1. 1
    Vamık Üye
    Vamık
    Üye

    Üye No: 3538
    Mesaj Sayısı: 121
    Tecrübe Puanı: 3

    Ameli ve itikadi nifak


    AMELİ VE İTİKADİ NİFAK
    İbnu Amr İbni'l-As (r.anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
    "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." [111] Başka bir rivayette: "Sözleşme yaptığında karşısındakini aldatır, zulmeder.” buyurmuştur. Bu sıfatla münafıklığın alametleri beş olmaktadır. Kimde bunlardan biri varsa, onda nifakın bir derecesi mevcut demektir. Ta onu terk edene kadar.
    Yalan yere söz vermek, münafıklık alametidir. Eğer söz veren kimse söz verirken içinden onu yerine getirmeyeceğine karar vererek söz verir ve sözüne ters hareket ederse, bu münafıklık alametidir. Amma sözünü yerine getirmeye kesin karar verdiği halde, başına gelen bir durmadan dolayı sözünü yerine getirememesi, münafıklık değildir; fakat nifağa benzeyen şeylerden de sakınmak gerekir.
    Nifak iki çeşittir;birisi itikatta nifak diğeri amelde nifaktır.
    1-İtikadi Nifak:
    İtikatta nifak açıkça inkardan daha kötüdür. Asıl münafık bunlardır.
    Ahlaki ve dini bakımdan insan türünün en aşağılık yaratığı durumunda olan münafık'ın, İslam'ın önüne çıkardığı ilk büyük zorluk, düşünce ve inançlarını içinde tutmakla yetinmesi, bunu uluorta ve her fırsat*la açığa vurmama ihtiyatını göstermesidir. Kişi temelden muhalif düşünce ve inançla*rını içinde taşıdığı müddetçe, siz onun dini ve siyasi tercihinin ne olduğunu biliyor ol*sanız bile, ona herhangi bîr hukuki yaptırımda bulunamazsınız. Hele herkesçe göz*lenen davranış ve eylemleri zahiren de ol*sa İslam'ı temel davranış ve eylem biçimle*rine aykırı değilse,büsbütün yapabilecek şeylerin sınırları daralmış demektir. Bu durumda onun ne düşündüğünü sadece bil*meniz, hukuki bir anlam ifade etmez. Nite*kim Peygamber efendimiz (s.a.v) Medine ha*yatında birçok münafık tanıdı, onları yakinen bildi ve zaman zaman liderleri Abdul*lah bin Ubey gibilerinin zararlarım da gör*dü. Ancak buna rağmen bazı kimseleri mü*nafık olarak teşhis etmedi, kimseyi açıkça münafıklıkla tanımlamadı.
    Mü*nafıklar,normal ve alışılagelen zamanlarda, yeraltında, karanlık mahfillerde ve sessizce çalışmayı, Müslüman toplumu iç*ten çökertmeyi tercih ederler. Kalplerinde hastalık olması, İslam'ın sunduğu hayat tar*zı, görev ve sorumlulukların onları ya tatmin etmemesi veya kendilerine güç gel*mesinin sonucudur. Oysa kolayca itiraf edi*lebileceği gibi ruhsal, zihni ve sosyal an*lamda bir şeyden memnun olmayan kişi, muhalif görüş ve eleştirilerini açıkça ortaya koyar, gerekirse fiili olarak karşı mücadele verir. Bu, nispeten tavır koyabilme gücünü gösterebilenlere özgü bir davranıştır. Mü*nafık ise bu cesareti ve kişiliği sergileye*mez.
    Bütün bunlardan dolayı Kur'an-ı Kerim, münafıkların içinde bulunduktan manevi ve ahlaki kirliliği sergilemeye önem ver*mekle yetinir, ahirette uğrayacakları feci akıbeti tasvir eder. Kur'an-ı Kerim'e göre münafık bir insanın en önemli özelliği, onun kalben hasla olmasıdır. Münafıklar ile kalplerinde hastalık olanların bir arada zikredilişi “O vakit münâfıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar…” [112] emri ilahiyesi ile ikisi arasında varolan ahlaki özdeşliğe dik*kat çekilmek istenmesindendir. Bu da gösteriyor ki, münafık kişiliği zedelenmiş veya tam olarak olgunlaşamamış, kendi zaaflarına karşı yenik, güvensiz, korkak ve her zaman dürüst davranmayı riskli bulan tehlikeli kimsedir.
    Unutulmamalıdır ki,münafıklar potansiyel kafirlerdir. Po*tansiyel bir güç kendini açığa vurmadıkça ona karşı sadece zihnen tedbir alınabilir. Ancak hiç kimse potansiyel muhalif olu*şundan dolayı yargılanamaz, ona bir ceza verilemez.
    Onun içindir ki münafıklar İslam toplumu içinde nifaklarını kalplerinde gizlemişler, nifaklarını açığa vurmaktan dünyevi sebeplerden dolayı hep kaçınmışlardır. Bu tür insanlar Allah ve Resulünün zamanında vardı bugün de vardır.
    Allah’u Teala bu vasıflara sahip olan münafıkları ateşin en alt tabakalarını uygun görür ve: “Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar.” [113]
    Gerçi müşriklerin, küfrü tercih edenlerin de enin*de sonunda gidecekleri yer ateştir. Ne var ki, münafıklar için belli ki özel bir vurgu kullanılmaktadır.
    Burada önemli bir unsuru belirtmekte fayda vardır. Münafığın nifakı kalbinde gizli olduğu içindir ki yeterince kendini olgunlaştıramamış kimi Müslümanlar da, görüş, fi*kir ve anlayışlarına tam uygun olmayan ba*zı samimi Müslümanları münafıklıkla suç*lama hatasına düşebilirler. Bu ise kolayca tahmin edilebileceği gibi, son derece tehli*keli sonuçlara yol açabilir. Madem ki nifak kalpte gizlenen bir duygu ve düşüncedir ve madem ki bizler başkalarının kalplerinin içini okuma imkanlarına sahip değiliz, şu halde kendini Müslüman takdim eden ve za*hiren öyle görünen herkes hakkında hüsnü niyet beslemek ve onları Müslüman kabul etmek durumundayız.

    2-Ameli Nifak:
    Amelde nifak,Müslümanların amelinden ve sıfatlarından bulunmasıdır.
    Amelde nifak; yaptığı amel ile Yüce Allah’a değil, O’nun dışındaki kimselere yakın olmayı istemektir.
    Amelde nifak, amelin sevabını yok eder ve onu Allah’a bir yakınlık vesilesi olmaktan çıkarır; riya(gösteriş) ise, amelin geri çevrilmesini gerektirir.
    Amelde nifak,kulu İslam dairesinden çıkarmaz ancak imanı eksiltir, imanın gerçek zevkini giderir, onun nurunu söndürür, mümini imanın yüksek derecelerinden mahrum eder, amelleri boşa çıkartır, kula ilahi gazabı çeker ve onu Allah’tan uzaklaştırır.
    Gösteriş, yağcılık, halka karşı yapmacık tavırlara girmek, kendine hak adamı süsü vermek, dili ile tasdik ettiğine kalbi itiraz etmek, sözü ile işi birbirini tutmamak, kendisine yasak edilen şeylere ters hareket etmek. İçi dışı başka olmak, zahirde insanların gördüğü yerlerdeki güzel işleri, tek başına kaldığı anlardakinden daha çok olmak,yalan, sözü tutmama ve emanete ihanet vb gibi alametler nifaktan sayılmıştır.
    Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz sahabeden bir toplulukla birlikte oturuyordu. Sahabe, bir kişiden bahsedip onu övdüler. Tam o sırada bahsedilen kişi çıkageldi. Adam yeni abdest almıştı, yüzünden abdest suyu damlıyordu. Ayakkabılarını eline almış, alnında da secde izi vardı. Sahabe: Ey Allah’ın Resûlü! İşte size bahsettiğimiz zat budur! dediler. Allah Resûlü (s.a.v) adama baktığında: “Onun yüzünde şeytandan bir karanlık görüyorum.” buyurdu. Adam selam verip aralarına oturduğu zaman, Allah Resûlü (s.a.v) adama:
    “Allah için soruyorum; buraya gelirken, kalbinden: ‘Şu topluluğun içinde benden hayırlı kimse yoktur’ diye geçirdin mi?“diye sordu; adam: “Eve geçirdim!” dedi.” [114]
    İşte böyle bir sonuç doğuran ameli nifak,nefsin sıfatlarının temizlenmemiş,kendini yeterince terbiye edememiş zaaf sahibi bir Müslüman da, bu hata ve sonuçlar doğurabilir. Bu, onun gerçekten münafık olduğu an*lamına gelmez. Aksi halde yalan söyleyen herkesi, münafık sayıp onu İslam dairesinin dışına atmak mümkün olur. Oysa gerçekte O, mü'min ve Müslüman, ancak amel ve ey*lemleri mü'mince ve müslümanca değildir. Yukarıda sayılan alametler, münafıkların amel ve eylemleridir. Şu halde her davranışında doğru, dürüst ve tu*tarlı olmak zorunda olan, böyle hatalara dü*şüp münafıkla paralelliğe düşmemeli, ken*dini sakındırmalıdır. Ancak bu negatif tu*tumlara rağmen paralellik ile özdeşlik aynı şeyler değildir.

    İlgili Yazılar

+ Yorum Gönder