1. 1
    rana Aciz Kul
    rana
    Aciz Kul

    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 2,244
    Tecrübe Puanı: 36
    Yer: Almanya

    İslam'da infak


    İNFAK


    İnfak: Helâl yollarla elde edilen malı, ihtiyaca ve dinin gerekli ya da hoş gördüğü yerlere harcama, sarf etme. Allah'ın rızk olarak verdiği görünür görünmez (zahir ve batın) nimetleri mü’minlerle paylaşmak demektir

    Kur'an-ı Kerim’in pek çok ayetinde, mü’minlere "Allah yolunda infak" emir ve tavsiyesinde bulunulmuş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür

    Kur’an-ı Kerimde infak-ı emreden ayetlerden bazılarını zikredelim:

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
    آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا
    لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم
    بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ”


    Meali:
    “Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin, Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır” (2/267)

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم
    بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
    رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ”
    Meali:
    "Mallarını gizli ve açık olarak infak eden kimseler var ya, iste onların, Rableri katında ecirleri vardır Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır" (el-Bakara, 2/274)

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ
    مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ
    شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ”


    Meali:
    “Ey iman edenler, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin” (2/254)

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ
    أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ
    لِمَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ”


    Meali:
    "Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, her başağı yüz daneli yedi başak bitiren bir tohumun hali gibidir, Allah dilediği kimseye daha kat kat verir, Allah'ın ihsanı çok geniştir, Her şeyi hakkıyla bilendir" (el-Bakara, 2/261)


    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ
    فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى لَّهُمْ
    أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ”

    Meali:
    “Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır” (2/262)

    Bakara Suresi'nin ilk ayetlerinde takva sahiplerinin vasıfları sayılırken, "Allah yolunda harcayanlar"; gayba inanan ve namaz kılandan sonra üçüncü sırada infak zikredilmiştir. (el-Bakara, 2/3; Âli İmran, 3/134).
    Takva sahibi mü’minlerin en belirgin vasıfları;
    1-Gayba inanırlar
    2-Namaz kılarlar
    3-İnfak ederler

    Allah yolunda yapılan harcamanın, malın sevilen çeşidinden yapılması, kişiyi "birr" derecesine ulaştırır. Ayette şöyle buyrulur:

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    “لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ
    فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ”

    Meali:
    "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar Cennete ve iyiliğin en güzeline (birr) eremezsiniz" (Âli İmran, 3/92)

    Bu ayeti celile de Cennete ve en üstün dereceye ulaşmanın yolunun infaktan geçtiğine işaret ediliyor

    “CENNETE GİDEN YOLLAR İNFAKTAN GEÇER”

    Cennete ulaşmak için malımızı, gücümüzü, canımızı Allah yolunda infak etmeliyiz. Bu ayet inince, Ebû Talha (r.a) en çok sevdiği malı olan "Bırhâ" bahçesini Allah yolunda tasadduk etmek istemiş, Hz. Peygamber'in; "yakın hısımlarına ve amcasının oğullarına vermesi" tavsiyesine uyarak böyle yapmıştır” (Buhârî, Zekât, 44, Vesâyâ, 17, 26; Müslim Zekât, 43; Ahmed b. Hanbel, III, 141, 256)

    Tebuk seferinde Hz.Ebu Bekir (ra) malının tamamını cihad için infak etmiştir. Rasulullah (sav) Efendimiz Hz.Ebu Bekir’e –“Ya Eba Bekir çocuklarına neyi bıraktın? Diye sorunca. Hz.Ebu Bekir (ra); “Allah ve Rasulünü bıraktım” Diye cevap vermiştir

    Hz. Ömer Hayber'den hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmiştir (İbn Kesir, Muhtasar-ı Tefsir, Beyrut 1981, I, 299)

    Muaz b. Cebel ile Sa'lebe Hz. Peygamber'e "Kölelerimiz ve hısımlarımız var. Bunlara malımızdan ne şekilde ve ne miktarda harcayalım" diye, sordular Bunun üzerine şu ayet inmişti: "Ey Muhammed! Sana, hangi şeyi nafaka vereceklerini sorarlar, De ki: "İhtiyacınızdan artanı verin"(el-Bakara, 2/219)

    Zekât farz kılınmadan önce, kazanç sahipleri, bu ayete göre, her günkü kazançlarından kendilerine yetecek kadarını alır, gerisini tasadduk ederlerdi Altın, gümüş gibi nakit sahipleri de, bir yıllık geçimini ayırır, geri kalanını Allah yolunda harcarlardı (ez-Zebîdî, Tecridi Sarih, Terc. K Miras, Ankara 1978, XI, 371)

    Zeyd b. Harise (r.a) "Seyl" adındaki ünlü atını tasadduk etmesini Hz. Peygamber'den istemiş, O da atı Usame b. Zeyd (r.a)'e vermiştir. Hasan el-Basrî şöyle der: "Bir kimse sevdiği bir tek hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verirse bu ayetteki "birr"e mazhar olmuş olur". Ömer b. Abdülaziz, yoksullara bol miktarda şeker dağıtır ve sebebini soranlara da şu cevabı verirdi: “Çünkü ben en çok şekeri severim”

    En çok neyi seviyorsak onu infak etmeliyiz İnfak edilen şey en çok sevdiğimiz şey olmalı ki Rabbimiz bizden razı olsun Hz. Âdem ve Hz. Havva (a.s) yeryüzüne indiklerinde ilk imtihanları infak ile ilgili olmuştur Kabil sevmediği en kötü malı infak etti, Allah onun infakını kabul etmedi Kardeşi Habil ise, en çok sevdiği şeyi infak etti, Allah onun infakını kabul etti, Demek ki yapılan infakın Allah katında kabul edilmesi için, en sevdiğimiz şeyi infak etmeliyiz En sevdiğimiz şey malımız ise onu infak edeceğiz Çocuğumuz ise onu Allah yolunda hizmete hazırlayacağız, Sahabelerden Ümmü Süleym oğlu Hz. Enes-i Rasulullah’a hizmet etmesi için infak etti Hz. Meryem (a.s)’in annesi onu Süleyman (a.s) mabedine hizmet etmesi için infak etti. Kur’an-ı kerimde bu olay şu şekilde haber verilmiştir:

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ
    مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّراً فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

    Meali:
    “İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin" demişti” (Âli İmran, 35)

    İnfak, en sevdiğimiz şeyi Allah yolunda feda etmektir Bu manada Allah yolunda can vermek, şehit olmak en büyük infaktır Sahabe-i kiram sadece mallarını değil, canlarını da Allah yolunda infak etmiştir Musab b. Umeyrler, Cafer-i Tayyarlar infakta öncü olmuşlardır

    Kur'an, iman ve namaz'dan sonra üçüncü olarak infakı sayar. Allah (c.c), insanları mallarıyla ve canlarıyla sınamaktadır Mal sınavını geçemeyenler, can sınavına girmeye hak kazanamaz Kabil, mal sınavını veremedi ve kaybetti. Habil ise, mal sınavını verince can sınavına girdi ve onu da kazanarak "şahadetname”sini aldı

    İnfak Kur'an'da Allah için vermenin genel adıdır, infakın farz olanına zekât, nafile olanına tasadduk denilir Verebildiğimiz şey bizimdir. Çünkü insan ancak sahibi olduğu şeyi verebilir. Eğer veremiyorsak biz malın değil, mal bize sahip olur, biz malın esiri oluruz. Esaretten kurtulmanın yolu vermektir. Esirler fidye vererek esaretten kurtulur Bizde nefsimizin ve şeytanın esaretinden infak ederek kurtulmalıyız

    Sadece kırkta bir zekâtımızı vererek manevi sorumluluktan kurtulamayız Sahabe kırkta bir zekâta "Zekatu'1-Bahil: Cimrinin zekâtı" derlermiş İslâm'ın tüm yükünü mü'minlerin omuzladığı böylesi zor zamanlarda, mü'minler içerisinden Asr-ı Saadet insanı gibi beşte bir, hatta Ka'b b. Malik ve diğer bazı sahabeler gibi ikide bir verebilenler çoğalmalıdır. İnfak edince azalacağını zannetmeyelim Allah için verdiğimizin şuurunda olursak, Allah karşılığını kat kat vereceğini vad etmiştir

    Kur'an infaktan o kadar çok söz eder ki, "vahiy insana Allah yoluna vermeyi öğretmek için gelmiştir" dense yeridir. İnfak, kişinin Allah'ı kazancına ortak etmesidir Geliri artırmanın en kesin ve akıllı yolu Allah yolunda harcamaktır

    “ALLAH YOLUNDA HARCAMAK, EKSİLTMEK DEĞİL ÇOĞALTMAKTIR”

    Bollukta da veriniz darlıkta da, Hatta işini bilenler, asıl muhtaç oldukları zaman infak ederler, İhtiyacı olduğu halde veren kimse isâr makamına ulaşır Bu en makbul infaktır. Rabbi’miz Kur’an da isâr da bulunanları övmüştür, Vermek için zengin olmayı bekleyenler hiç veremeyecekler demektir, Yokluk sırasında veremeyenler varlıkta hiç veremezler, Hem, vermenin artırdığına inananlar en muhtaç oldukları zamanda verirler, Bilir ve inanırlar ki, verdikleri kendilerine kat kat iade edilecektir

    Kur’an-ı Kerimde infak çok geniş manada zikredilmiştir, Mü’minlerin en belirgin özelliğini şu şekilde izah eder: “Evet onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızktan da sarf ederler, infak ederler, Onlara bu davranışları güzellik kazandırır, kötülüklerini siler def eder, Onlar kendilerine verilen rızklardan da infak ederler.” İnsana verilen rızk, insanla beraber kılınan ve ona ayrılan nasiptir. Mal cinsinden olur, bilgi cinsinden olur, çoluk çocuk cinsinden olur veya ortam cinsinden, çevre, imkân, fırsat cinsinden olur, Ne cinsten olursa olsun kişiye verilen şeyin kendilerine verilmeyenlere, ona muhtaç olanlara harcanmasına infak diyoruz, Her birimiz Rabbimizin bize verdiği imkânlar ölçüsünde infak etmeliyiz, Bir kimse çok fakirse o da gücüyle, kabiliyeti ve becerisiyle infak edecek

    Öyleyse bu manada infak, kişiye tahsis edilenin, Allah’ın istediği biçimde başkalarına ulaştırılması demektir. Ama daha özel manasıyla infak, Rasulullah Efendimiz (sav)’in şu hadis-i şerifte buyurduğu; “İttekunnara velev bi şıkkı temratin” Hurmanın yarısıyla da olsa ateşten korunun. Ölçüsüyle bir hurma verilmişse kişiye, onun yarısını vermek, ya da Hz. Ebû Bekir Efendimiz gibi hurmanın tümünü, malının tümünü vermek şeklinde olacaktır, Biz de bu iki sınır arasında yapabileceğimiz kadarıyla, Rabbimizin bize verdiklerini Allah’ın kullarına infak etmeye çalışalım inşallah. Ömrümüzden infak ederek defter-i â’mâlimizi kapatmayacak hayırlı bir evlat yetiştirelim, Malımızdan infak ederek yine amel defterimizi açık tutacak olan bir eser bırakalım

    İnfak ile canımızı, malımızı, çocuklarımızı sigorta yaptıralım, İnfak aynı zamanda manevi bir sigortadır. Peygamber Efendimiz (sav) “Sadaka yetmiş belayı defeder” Buyurdu

    İnfak ömrün uzamasına da vesile olur, Peygamber Efendimiz (s.a.v) “sadaka ömrü uzatır.” Buyurmuştur, Sadaka ömrü nasıl uzatır? İki türlü kader vardır, Değişmeyen kader, kader-i mübremdir, bir sebebe bağlı kılınan değişebilen kader ise kader-i muallâktır, İnsanın ölümü kaderi mübremdir, yani değişmeyen kaderdir, O halde sadaka ömrü nasıl uzatabilir? Bunun şerhini âlimler şu şekilde yapmıştır: Sadaka ile ömür bereketlenir, Kısa bir ömre Cenab-ı Hak (cc) uzun bir ömre sığacak işler yapmayı muvaffak kılar, Ayrıca Sadaka veren kimse ölse de defter-i â’mâli kapanmadığından sevap yazılmaya devam eder. Böylece amel bakımından da ömrü uzun olmuş olur, Mimar Sinan’ın yaptığı eserlere baktığımızda bu kısa ömre bu kadar devasa eserler nasıl sığdı diye hayretler içinde kalırız

    İnfak”ın iki derecesi vardır:

    1-İnfak”ın birinci derecesi, yukarıdaki ayetlerde zikredilen “rızklandırıldığından başkalarına bağışlama”dır; başkalarıyla paylaşmadır Bu bağışlanan, elindekilerin herhangi bir kısmı olabilir

    2-İnfak”ın ikinci derecesi ise “Birr” diye tanımlanır ki buna işaret eden ayet de şudur: "SEVDİĞİNİZ ŞEYLERDEN İNFAK ETMEDİKÇE BİRR'E EREMEZSİNİZ" (3-92)
    İnfak hem zahirde hem batında olur: Zahirde maddi bir şeyi infak etmek, batında ise manaları infak etmektir

    “İNFAK EDENLER, KORUNMAK İSTEYENLERDİR.”

    Kimler bu manaları infak edecek olanlar? Korunmak isteyenler! Madde boyutunun ötesinde manalardan infak edecek! Peki, bu manalardan infak insana ne kazandıracak? Bu infak, onlarda korunmayı meydana getirecek!

    “MADDE İNFAK EDEREK CEHENNEMDEN KORUNURLAR!

    Madde infak ederek maddi korunmayı sağlarlar, Madde boyutunda Cehennemden korunurlar

    “BEDEN BOYUTUNUN ÜSTÜNDEKİ RIZIKLARDAN
    RIZIKLANDIRILDIĞININ BİLİNCİNDE DEĞİLSEN,
    İNFAK YAPAMAZSIN!

    “MANA RIZIKLARINDAN İNFAK YAPABİLMEN,
    SENİ ŞİRK-İ HAFİDEN KORUR VE
    BİR ÜST MERTEBEYE TERKAKKİ YOLUNU AÇAR!

    Rabbimizin bize verdiği rızklar o kadar çoktur ki onları saymaya gücümüz yetmez, Rabbimiz bizi imanla rızklandırdı, ihsanla rızklandırdı, Biz Allah’ın esmasıyla rızklanıyoruz, Allah’ın sıfatlarıyla rızklanıyoruz, O’nun rızklarıyla varız,

    “Rızklandırdıklarımızdan infak ederler.” Bir vermek vardır, bir de infak etmek vardır, Birisine bir şey verirsin ama karşılığını alırsın, Ama birisine bir şey infak ettiğin zaman karşılığını beklemezsin

    Mesela ihtiyaç sahibi birine, “ben buna bir sadaka verirsem Allah da bana on misliyle 100 misliyle verir” der çıkarır bir sadaka verirsin, Bu infak değildir!
    Veriyorsun, karşılığını da bekliyorsun. Karşılığını beklemeksizin infakta bulunmak takvanın üst derecesidir

    “BEN VERMİYORUM, VEREN HAKK’TIR!

    Bana bu rızkı veren O, verdiren O, diye tefekkür etmeli, kendimizde bir varlık görmemeliyiz Bu düşünce bizi şirk-i hafi’den korur. Bu da, bir üst mertebeye terakki kapısını açar, tüm varlığın Allah’ın varlığı olduğu müşahedesine ulaştırır

    “ALLAH, BENİ İHSANINA ARACI OLARAK VESİLE KILDI, DİYEREK RABBİMİZE SONSUZ HAMDETMELİYİZ.”

    Veriyorsak seviliyoruz demektir. Allah sevdiği kuluna infak ettirir, Sevdiği kuluna infak kapılarını açar, Veremiyorsak vay halimize, O zaman ne kadar tövbe etsek azdır, İnfakın tövbesi dille değil yine infak iledir, İnfak etmeyi sevene kadar, cimrilikten kurtulana kadar vermeliyiz

    Meyve ağaçlarının yoldan tarafının daha ziyade ürün vermesi, budanan çubukların gür ve daha fazla nimet sunması, bize, kurşunlara karşı sapan taşlarıyla Kudüs-i Şerif kurtulsun diye çırpınan, gece gündüz dünya sulha ersin diye didinen kardeşlerimize münfik (veren el ) olmamızı öğütler. “O takva sahipleri bollukta da, darlıkta da Allah (c.c) için harcarlar” Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde: “Veren el, alan elden üstündür” Buyurdu. Mevlâ bizi de verel el den eylesin

    “Yarım hurma ile de olsa sadaka verip cehennemden kurtulmaya çalışınız Kim bunu bulamazsa, güzel bir sözle kendini cehennemden korusun” “Ya Âişe! Tencereye yemek vurduğunuz zaman suyunu çok koyunuz” hadis-i şerifleri bu gerçeği ifade eder

    Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sizin için yedikleriniz vardır, onların neticesi bellidir. Giydikleriniz vardır O giydikleriniz de bir gün eskiyecek. Ancak sizin sadaka olarak verdikleriniz ahirette sizin karşınıza çıkacaktır” (Müslim)

    Bir hadis-i şeriflerinde Rasulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: “Bir insan vefat ettiği zaman, Melekler ona derki; “Ne getirdin”? İnsanlar da derler ki; “Geride ne bıraktı”? Akıllı olan insan kendisinden önce bir şeyler gönderen insandır” (Beyhaki)

    Sadaka hastalıklardan kurtulmak için vesilelerden biridir. Bir kimse hastalandığında doktora gidecek, verilen ilacı içecek, bununla birlikte şifaya kavuşmak için sadaka da verecek. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: “Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz”

    Davut (a.s), Rabbinden, kıyamet gününde kurulan teraziyi görmek istedi Her kefesinin doğu ile batı arasını doldurduğunu görünce kendinden geçti Ayılınca, “Rabbim! Bu terazinin kefesini sevapla doldurmaya kimin gücü yeter?” deyince Halikımız (c.c):
    -“Ey Davut! Ben Kulumdan razı olursam, onu bir hurma sadakasıyla da olsa doldururum” buyururlar, Davut (a.s) bir müşahedesinde aktardığına göre: “Birini gördüm Allah (c.c), sana ne muamele etti?” dedim O da “Günahım sevabımdan ağır geldi Bu esnada semadan bir kâse indi, sevaplar kefesine kondu. Bir de ne göreyim, kâsede fakire sadaka olarak verdiğim hurmalar vardı” Hiçbir hayrı, hiç bir infakı küçük görmeyelim, Mevlâ’mızın rızası nerede olduğu bilinmez Azda olsa ihlâsla yapılan infak Allah (c.c) katında çok makbul olabilir

    Büyüklerimiz infak konusunda bizim için numune insanlardır, İnfak hususunda örnek yaşantılarıyla bizlere örnek olmuşlardır, Ramazanoğlu Mahmut Sami (k.s) Hazretleri babasından kalan tüm mirası kardeşlerine bırakarak, kendisi Davut (a.s) örnek alıp elinin emeği ile helal lokma yemek için, İstanbul da bir işyerinde muhasebe işleri yapıyordu. İşyeri sahibi bir gün onun maaşını bir zarfa koyup masasına bıraktı, Bir ihtiyaç sahibi oraya geldi ve Allah için yardım talebinde bulundu, Mahmut Sami (k.s) Hazretleri zarfı hiç açmadan olduğu gibi tüm maaşını o ihtiyaç sahibine verdi, Böyle bir davranışı hangimiz gösterebilir acaba?

    Bediuzzaman Said Nursi (R.h) Emir dağında bir hücrede başından geçen şu hadiseyi nakleder: “Hapsolduğum odada günlük yiyeceğim, az bir ekmekti Meskûn mahalde halk yaylaya gitmişti Her gün bir kedi bana misafir oluyordu Ekmeğimi onunla paylaşıyordum. Misafirlerim çoğaldı, elimdeki ekmek beni zor doyururken kedilere infak ettiğim için fazla geliyordu”

    Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi bir sohbetinde şöyle buyurdu: “Karadeniz bölgesine davet edilmiştik. Dört kişiyle yola çıktık Niksar’ı geçince yüksek bir dağda, etrafı yemyeşil, suları soğuk bir tabiat içinde, çok güzel bir mescit de öğle namazını eda ettik Karnımız da çok aç idi Sofrayı kurduk, hepimize düşen tek bir tavuk. Bu esnada bir köpek geldi, açlıktan perişan haldeydi. Bir parça et attığımızda havada kapıyordu Ondan daha aç bir kedi daha geldi. Bir köpeğe, bir kediye bir şeyler atıyorduk Arkadaşlara: “İmtihan oluyoruz, gelin bu hayvanları doyuralım” dedim Vallahil azim köpek doydu, kedi artık yemez oldu. Bizler karnımızı elhamdülillah doyurduk fakat sofrada tavuk bitmemişti

    Yine Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi şöyle buyurdu: Kayserinin Yeşilhisar içmecesinde Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s) ve etrafındaki yüzlerce insana ikram edildiği halde, tenceredeki çorbanın bir parmak bile aşağıya inmeyişinden tutun da, dedem Mustafa Hulusi (k.s)’nin, sabahtan akşama kadar hanelerinde misafire ikram edilen taamlardan, pekmez küpünün bereketle taşmasına kadar anlatamayacağımız nice vakalar, ibret dolu sahneler mevcuttur. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, “Sadaka malı eksiltmez” Hadis-i şerifinin mucizevî yönünü, îsâr da bulundukça müşahede ederiz, Mevlâ bizleri isâr makamında infak eden mü’minlerden eylesin

    Tahric
    Osman Doğan

    İlgili Yazılar

  2. 2
    ASUDE Bayan Üye
    ASUDE
    Bayan Üye

    Üye No: 108924
    Mesaj Sayısı: 368
    Tecrübe Puanı: 4

    Yorum: İslam'da infak


    infak yapmak bir ibadettir sadaka gibidir kazancı iyi olan bir kişinin ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi gereken yerlere yardımda bulunması çok sevaptır


+ Yorum Gönder