1. 1
    İnşirah Devamlı Üye
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 1,061
    Tecrübe Puanı: 17

    İstikbal endişesi, merak, hırs, inat


    İstikbal endişesi, merak, hırs, inatla istek arzusu ve şiddetli sevgi yani “aşk” gibi hissiyâtlar, her insanda az veya çok vardır.

    · Peki, bu duygular ve hissiyatlar bizlere niçin verilmiş?

    Birbirimizle inatlaşalım, mal-mülk, makam-mevki, şöhret için “hırs” gösterelim veya falan maçın neticesi ne oldu? Filan dizideki aşk nasıl bitti? Magazindeki figüranlardan hangisinin eli, kimin cebinde?... v.b.gibi faydasız şeyleri “merak edelim” diye mi acaba?...

    Teknik, bilimsel ve özellikle dînî meselelerde, “bana göre şöyle” diye cevap verilmez ve verilmemeli. Bu nedenle bendeniz de sizlere şahsi kanaatlerimi değil, dünya ve Âhiret âlemlerinden haber veren, yüce Yaratıcımızın taleplerini açık-seçik bildiren kılavuz kitap, Kur’ân-ı Kerim tefsirlerindeki ilgili ifadeleri arz edeceğim…

    * “..İnsanın fıtratındaki (yaratılışında var olan) şiddetli merak, hararetli muhabbet (yakıcı ve aşırı sevgi), dehşetli hırs, inatlı talep ve endişe-i istikbal (geleceğinden endişe etmek) ve hâkezâ (..bunlar gibi) şedît hissiyâtlar, ‘UMÛR-U UHREVİYEYİ KAZANMAK’ için verilmiştir…” (9.M.60.S.) İşte kilit nokta bu son cümledir…

    Peki “umûr-u uhreviye” nedir?...

    Umûr-u uhreviye; her insanın istisnasız olarak, ister-istemez, inansa da-inanmasa da, mutlaka gideceği, (Kur’ânî ifadeyle, döndürüleceği) yer olan “Âhiret âlemlerinde lazım olacak ve bu dünyada çalışılarak, mutlaka temin edilmesi gerekenlerdir…”

    Yukarıda sayılan hissiyatları nasıl kullanırsak, Âhirete âit levâzımatı kazanabiliriz?...

    Meselâ:

    * “Şiddetli merak” ve “istikbal endişesi” duygularımızı, hayal ürünü bir filmin ya da dizinin neticesini merak ve “figüranın akıbetini endişe” gibi lüzumsuz yerlerde değil de, acaba benim âkıbetim, ölümüm, cenazem ve kabir hayatım nasıl olacak?
    * Acaba o karanlık kabir âleminde sorgulanmaya başladığım zaman, ben nasıl cevap vereceğim? Rûhumun azâp meleklerine teslim edilmemesi ve kabir hayatımın cennet bahçesine dönüşmesi için, burada neler yapmalıyım?
    * Berzah, haşir, sırat ve mahkeme-i Kübra âlemleri olan ve ‘50 000 (Elli bin) sene olduğu bildirilen’, o uzun yolculuktaki sıkıntılardan kurtulmam için, burada neler yapmalıyım?...

    · Hele hele; zerre kadar iyilik yâda kötülüğün ihmâl edilmediği, o dehşetli mahkeme-i Kübrâda, yaptıklarım saniye saniye seyrettirilirken, ben ne hallere gireceğim? Gümbür gümbür sorulan sorulara nasıl hesap vereceğim? Orada bu acıklı durumlara düşmemek için burada neler yapmalıyım?...

    · Mahkeme-i Kübra sonrası, hakkımdaki hüküm acaba ne olacak? Kılamadığım her bir vakit namazın cezası 80 sene cehennem azabı olduğuna göre, ihmal ettiğim yâda kıldığım halde, kabul olmayan (!) namazlarımın cezasına nasıl katlanacağım? Bu son derece acıklı ihtimali kaldırmak için, burada nasıl davranmam lazım?...

    · Öyle veya böyle orada mutlaka muhtaç olacağımız “Hz. Muhammed’in şefâati”ni kazanmak için, burada onu s.a.v. ne kadar tanımamız ve sevmemiz lâzım?...

    İşte bu hissiyatlar; bu istikbalimizi “merak etmemiz ve bu akıbetten endişe” etmemiz için verilmiştir. Maç, dizi v.s. neticelerindeki merak ve endişelere takılmak için değil…

    Bu merak ve endişeler, elbette ki bu kadarla sınırlı değil. Diğerlerini de düşünerek, bizler neleri merak ve endişe ettiğimize bir bakalım ve kendimize gelelim!... Bu iki duyguyu ve diğerlerini, yanlış yerlerde kullanmamaya azami dikkat edelim.

    Evet diğer duygulardan; “İNAT duygusunu” da birbirimize karşı değil, yukarıda kısmen saydığımız yanlışları mutlaka düzeltmede kullanalım. Yani; Kur’ânı Kerimin okunmasını öğrenmede ve hükümlerinin uygulanmasında “inat” edelim. Namazlarımızı mutlaka vaktinde kılmaya “inat” edelim. Yaratıcımızın, Esmâ ve sıfatlarıyla bizlere tanıtıldığı, yüce dinimizin öğretildiği ve Hz. Muhammedin s.a.v. sevdirildiği sohbetlere sürekli gitmek için ısrar ve inat edelim…

    * Dehşetli “HIRS”, “İNAT ile istek” ve “hararetli sevgi” yani aşk gibi duygularımızı ‘UMÛR-U UHREVİYEYİ KAZANMAK’ için kullanmaya, azami dikkat ve titizlikle gayret edelim.

    Kısacası: bizlerde var olan bu duyguları söküp atmaya, onları körletmeye, baskı altına almaya uğraşmak yerine, yönlerini hayırlı faaliyetlere çevirmek zorundayız.

    Hani bir akıntıya kapıldığımızda; o akıntıya karşı yüzmek yerine, o akıntının bizi selâmetli sahillere, güzel bahçelere doğru sürüklemesi için, yönümüzü, rotamızı ve istikametimizi ayarlarız. Böylece hem çok yorulmayız, hem de ciddi tehlikelerden kurtuluruz yâ...

    * İşte aynı bu örnek gibi; hasbelkader hepimizde var olan bu duygu ve hissiyat akıntılarından, azami şekilde yararlanmalıyız. O hissiyatlarımızın yönlerini, mecralarını ve istikametlerini hayırlı işlere çevirmeliyiz.

    Başka da bir tercihimiz maalesef yok, çünkü hasbelkader bu sınavın içindeyiz…

    Asrımıza damgasını vurmuş İslâm âlimi Bediüzzaman Hz.’nin, konumuzla ilgili şu vecizesi, konumuzu çok güzel özetlemektedir…

    Başka söze ne hâcet:

    * Asrımızda nâsihlerin (nasihat ve öğüt verenlerin, vaizlerin, hocaların, eğitimcilerin) nasihatlerinin tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki:

    Ahlâksız insanlara derler, “..hırs gösterme, haset etme, inat etme, adâvet (düşmanlık) etme, dünyayı sevme…” Yani, “Fıtratını (yaratılışını) değiştir” gibi, onlarca mâlâyutak (insan gücüyle yapılamayan) bir teklifte bulunurlar.

    * Eğer deseler ki, “..bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını (kaynak ve yönlerini) değiştiriniz,” ..hem nasihat tesir eder, daire-i ihtiyarlarında (insan gücüyle yapılması mümkün olan alanda) bir emr-i teklif (görev emri) olur… (Mektubat-62.)

    İlgili Yazılar

  2. 2
    İZGEN Bayan Üye
    İZGEN
    Bayan Üye

    Üye No: 107262
    Mesaj Sayısı: 431
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İstikbal endişesi, merak, hırs, inat


    dünyalık bir duygu olan istikbal endişesi insanı tamamen ahiret alemini düşünmekten alı koyar,çünkü geleceğinin para, aşk ,mevki,mal mülk ile kurtulacağını düşünür ama ölümün çok yakın olduğunu unutmuştur


+ Yorum Gönder