanı: 17

    Çile geleceğin tebessüm fideliğidir. Büyük dâvâlara her zaman büyük ızdıraplar analık yapar. Yeryüzünde kahkahadan doğmuş hiçbir fikir kıvılcımı ve realitelere karşı kendini koruyabilecek hiçbir düşünce sistemi yoktur. Rahat ve rehavet, ideallerin ölüm döşeğidir. Susanlar ve suskun kalmayı yeğleyenler; aç ve susuz bırakılanlar değil, hep, gırtlağına kadar midesi, yedi bağırsağıyla birlikte doldurulanlardır. Duyanları kulaklarına kadar kızartan insanlık adına utanç verici en hayasız hakaretler dahi dâvâ adamını yıldıramaz; ancak ne zaman ve nerede ve kimin başına düşeceği belli olmayan bir yıldırım haline getirir. O gerilir; fakat gerilemez. Hayatının hiçbir ânında o, tereddüt solumamıştır. Bazen avucunu dolduran ve donduran kar taneciklerini güneşe doğru savurduğu olur. Başkası bunu bezginlikle anlatır. Halbuki o, her kar tanesini, henüz'adı konulmamış galaksilere ait birer güneş yapmıştır; sönük gönülleri aydınlatır.. "Sen dağları sâbit sanırsın, halbuki o gökteki bulutlar gibi gezip durmaktadır", şeklinde anlatılan gerçek, tam ona göre biçilmiş benzetme kaftanıdır. Hele o kaftanın altındaki hırka, sanki indifa gününü bekleyen bir yanardağdır. Bir farkla ki, lavları sevgi ve muhabbet, prizması nurdandır. Kendisinden kaçmayı ve kendi kendinden kopmayı marifet zannedenler onları zanlarının karanlık mahbesine hapsedip cemiyetten tehcir ederler. Halbuki bu tehcir ve kovma onların kendileri kalabildiğinin silinmez bir âlâmet ve işaretidir. Şahsiyetten mahrum silik bir hayat ölüm demektir. Demek ki, bu mânâda o hiç ölmeyecektir. Evet, o ölmek için değil; yaşamak için vardır.. Ve esasen her dâvâ adamının aziz varlığı kendisini öldürmek isteyenlere yeni bir can ve yeni bir hayattır.
    Ey dâvâ adamı! Ve ey seçkinler zümresinin şanlı adayı!. Üçüncü bir şahıstan bahseder gibi konuşmaya artık takatim kalmadı. Belki, sana doğrudan hitap etmeye hicabım mani olmalıydı. Fakat hitap zarureti hicap şişesini yere çaldı ve bende hicap da kalmadı.. Ne edeyim, sen benim varlık gayemin sırça sarayının tek sultanısın. Bir gedanın samimiyetten başka hangi şefaatçisi olabilir ki, sözleri o sultana ulaşsın. Sözün samimisi her türlü tekellüf ve zorlamadan uzak olandır. Malumdur ki, hiç riya ve gösterişi olmayan insan yeni doğandır. Ve onun içindir ki, her yeni doğan yavru çıplak ve üryandır... Varsın ifadelerim o yavruya benzesin ve benim için "tek hüneri, samimiyetidir", densin..
    Sen, yârdan, yârandan, cândan, cânândan, anadan, babadan ve bunlardan da Öte toprağının her zerresine binlerce ruhun olsa feda etmeye âmâde olduğun aziz vatanından koparılıp atılmak istenen ve öz yurdunda parya muamelesi gören ve inandığın dâvânın masumluğu melekleri dahi gıptaya sevkederken bu dâvâ uğruna caniler gibi hapislere tıkılıp, sürgünlere gönderilen ve işkencelerin en iğrencine maruz bırakılan ve en meşru haklarından dahi mahrum edilen ve kötü bir komşu ülkenin soydaşlarına reva gördüğü haksızlık karşısında bütün dünyayı bu haksızlığı telin etmeye davet eden insanlar tarafından aynı haksızlığa uğratılmana rağmen kimsenin gözünde bir nemlenme dahi meydana gelmediğini gören sen.. Söyle Allah aşkına sen nasıl bir ruh taşıyorsun ki, bütün bu olup bitenlere karşı yüzünde şikayet mânâsına bir çizgi dahi belirmiyor? Gözlerinin Kâbe renkli siyahı nice güneşlerin batışını seyretti; fakat senin ümit burcunda demir atmış kutup yıldızın hiç yerini terketmedi. Sen nasıl bir his ve duyguyla yoğrulmuşsun ki, mâruz kaldığın kin, nefret ve düşmanlığı sevgi, şefkat ve dostluğun müsamaha ikliminde eritip tüketebilmek için kendini bir mum gibi eritip tüketiyor ve bunca gösterdiğin gayrete ve çektiğin sıkıntıya mukabil bir teşekkürü dahi şükrü eda edilemiyecek çapta büyük bir nimet telakki ediyorsun?!...
    Ve sen sabrı nasıl bir iştah haline getirmişsin ki, dövene elsiz değil; şefkat elinle onun başını okşuyorsun; sana ağzı dolu dolu sövene bal şerbeti sunuyor ve gönlünü darmadığın etmeye yeltenmişlerin gönlünü almaya çalışıyorsun?!...
    Söyle bana, sen nefsini Burak edinenlerden misin? Yoksa hayal atının topalladığı diyarda dolu dizgin at süren sen miydin? Artık bana kendini bildirsen de olur, benden kendini gizlesen de. Çünkü anladım ki, seni, senden ve senin gibi olanlardan başkasının anlaması zordur.



  7. 6
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 4,882
    Tecrübe Puanı: 80
    Yer: Türkiye

    sahra Nickli Üyeden Alıntı
    Haklısınız.Ama ders almak için onların yaşadıklarını yaşamamız gerekmiyor.kardeşlerimizin çektiği her acı bizleri de derinden yaralıyor.Bence önemli olan iş işten geçmeden ,savaşlar işkenceler başlamadan ders almaktır.Yalnız ne yapalım ki "BU DAVA HOR,BU DAVA ÖKSÜZ,BU DAVA BÜYÜK.
    TAPUSUZ Nickli Üyeden Alıntı
    Bizlerin dava adamı olabilmesi için davasının olması gerek.Bu kavrama okadar uzak kalmışız ki.Bunu anlayabilmek için bir filistinli gibi toprakların gitmeli,bir gece yarısı evinden sürünerek alınmalısın,bir afganlı gibi köpeklerin bile konmayacağı kafeslere konmalısın.Allah razı olsun paylaşımın için
    kardelen Nickli Üyeden Alıntı
    paylaşımın için Allah razı olsun.
    amin cümlemizden:) yorumlar için teşekkür ederim


+ Yorum Gönder