1. 1
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 4,882
    Tecrübe Puanı: 80
    Yer: Türkiye

    Münafıklığın Ve Küfrün Birinci Esası: Kizb (yalan)


    MÜNAFIKLIĞIN VE KÜFRÜN BİRİNCİ ESASI: KİZB (YALAN)

    Durumun vahameti, Resulullah (sav)’ı yaslandığı yerden doğrultup oturtmuştu. Allah (cc)’a şirk koşmaktan bahsederken, yaslandığı yerden konuşuyordu Muhammed’ül-Emin (sav). Fakat aniden doğruldu ve oturdu. Hal’iyle ve kal’iyle tehlikenin büyüklüğünü insanların idrakine sunuyordu. Peki, Allah’ın Resulü’nü doğrultup oturtan vahim şey neydi? Günümüz toplumları ve insanları, hususen idarecileri, beşerin her iki dünya hayatını zehirlendiren bu tehlikenin neresindedirler? Bu tehlikenin karşısında bir saf mıdırlar, yoksa tehlikeye mücessem bir hane vazifedarlığı mı yapıyorlar?
    İslam; insanların birbirlerine karşı sevgi ve güven duyguları beslediği, yardımlaşan, dayanışan bir toplum düzeni kurmak ister. Bu toplum düzeninin temel harcı da doğruluk ve dürüstlüktür. Doğruluk ve dürüstlük adaletin de tesisine vesiledir. Yalan, hile ve aldatma ise toplum düzenini parçalayan bir dinamittir. Yalan, zulmün galebesine ve hâkimiyetine sebep olduğundan, İslam’ın nazarında büyük günahların en büyüklerindendir. “Resulullah (sav): ‘Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?’ diye üç defa sordu. Biz de ‘evet ya Resulallah’ dedik. Resul-ü Ekrem (sav): ‘Allah’a şirk koşmak, anne-babaya itaatsizlik etmek’ diye buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve ‘iyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalan şahitlik yapmak’ buyurdu. Bu sözü o kadar tekrarladı ki, keşke artık sussa diye temenni ettik.” (Buhari, Müslim)
    Yalan; kâfir ve münafıkların ortak özelliği olduğu için Müminler, bu aldanmışlara benzememek için bu kötü hasletten şiddetle sakınmalıdırlar. Yalan vasfı ile Müminler arasındaki mesafe doğu batı kadar olmalı. Safvan İbni Süleym (r.a) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! Mümin korkak olur mu?” dedik. ‘Evet’ buyurdular. ‘Peki, cimri olur mu?’ dedik, yine ‘evet’ buyurdular. Biz yine ‘peki, yalancı olur mu?’ diye sorduk. Bu defa: ‘Hayır’ buyurdular.” (Muvatta)
    Bir Müslümanın ismi ile yalan ahlakı beraber zikredilmemeli, böyle bir anılış Müslümanın değer olarak ölümüdür. Sadece kendisinin ölümü değil savunduğu inancın da ölümü demektir. Siz şayet insanlarla ilişkilerinizde dürüst değilseniz, ticaretinizde şaibe, aldatma ve hile var ise, verdiğiniz sözler gerçekleşmeyip askıda kalıyor ise, şahsınız gıyabınızda yalan-dolan ile anılıyorsa, içiniz ve dışınız bir değilse, sözünüz ve amelinizde tenakuz var ise… Diliniz her dem vahyi terennüm etse de, azalarınız her dem secdeye varsa da, insanlar arasında sizin ve davanızın ölümü gerçekleşmiş demektir. Hakk’ın ve halkın değer verip baktığı sosyal ilişkileriniz ve ef’alinizdir; ibadetleriniz, söylem ve iddialarınız değildir.
    İslam’ın en menfur ahlak olarak görüp, insanların küçük bir emaresini dahi taşımasını istemediği yalan sıfatı, çirkin ahlakın en çirkinidir. Yalan ile hakkın üstü örtülüp muhatabın aldatılması amacı güdüldüğünden, aldatmayı ahlak edinen bir kimsenin işleyemeyeceği kötülük yoktur. Nasıl ki doğruluk, iyiliklerin menba’ı ve cennet yolunun bineği ise, yalan da kötülüklerin menba’ı ve cehennem yolunun bineğidir.
    “Şüphesiz doğruluk iyiliğe, iyilik cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah (cc) katında sıddık (çok doğru olan) diye yazılır. Muhakkak ki, yalan da kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah (cc) katında kezzab (çok yalancı) diye yazılır.” (Buhari, Müslim)
    Yalanın dereceleri vardır ki, bu derecelere paralel olarak yalan suçu büyümekte ve ağırlaşmaktadır. Yalanın en büyüğü ve suçça ağır olanı Allah’a, Resulü’ne ve dinine karşı söylenen yalandır, bunun ileri derecesi de yalanlamadır. Kur’an-ı Kerim; bu derecede yalan söyleyerek yalanlama isyanını, kibrini ve inadını sergileyenleri pek çok ayette şiddetle tehdit etmiş ve durumun vahametine binaen, “yalanlayanların o gün vay haline!” ayetini kısa bir sure olan Mürselat Suresi’nde on defa tekrar etmiştir.
    Allah’a (cc) ve Resulü (sav)’ne karşı yalan uydurup isnat edenleri ayetler, en zalim insanlar olarak tanımlamıştır. “Kendisi İslam’a davet edildiği halde, Allah’a karşı yalan söyleyerek iftirada bulunandan daha zalim kim olabilir.” (Saff: 7) “Kim bile bile bana yalan isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlansın.” (Buhari, Tirmizi).
    Din düşmanlığı güdülerek uydurulan yalan ve yalanlama, münkirlerin ben-i Âdem tarihinden itibaren kullandığı en alçak bir silahtır. Kâfirler; hak karşısındaki varlıklarını yalan üzerine bina ederler. Hakkın, hakikatin ortaya çıkmaması için her türlü yalan-dolan ve entrikaya başvururlar. Dünyalarının cennetini yaşamak, insanlar üzerindeki hükümranlıklarını devam ettirmek, kendi çıkarlarını gerçekleştirmek ve insanları kendi hizmetlerinde kullanmak amacıyla bütün hile ve desiseleri kullanırlar. Ellerindeki bütün sermayeleri de kizbdir. Sermayeleri de buz misali olduğundan hakikat güneşinin ortaya çıkmasından korkarlar, hakikat güneşinin aydınlığını görmemeleri için de, insanların gözlerine yalandan perdeler çeker, zihinlerine de yalandan hayaller örerler. Küfrün tarihi yalan, hile, desise, entrika, iftira ve aldatma tarihidir.
    Örneklerini insan havsalasının alamayacağı çoklukta olan yalan tarihinden, Kur’an’ın zikrettiği Firavun misalini hatırlayalım. Hani Musa’nın (as) hak davasının ibtali için ülkenin her tarafından kendisinin bizzat toplattığı sihirbazların, hakk karşısındaki secdeye varışları akabinde ortaya attığı yalan, insanların küfür karanlığında bocalamaya devam etmelerine yetmişti. Sihirbazları kendisi toplayıp Musa’nın (as) karşısına çıkarmasına rağmen hak üstün gelince Hz. Musa ile sihirbazların düello meydanına gelmeden önce şehirde buluşup anlaştıkları ve halkı dinlerinden döndürmek için sihirbazlarla Hz. Musa’nın böyle bir plan kurduğu yalanını uydurur. Hatta Hz. Musa (as)’ın sihirbazların büyüğü, ustası olduğu iftirasında bulunur. Hakkı örten bu yalanları ile sihirbazların el ve ayaklarını çaprazlama kesip onları asmak suretiyle şehid ederek zulmediyor. (Bkz. A’raff: 103-126) Geçmişin Firavunları gibi zamanımızın Firavunlarının hükümranlık ve zulüm sermayeleri de yalan, aldatma ve iftiradır. Kendi halklarına yalanlar uydurarak, Müslümanları insanlığın düşmanı, tehlikeli teröristler olarak tanıtıp İslam coğrafyasında hakk nurun itfası için zulümlerini icra ediyorlar. Firavun da Hz. Musa’yı terörist olarak ilan etmişti. Hâlbuki Hz. Musa Allah katında tertemiz biri olmakla beraber insanlığın rahmet peygamberiydi. Fakat yalanları ile Onun bir düzen düşmanı (terörist) olduğuna halkını inandırmıştı. Geçmiş, günümüze ne kadar da benziyor değil mi? Unutulup ibret alınmayan bir şey daha var, akibetler de benzeşecek: Yalanlarla nakışlı zulümleriyle, Allah’ın nurunu söndürmeye çalışan Firavunlar cehennemde yanmaya, hakkın nuru da ebediyen parlamaya devam edecek. “Gerçekten bize vahyolundu ki azap, yalanlayan ve yüz çevirenleredir.” (Taha:20) İbret alıp uyanık olması gereken bir taife de halktır ki, yalan ve iftiralara aldanıp Allah dostlarına ve hakkın savunucularına cephe almamaları gerekir.
    “Ey iman edenler! Eğer fasığın biri size bir haber getirirse, onu iyice araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.” (Hucurat: 6)
    Yalan, münafıkların en belirgin özelliğidir. Nifak hastalıklı bir kalbin, dile yansıyan münafıklık nişanesidir. Yalan, nifaktan bir şubedir.
    “Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münafık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince cayar. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.” (Buhari-Müslim-Ebu Davut-Tirmizi)
    “…Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acıklı bir azab vardır.” (Bakara: 10) Ayetinin tefsirinde, Bediüzzaman, son derece beliğ izahatta bulunuyor. Şayet, kizb (yalan) ve sıdk (doğruluk) konusunda, onun bu tespitleri dışında bir şey yazmamış olsaydık dahi konunun anlaşılmasına yeter gelirdi.
    “Münafıkların azablarının mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, münafıklığın birinci esasıdır. Kizb, kudret-i ilahiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i rabbaniyeye zıddır. Ahlak-ı aliyeyi tahrib eden kizbdir, alem-i İslam’ı zehirlendiren ancak kizbdir, nev-i beşeri kemalattan geri bırakan kizbdir, Müseyleme-i Kezzab ile emsallerini alemde rezil ve rüsvay eden kizbdir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen kizbdir. Bu ayet insanları, bilhassa Müslümanları dikkate davet eder.” (İşarat’ül-İcaz s.103)
    Bediüzzaman (ra), ahlak-ı rezilenin en çirkin bir hasleti olan yalanın bu kadar cinayetlerini sıralayıp insanları, bahusus ehl-i imanı bu çirkin ahlaktan sakındırırken ahlak-ı tayyibenin de en ulvi hasleti olan sıdkın (doğruluğun) meyvelerini ve kemalatını da açıklıyor.
    “Hülasa, yol ikidir: Ya sükût etmektir, çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır; veya sıdktır. Çünkü İslamiyet’in esası sıdktır, imanın hassası sıdktır, bütün kemalata isal edici sıdktır, ahlak-ı aliyenin hayatı sıdktır, terekkiyatın mihveri sıdktır, alem-i İslam’ın nizamı sıdktır, nev-i beşeri Kabe-i kemalata isal eden sıdktır, Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tevaffuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Haşimi aleyhisselatü vesselamı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır.” (İşaratü’l-İcaz)
    İslam, Müslüman’ın tüm varlıklara karşı doğru sözlü ve dürüst olmasını istemiştir. Aldatmayı, kime karşı olursa olsun kerih görmüştür. En yüce mertebede Allah’a (cc) karşı dürüst olmasını istediği gibi, en düşük mertebede görülen çocuklara ve hayvanlara karşı dahi, dürüst olunmasına ve onların da aldatılmasının çirkin olduğuna hükmetmiştir.
    Abdullah İbn-i Amr (r.a) anlatıyor: “Bir gün Resulullah (sav) evimizde otururken annem beni çağırdı ve: ‘Gel sana ne vereceğim’ dedi. Aleyhisselatu Vesselam, anneme: “Çocuğa ne vermek istemiştin” diye sordu. “Ona bir hurma vermek istemiştim” deyince, Aleyhisselatu vesselam: “Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!” buyurdular. (Ebu Davut) Ayrıca Şeyheyn’den birinin duyduğu bir hadisi ravisinden dinlemek için günlerce yolculuktan sonra ulaştığı ravinin, otla hayvanını aldattığını görünce, “hayvanını aldatan insanları da aldatır” düşüncesi ile hadisi aktarmaktan vazgeçtiği meşhur hadisesi, müslümanın her hal ü kârda dürüst olması gerektiğinin en güzel duyarlılıklarındandır.
    “De ki: Rabbim, beni girilecek her yere doğrulukla girdir ve çıkılacak her yerden doğrulukla çıkar. Ve katından bana bir kuvvet ver.” (İsra:80)
    Yalan üzerine söylenecek, yazılacak o kadar çok söz var ki… Fakat konuyu fazla uzatmadan sözlerin en güzeli ile konunun farklı yönlerini de dile getirelim.
    “Yazıklar olsun, milleti güldürmek için yalan söyleyen kimseye, yazıklar olsun.” (Ebu Davut, Tirmizi)
    “Allah (cc), kıyamet gününde üç kişi ile konuşmaz ve onları temize çıkarmaz. Ve onlar için acıklı bir azab vardır: Zina eden ihtiyar, yalancı hükümdar, kibirli fakir.” (Riyazüs-Salihin)
    Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Haklı bile olsa çekişip tartışmayı terk eden kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine ben kefilim. Güzel ahlaklı kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine ben kefilim.” (Ebu Davut, Tirmizi, İbni Mace)
    “En büyük yalan, görmediği düşü gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir.” (Buhari)
    Su-i istimal etmemek ve nefse kapı aralamamak koşuluyla maslahat gereğince yalanın caiz görüldüğü bazı yerler de vardır. "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevk eden şey nedir? Hâlbuki üç yer hariç yalanın her çeşidi âdemoğluna haramdır: Bu üç yere gelince:
    1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,
    2) Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.
    3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdıyla söylenen yalan." (Tirmizî)
    Yalan, dilin en büyük afetlerindendir. Bu afetten ve dilin diğer afetlerinden emin olmak için dilimizi korumamız gerekir. Çünkü insanı yüz üstü cehenneme sürükleyen dilinden başka bir şey değildir.
    Allah’ın razı olduğu sadık bir kul olma duası ile…
    Said Şahin

    İlgili Yazılar

  2. 2
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Cevap: Münafıklığın Ve Küfrün Birinci Esası: Kizb (yalan)


    S.a yazınız çok güzel.sunumumda ismini vererek yazınızı okuycam musade varsa


  3. 3
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Yorum: Münafıklığın Ve Küfrün Birinci Esası: Kizb (yalan)


    Allah razi oksun Yazinizi paylaştim ins. Hayirlaravesile okur


  4. Reklam

+ Yorum Gönder