Git İlk 234 Son
  1. 29
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Dursun Ali Erzincanlı'dan Şiir Metinleri..


    GÖNÜL HUN OLDU

    Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
    Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
    Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
    Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
    Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Gül açmaz çağlayan akmaz, İlâhi nurun olmazsa
    Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
    Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
    Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
    Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam
    Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
    Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Ne devlettir yumup aşkınla göz, rahında can vermek
    Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
    Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

    Boyun büktüm, perişanım, bu derdin sende tedbîri
    Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
    Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
    Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah




  2. 30
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Dursun Ali Erzincanlı'dan Şiir Metinleri..


    EY CAN

    İntizarınla çöller deli ve divaneydi
    Firkatin bir kor idi, alev idi dile can.
    Sana delicesine sevdalı kum denizi
    Gelse de anlatsa bir, mümkün olsa dile can.
    Nasıl yandı kavruldu?
    Nasıl döndü çöle can?
    Rüzgar yanık bir neydi ağlayan, uğuldayan
    Gam yüklü teraneydi
    Sensiz eylerdi daim sahralarda nale can.
    Böyle bir intizarla kavrulurken bu sahra
    Kumlarda bir heyecan.
    Alemler buldu bir can.
    Hayat geldi sümbüle
    Itır geldi güle can
    Dindi yangını birden kızgın, kurak çöllerin
    Ve o rüzgar, o rüzgar estikçe serin serin
    Kalbi güldü toprağın ve bütün alemlerin.
    Ve bu mesut müjdeyle
    Öyle ki koptu birden alemde bir velvele
    Şafaklar döndü güne
    Kainat buldu bir can
    Kullarda bir heyecan
    Gül pembe bir gülşenden
    Yepyeni, pırıl pırıl bir gün doğdu çöle can.
    Hey! Bağrı yanık sahra şimdi yıldızlar çiçek
    Geceni süsleyecek
    Nur içicek badiye, çöle o geldi diye
    Gökte mehtap nur olur
    Badiler dolu dolu, ışık ışık seylabe
    Mehtap artık göklerden yere akan şelale
    Süzülür maveradan, gönüle akar nurdan
    En paslı kalpler bile olur bu dem billurdan
    Kavuşur çöller bugün o gül kokan yele can.
    Madem ki alemlere doğuverdin gün gibi
    Ay batsın hicabından, doğmasın gecelere
    Gün sönüp gitsin ve dönsün kandile can.
    Nur'un, senin ey Nebi öyle aceb bir nur kim
    Gün ona can vermeye koşan bir pervane can.
    Ve sen bir dolunaysın
    Ashabın etrafında halka halka hale can.
    Yollarda sen aheste, yürürken beste beste
    Yürürken şiir şiir, yollar da şiirleşir
    Buseler kondururdu ayakların çöle can
    Ve o şükufeleri rüzgar okşardı her an serin elleriyle can.
    Sahranın ipeğine o billur ayakların nakışlar kondurdukça
    Can gelirdi çöle can
    Senden diye, hep senden diye rüzgardaki helecan
    Kullar mütebessimdi narin, yumuşacık ve billur ayaklarına
    Ve o günden bu güne esen bu deli rüzgar
    Senden bir soluk almış
    Ve o kutlu nefesi dağıtmış ıtır diye karanfile, sümbüle
    Alem ıtrınla donmuş, ıtrın sinmiş güle can.
    Sahra sıcak ve kurak feyzin yudumlayarak
    Dindirir hasretini kavuşurdu suya can.
    Bir zaman initizarın kavurduğu çölleri şimdi firkatin yakar
    Hasretin alev alev sahrada bir şule can.
    Rüzgardaysa bir figan, serseri ve derbeder
    Uğuldar zaman zaman sensiz eyler nale can.
    Bir şefaat umudu kevserin yudum yudum
    Rahmetin sağanak sağanak yüreğime dola can.
    Seninle bir can olsam, bir can katsan cana can.
    Mücrim olsam da bir gün, mümkün müdür sıla can?
    İstemem azatlığı, sana olam köle can.
    Sensiz bu alem zehir, ya ukbada n'ola can?
    Rahmetinden bir damla bekleyen çöl gibiyim
    Ruhum kurak bir sahra, derbeder, serseriyim
    Gülşeni gönlüm sensiz, kuruyor sessiz sessiz
    Rahmetinden bir feyiz saçmassan n'ola halim
    Ümit güllerim susuz korkarım ki sola can.
    Korkarım ki sola can.




  3. 31
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Dursun Ali Erzincanlı'dan Şiir Metinleri..


    GÖNLÜMÜN GÜLÜ

    Sen’i seven her ruh uludur ya Resûlallâh!
    Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!

    Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,
    Kapının ayrılmaz kuludur ya Resûlallâh!

    Beklemez bir başka iltifât Sana erenler,
    Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh!

    Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,
    Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh!

    Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,
    İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh!

    Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar,
    Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!

    Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı,
    Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!

    Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı,
    Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!

    Yine hicranla seni andı gönül,
    Tende cânım, rûh-u revânım Cânân..
    Andıkça hasretlere yandı gönül;
    Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!

    Hem sevip hem ağlayan bîçâreyim,
    Kararsız, derbeder ve âvâreyim,
    Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
    Hâl-i hazînim tam mevsimi hazân..

    Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
    Bir dert küpü âdeta şimdi gönül;
    Bilmem mümkün mü bu hale tahammül?
    Ruhumda âh-u zâr, dilimde figân.

    Yanıp kebap oldum ümidim yıkma!
    İtâb et, ama ağyâra bırakma!
    Vefasız bir kulum cürmüme bakma!
    Vasf-ı hâle ne hacet her şey ayân...

    Bilirsin gayri imdat edecek yok;
    Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
    Kıtmîri başka âbâd edecek yok,
    Hatırım virâne, gözlerim giryân...

    Gel vur mızrabını da kalbimi söylet!
    Vur ruhuma nağmelerini dinlet!
    Ve gönlüme geleceğini vâdet!
    Vâdet ki kalmadı dizimde dermân




  4. Reklam

  5. 32
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Dursun Ali Erzincanlı'dan Şiir Metinleri..


    KASİDE-İ BÜRDE

    Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
    Suat'ı alıp götürdüler. Gönlüm öyle kırık ki!
    Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin.
    Tan vakti Suat göçtü buralardan. O ne mağrur bakışlardı Rabbim
    Ve ne müstağni.
    Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
    Tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.
    Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
    Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.
    Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
    Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.
    Süpürürse rüzgâr nasıl üstündeki bulutları, nasıl yıkarsa pırıl pırıl
    Geceleri yağmur tepeleri
    Ağzındaki su o yağmur suyu Suat'ın. dişleri o beyaz kum tepeleri.
    Soylulukta en soylu, cömertlikte bir eşi yok bir sevgili iken Suat,
    Ne kendi sözünde durdu, ne de dinledi beni.
    Suat bu, işi gücü bana oyun, naz, vefasızlık, söz verip dönmek.
    Benim kaderim böyle, Onun aşk felsefesi.
    Bulut bir zavallıdır Onun yanında biçimden biçime girmekte,
    Renkten renge girmekte yaya kalır bukalemun, gulyabani.
    Sen ne aptalsın ki yahu sandın Suat durur sözünde.
    Kalburda su durursa, Suat da durur sözünde tabii.
    Suat'tan söz aldım diye böbürlenip durmak ha!
    Hayaller kurdun, umutlandın! Ama umutlar uçucu, aldatıcıdır
    Rüyalar gibi.
    Suat'ın vuslat. sözleri geçse yeridir atlatışlar tarihine.
    Bir söz istedin mi kendinden, hemen kesilir meşhur yalancı
    Urkub'un teki.
    Böyle arkandan atıp tutuyorum ya Suat, elbet ayrılık acısından.
    Onun için affet beni, sen yine de sev beni.
    Suat şimdi mutlaka öyle bir yerdedir ki, vakit de akşam;
    Saf kan ve yörük dişi develerdir ancak develerin oraya götüreni.
    Evet, ta ötelerde konaklıyan Suat oymağını tutmak için
    Yüreğe korku veren. dağ gibi rüzgâr tempolu hecin develer gerekli.
    Öyle deve gerek ki, terlerse ırmak aksın kulağının ardından,
    Uçsuz bucaksız çöl yollarını seve seve tepmeli...
    Bir deve ki. bakışı iki hançer ufuklara saplanan.
    Eşi gitmiş; yabani bir aksığın gibi öyle uçsun ki, o dursun, altından
    Kaysın ateş çölü ve ateş tepeleri.
    Gerdanı sağlam. ayakları yer sarsan vücudu kıvrım kıvrım ve
    Ölçülü biçili.
    Soy sopça en arık damızlık develerden haydi haydi ileri.
    Böğrü enli, boynu uzun ve kalın; çehresi geniş.
    Bir erkek deveyi andırmalı tıpkı; Suat'ı tutar o zaman belki.
    Derisi daha parlak olmalı kabuğundan deniz kaplumbağasının.
    Ve ondan daha sağlam. kızgın güneş altında aç azgın keneler bile
    Onu örseleyememeli.
    İlk bakışta dağ gibi korku vermeli görünüşü bakana:
    Boyu yüksek mi yüksek, çevik mi çevik ayakları, tertemiz şeceresi.
    Gürbüz, etine dolgun. bakımdan öyle semizlemiş .olmalı ki,
    Oyluklarından tırmanan salkım salkım keneler derinin cilâsından
    Kayıp kayıp düşmeli.
    Yürürken baldırından, et fırlasın etinden, iki ön bacağı ok gibi
    Çıksın dolgun göğsünden. serbest atılışlı çalım çalım üstüne bir
    Yaban merkebi örneği.
    Gözlerle gerdan arası, başın yular takılan yeri.
    Sert ve katı olmalı bileği taşı gibi.
    Ve upuzun kuyruğu ipek tüylü, sarksın memelerin üstünden.
    Öyle dokunmalı ki memelerin ucunu ürkütmemeli.
    Kapkara iki mızrak bacakları, rüzgâr gibi uçmalı
    Şüpheye düşmelisin ayakları yere değdi mi, değmedi mi.
    Yumru burnundan, kulağından, beyzi çehresinden bu türlü develeri.
    Tanır derhal deveden anlayan yekta bir bilirkişi.
    Ayakları demirdenmişcesine çakılları fırlatır iki yana.
    Deri mahfaza bile takmaksızın aşar kayalıkları bu eşsiz develer ki.
    Çalışkan bir işçi gibi terler coştukça, terledikçe coşar...
    Aşar kuşlar gibi serap derelerini, sahra tepelerini, ateş
    Çöllerini...
    Kertenkelenin güneşte yanan sırtı sıcaktan külde pişmiş ekmeğe
    Döndüğü günler bile kimse durduramaz koşmaktan şu bizim deveyi.
    Bir sıcaklık ki, a yolcular dinlenin! der kervan sahibi
    Ve taş altına gizlenir siyah çekirgeler, o sabır ateşleri.
    Ama bizim meşhur devemiz gün ortasında koşusunu bitirmez,
    Başlamıştır yolculuğa sanki daha yeni.
    Sıcak artar, değişir yürüyüşü; sıcak arttıkça değişir. Ve ön
    Ayaklarının
    Çırpınışlı hızlanışı andırır ölmüş çocuğuna göğüs döven bir anneyi
    Ve ona bakıp (anıp kendi ölmüş yavrularını
    Da) hıçkıran yırtınan öbür anneleri.
    Evet o yürüyüş, o ayak çırpınışları göğsünü paralayan yaşlı bir
    Annenin çırpınışları.
    Akla elveda diyen bir annenin, alır almaz ilk yavrusunun kara
    Haberini.
    Göğsü kan içinde kalan. üstü başı yırtılmış,
    Saçları darma dağın çılgın bir annenin haberini.
    Söz taşıyıp öç alan iki yüzlü şiir ve kabile düşmanlarım :
    "Ey Ebi Sülma'nın oğlu sen mahvoldun." dediler. Suat'ın derdi
    Bana yetmezmiş gibi.
    "Ey Ebi Sülma'nın oğlu sen kendini ölmüş bil." Ben de koştum
    Güvendiğim dostlara :
    Kime başvurdumsa ama: "Biz yokuz bu işte, var git kendin bak
    Başının çaresine" demezler mi?
    Ben de onlara dedim : "Gidin gidin beni yalnız bırakın,
    Neye hükmetmişse o olur, hükmeden o Allah ki.
    Yaşamak dediğiniz nedir bin yıl yaşasa bile
    Eninde sonunda insanoğlu o kanbur tahta kutuya girmiyecek.
    Binmiyecek mi?
    Heber geldi: "peygamber. seni öyle bir cezaya çarpacak ki!"
    Siz bilirsiniz. hey zavallılar! İşte onun kapısındayım, yüreğimde
    Sonsuz bağışlanma ümidi.
    Ondan özür dilemeye geldim, af istemeğe geldim;
    Çünkü O sırrını bilendir, kabul edicisidir mazeretlerin.
    O affedenlerin en affedicisi.
    İçi hidayet öğütü en yüce gerçekler dolu Kur'anı
    Sana armağan eden Allah için ver bana bir savunma mühleti.
    Bakma ve zaten bakmazsın sözlerine beni kıskananların.
    Senin hükmün onlara değil, hakka ayarlı ve ben de bir parça
    Suçluyum belki.
    Ama senin makamındayım şimdi. Fillerin bile titrediği makamda.
    Bir makam ki, titrerdi bir fil benim gördüklerimi görse. işitse
    İşittiklerimi
    Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı
    Kurtarır:
    Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi.
    Beni ancak o kurtarabilir burda. Yalnız O. Şimdi söz yalnız Onun.
    Ama O "Sen suçlusun, cezanı çekeceksin" dese önünde eğik
    Bulur boynumu adaletin heybeti.
    En heybetli manzara bu olur benim için. Çünkü Asserde,
    İç içe açılan sonsuz aslan yataklarının en içindeki
    Muhteşem yurdunda hüküm süren aslanlar başbuğudur O.
    Bir arslan ki. erkenden ava çıkar, yavrularının besini insanoğlu,
    İnsan eti.
    Bir arslan ki, savaş alanında kendi düşmanı dengi
    Bırakmadan çarpışmayı, haram sayar kendine savaşı terketmeyi.
    Heybetinden kısılır sesleri yırtıcı çöl arslanlarının ,
    Arslanlar arasında bile o dağıtır adaleti.
    Parçalandı silâhları ve elbiseleri, kurda kuşa yem oldu
    Bu vâdide kendi gücüne bileğine güvenen nice kişi.
    Şüphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlarından
    Allahın.
    Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi.
    Ve arkadaşları O'nun, Mekke vâdisinde İslâmı kabul eden
    Kureyşin en ileri gelenleri... Cömertlikte ve yiğitlikte hiç birinin
    Yok dengi.
    İlk gûnler, göçmek gerekliydi, hemen göçtüler, . zerre tereddüt
    Etmeden.
    Bırakarak yurtlarını, tüten ocaklarını, mal ve mülklerini.
    Yerlerinde kalanlar çarpışamıyacak güçte olanlardı.
    Onlar da, müdafaasız ve silâhsız, çepçevre küfürle çevrili, bugünü
    Hazırlamış beklemişlerdi.
    Evet, bunlar, başları dimdik gezen yiğit üstü yiğit,
    Davuda mahsus demir gömlektir zırh diye giydikleri.
    Zırhları pırıl pırıl ve upuzun. Çelikten büklümleri öyle ki,
    Birbirine geçip kaynaşmış bir ayrıkotunun halkaları gibi.
    Mızrakları düşmanı devirse yere, gurur nedir bilmezler,
    Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!
    Ak soy develer gibidir gidişleri. korunmaları da saldırış.
    Vurulunca göğüslerinden vurulurlar. Onlar ürkmez, onlardan
    Ürker dev dalgalı ölüm denizi.



  6. 33
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    EVRAD-I KUDSİYYE

    Dinimiz için ALLAH bize yeter
    Dünyamız için ALLAH bize yeter
    Hoşgeldin, safa geldin
    Ey sabah ve ey yeni gün
    Merhaba ey mutlu gün
    Ve merhaba ey katip ve şahit melek
    Şu söylediklerimizi bizim için yaz
    Ezelden ebede kadar
    Varlıkların halleriyle ve dilleriyle yaptıkları
    Sonsuz hamdler, senalar ve övgüler
    Yalnız kendisine ait olan HAMİD.
    Her şeyin üstünde sonsuz derece bir şeref sahibi
    Ve sonsuz takdis ve senalara layık olan MECİD.
    Dilediğini dilediği şekilde yükselten, yücelten
    Ve herkese layık olduğu rütbeyi ve mertebeyi veren REFIĞ.
    Yarattığı varlıkları çok seven
    Ve onlara da kendisini her vesileyle sevdiren VEDUT.
    Bütün sıfat, isim ve fiilleriyle her şeyi kuşatan MUHİD.
    Mahlukatı hakkında dilediğini yapan falla ALLAH'ın adıyla;
    O, kuluna şah damarından daha yakındır.
    ALLAH'a iman etmiş, O'na kavuşmaya inanmış,
    Ve delillerini kabul etmiş,
    ALLAH'ın uluhiyeti dışında başka ilahları inkar etmiş
    Ve ALLAH'a tevekkül etmiş olarak sabahladık.
    ALLAH'ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini
    Arşı taşıyan meleklerini şahit tutuyoruz ki;
    O, bütün mükemmel sıfatlara sahip
    Ve noksan sıfatlardan münezzeh olan ALLAH'tır.
    Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur.
    O tektir.
    O'nun ortağı yoktur.
    Ve yine şehadet ediyoruz ki;
    Hz. Muhammed (Sav) O'nun kulu ve Resulüdür.
    Cennet haktır.
    Cehennem haktır.
    Kevser havuzu haktır.
    Şefaat haktır.
    Kabirde sorguya çeken Münker-Nekir melekleri haktır.
    ALLAH'ın verdiği söz haktır.
    Muhakkak kıyamet günü gelecektir.
    Ve bunda hiçbir şüphe yoktur.
    ALLAH kabirde yatanları da diriltecektir.
    İşte biz bu inançla yaşıyor,
    Bu inançla öleceğiz.
    Bu inançla yarın diriltileceğiz
    Ve azap da görmeyeceğiz;
    İNŞALLAH.



  7. 34
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    ASUDE BİR ŞAFAK

    Hatıranın cihanı bir daha velveleye verişiyle,
    Seni düşünüyor,
    Daha binlercesine muntazır gözler olarak
    Lütfunu diliyor ve dileniyoruz.
    Ey ak alınlı, açık yüzlü, serverler serveri!..
    Bilsen, gündüzlerin bulandığı,
    Gecelerin karardığı şu günlerde,
    Aleme âb-ı hayat getiren
    Mücessem hikmet ağzının bârına ne kadar muhtacız.
    Eğer canı dudağına gelmişlere bir nazar ediversen,
    Rengi solmuşlara,
    Yolda kalmışlara da hayat olacak bakışın,
    Semamızda hayta kuşları uçuracak...

    Ey, adına, güneşin keremine mercan dizilen serfirâz!
    Devran kurulduğu günden beri senin bir bestecin
    Ve şu dönüp duran küçük yuvarlak,
    Edeple sana ninni söyliyen
    Ve her nâmesinde bin bülbül ahı gizli bir dayen ...
    Mülk denen muamma senin dilin,
    Melekût o sadeften içre gönlündür.
    Dilini aç, yeniden inciler saçılsın,
    Kapındaki dilencilere mutluluk gelsin...
    Şu bizim gecenin kıvırcık saçlarını sen tara,
    Gönlümüzde âsûde bir şafak şem'ası yak
    Ve krallara taç giydiren o elinle,
    İkiye ayırdığın Ay'ın Hilâl olmuş bir parçasını,
    Taç diye başımıza koy, bu yoksullara sultanlık bağışla!..

    Sen firûze kubbeler üzerinde elden ele gezen bir gülsün!
    Ama şanına sezâ hürmeti gösteremedik.
    Sen de bu asrın bilmemişlerine,
    Görmemişlerine kırılma.
    Kurtuluş sabahı senin zülfünün teline takılmıştır...
    Gönlümüze doğ,
    Sultan olduğunu bir daha içimize duyuruver.

    Ey Medine varlığına bir peçe Ravzâ!...
    Sen bir yere, bir zamana mahsus olamazsın.
    Her yerde, her zaman, herkesin gönlünde
    Tek varlık incisi Sen'sin.
    Artık varlığına gül!
    Güller açılıp âlem bir hoş olsun.
    Gamzende çiçekler açtıkça açsın
    Ve sâbâ rüzgârı uğradığı her yerde
    O kokuyu sürünsün gezsin...

    Köyüne uğramadığımızı yüzümüze vurma.
    Eğer sıkılmasaydık;
    Kusurlarımızın ağırlığını omuzlarımızda duymasaydık
    Ve şu kayıtlardan ve bentlerden kurtulsaydık,
    Bir "Ah!" ile huzurunu velveleye verip,
    Gelmişe yeni bir aşk erkânı öğretirdik.
    Sen'in köyünün bir avuç çakılı cihanlara bedeldir.
    Toprağını göze sürme yapma,
    Bin sultanlıktan yeğdir.

    Bütün kusurlarımıza rağmen,
    Diktiğin işaretlerin dibinde,
    Tavafta, sâ'yde, Arafat'da, Müzdelife'de ve Minâ'da
    Ve sonra günahlardan arınmışlara karışarak,
    Yeşil parmağı ile mübarek ruhuna işaret eden
    Temiz kubbenin altında
    El-etek açanlarla hayalen huzuruna geliyor
    Ve sıkıla sıkıla içimizde keşfedilmemiş dertleri yine sana açıyoruz.
    Sevmeyen gönüllerimizi,
    Ehramlaşan benliğimizi,
    Cehennem gibi öfkemizi,
    Af etmeyi unuttuğumuzu,
    İçimize yabancı kalışımızı,
    Şefkat cemaline arzediyoruz.

    "Emrolunduğu şeylerin onda birini yaparsa, kurtulur"
    Diye ferman ettiğiN bir yığın mücrim olarak,
    Vaadini kalkan yaparak,
    Büyük ümitlerle
    Kavuşma yerine mahrem olmak için çırpınıyoruz.

    Ey şanı yüce Nebî!
    Atının yularını şu günahkâr ellere ver!
    Senin seyisin ve nöbetdârın olarak,
    Şu bâkir ülkenin bütün bağ ve bostanını sana gezdirelim.
    Nefesin âb-ı hayat olsun bu çöle...
    Gökten yıldızları indirip
    Atının ayaklarının altına serelim.
    Yok eğer istersen saç ve sakalımızla geçtiğin yerleri süpürüp
    Varlığımızı yoluna kaldırım taşları gibi dikelim...
    Yeter ki, nefislere hayat veren nefesini
    Omuzlarımızda duyalım...



  8. 35
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    KURBAN OLAYIM

    O cihanın fahrinin sırrına kurbân olayım,
    Hutbe-i levlâk inen şanına kurban olayım.
    Kabı kavseyni ev ednasına kurban olayım,
    Ben onun ilm ile irfanına kurban olayım,
    Ben onun esrar-ı miracına kurban olayım.

    Ebubekir, Ömer, Osman, Ali dört yârıdır,
    Risalet bağının onlar gül-i gülzarıdır,
    Cümle ashâbı hidayet rahının envarıdır,
    Ben onun âline ashabına kurban olayım,
    Ben onun ashabı ahbabına kurban olayım.

    Hasan hazretlerine zehr içirdi eşkıya,
    Hem Hüseyin oldu susuzluktan şehid-i kerbela,
    İkisidir, asl-ı nesl-i cümle âl-i Mustafa,
    Ben onun âline evladına kurban olayım,
    Ben onun evladı ensabına kurban olayım.

    Cümle ümmetten hayırlıdır o şahın ümmeti,
    Ümmetine cümleden çok eder hak rahmeti,
    Enbiya onunla buldu bunca lütfu izzeti,
    Ben onun lütfuna ihsanına kurban olayım.
    Ben onun enva-ı eltafına kurban olayım

    Her ne denli enbiya ve mürselin kim geldiler,
    Ümmeti olmayı haktan temenni kıldılar.
    Evliya ana Niyazi kul u kurban oldular.
    Ben onun ayağının tozuna kurban olayım.
    Yoluna gidenlerin izine kurban olayım
    Yoluna gidenlerin izine kurban olayım



  9. 36
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    ONLAR

    Onlar, tövbeyi Hz.Adem’den öğrendiler
    “Ben pişmanım” demeyi…
    Tekrar günaha dönmemeyi,
    Âdem’den öğrendiler.
    Cahiliye devrinin,
    Denizler gibi köpüren küfründen kaçıp
    Nuh’un gemisine biner gibi girdiler İslâm’a
    Çoluk-çocuk demeden,
    Demeden Ana-baba…

    Halîl-ür Rahman’dan öğrendiler sadâkati
    Hayatlarının baharında
    Tebessüm ederek girdiler ateşe
    İster gülistâna dönsün,
    İsterse nâra…
    Nefislerini kurban edip Allah’a
    Ve aldırmadan alevlerin yalımına
    “Hasbiyaallah!” dediler.
    Şimdi yüreklerimizde ayak izleri;
    Mâkâm-ı İbrâhim gibi…

    Beşiklerini sallamadı nehirler
    Bir Asiye kucağında büyümediler
    Mahrumdular Nil’e boyun eğdiren âsâdan
    Ama, boyun eğmemeyi öğrendiler Hz Musa’dan.
    Secdeye kapanmayı Tûr-i Sinâ bildiler.

    İffeti, Hz. Yûsuf’tan öğrendiler.
    Önce koparıldılar baba ocağından,
    Kuyu gibi karanlık dehlizlere girdiler,
    Kardeş eliyle…
    Yılmadılar…
    Yolları saraylara çıkmadı.
    Yılmadılar!
    Kaç kez dünya tüm güzelliğiyle davet etti onları.
    Yûsuf gibi;
    “Ben Allah’tan korkuyorum!” dediler.
    Bir gelin edâ ve hayasıyla yaşadılar hayatı.
    Çünkü onlar iffeti, Hz.Yûsuf’tan öğrendiler.

    Kör testereyle biçilmek mi gerek sevgilinin uğrunda
    Ölmek mi gerek “of!” bile demeden.
    Candan geçmek mi ağaç kovuklarında
    Düşünmeden, tereddüt etmeden
    Gülümsediler ölüm meleğine
    Ve Hz. Zekeriyya’nın gidişi gibi gittiler.
    Çünkü onlar ölürken bile yiğittiler!

    Davut’un eli gibiydi elleri
    Demirden yürekleri
    Pamuğa çevirdiler.
    Bir ayet inince gökten
    Semina ve edeana dediler.
    Gözyaşıyla karşıladılar vahyi.
    Onlar ağlamayı Hz. Davut’tan öğrendiler.

    Damarlarında Eyyub’un sabrı dolaştı, kan gibi.
    Hz. Yakub’un şükrü,
    Taht kurdu yüreklerine, Hakan gibi…
    Ve can gibi,
    Candan daha aziz bildiler,
    Bir yaprak gibi döküldüler.
    Hz.Meryem’in iffetli bakışlarından,
    İsa Mesih’in masum göz yaşlarından
    Süzülerek geldiler.
    Onlar Kainattan seçilmiş
    Ve Kâinatın Efendisi’ne sunulmuş
    Bir demet güldüler.

    Onlar yücedir.
    Çünkü rehberleri,
    Âlemlerin rahmet sebebi
    O’nun nazarlarıyla yüceldiler.
    Sahabe oldular.
    Tüm makamları, mevkileri yüreklerinden söküp
    Sâde bir kul oldular.
    Çünkü onlar Allah’a kul olmayı
    Rasul-i Ekrem’den
    Âlemlerin İncisinden
    Kulluğun birincisinden öğrendiler.
    Ne öğrendilerse O’ndan öğrendiler
    Çünkü O, gerçekleşen rüyaydı.
    O, Habîb-i Kibriyâ’ydı.
    O, Muhammed Mustafa’ydı!

    Salat ve selam olsun O’na
    Ve peygamber kardeşlerine.
    Selam olsun Meleklere
    Ve O’nun keremli Ehl_i Beyt’ine
    Selam olsun o güzîde ashâbına.
    Ve ruhlarımız feda olsun O’na,
    Ve O’nun nurlu yoluna…



  10. 37
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    SEVGİLİ KASİDESİ

    Ellerim boşlukta, senin, Uhud günü dağılan saçlarını arıyor
    Gözlerim göz bebeklerini, Hira dağında
    Gözümdeki damla biliyor şu anda yanakalarında soğuyor
    Ebubekir’in olup mağrada, Alin olup yatağında
    Seni Hatice’nin kalbinde,Aişe’nin dilinde , Zeyneb’in gözlerinde buluyorum
    Doğan günde, ayın ondördünde
    Baktığım her yerde seni görüyorum
    Sen varsın, zamanın ve mekanın ötesinde
    Aşkın coğrafyalara hayat bahşediyor
    Sevdanla tutuştu Hicaz çölleri,
    Rahmetinle dirildi Anadolu, Mezopotomya
    Gel ey Mısır’ın Nil’i,Medine’nin gülü… sevgili

    Kureyni hatırlar mısın ya Resulallah
    Sen hak elçisin bunda kuşku yok !
    Sen Abdülmuttalibin yetimisin
    Gel ey Kureyşin emini, barışın zeytini,kavganın en önde gideni, şehadetin duvağa açılmadık gelini
    Sevgili !
    Vedduhayı ne çok severdin, yarana merhem diye sürerdin
    Geceyi yük tutma vakti,gündüzü sefer bilir,
    Ahireti dünyaya, Mekke’yi Miraca yeğlerdin
    Gel ey Amine’nin Mustafası
    İbrahim’in duası
    Meryem’in İsası
    Mesihin haber verdiği sevgili …

    Rüzgar yadınla esti durdu ,
    Allah buyurdu:
    “Göğsünü açmadık mı , yükünü almadık mı , şanını yüceltmedik mi ?”
    Gel ey Amine’nin gururu,
    Ebu Talib’in uğuru,
    Halime’nin bereketi,
    Hatice’nin gönül verdiği…. sevgili…

    Annen olmadı senin, baban,deden ,amcan, yurdun yuvan olmadı
    Ne varisin oldu ne mirasın
    Dost tutmadın insanlardan, sevdiğin olmadı

    Ey yerin Mustafası
    Göğün Mahmudu
    İncil’in Ahmeti
    Kur’an’ın Muhammedi…. sevgili

    Erkamın evi tam yerindeydi
    Bilal,Ali,Ebuzer,Hamza ,Ömer, gizlice gelip giderdi.
    Ömer’in eşliğinde Kabe’ye doğru yürüdüğümüz o gün ne güzeldi
    Gelirken ya Resulallah Ömer’i de al getir
    Ali’yi,Osman’ı ,Ebubekir’i,Hasan’ı,Hüseyin’i,Aişeyi ,Fatımayı ,Zeynebi

    Gel ey Erkamın evindeki nur
    Ehlibeytin gönlündeki sûrur
    Zayıfların başındaki şefkat eli
    Ey kimsesizlerin sahibi
    Çaresizlerin ümidi
    Sevgili….

    Tale’al Bedru Aleyna
    Yesrib’de olay var
    Yesribpliler ayakta
    Kadın,çocuk,genç, ihtiyar herkes sokakta
    “Muhammed geliyor!” diyen bir Yahudi
    Yesribliler Muhammedi hasret kalınan bir gelin gibi,
    Uğruna çöllere düşülen bir Leyla ,
    Dillere düşülen sevgili gibi
    Yok yok bu çoşkuyu ,deliliği anlatamaz hiçbiri
    Örneği olmayan bir özveri, sevgi tufanı
    İnsan seli, aşıklar mahşeri, cennet atmosferi !
    Kucaklıyor Yesrib Muhammedini
    Ve bir şarkı, bir destan yükseliyor ensarın dudaklarından göğün katlarına

    Yesribe gün doğuyor,Yesribin gözleri ışıldıyor
    Toprak ,hava,su bile değişti mi ne
    Yesrib artık Yesrib değil, peygamberin şehri… Medine

    Ey affetmenin zirvesi!
    Ademoğullarının en merhametlisi
    Düşmanına bile hayat veren
    Alemlere rahmet olarak gönderilen elçi
    Sevgili….

    Kabeyi tavaf edişin canlandı hayalimde
    Göğsün neredeyse devenin boynuna değiyordu
    Kim bilir beklide ağlıyordun gizlice
    Muzaffer kumandan sen değildin,sade bir kul gibiydin
    Buydu büyük zaferin.

    Kabe’nin kapısına geldiğinde vaktiyle;
    “Aman ya Ali, bil ki benim için bir kişinin dirilmesi,binlerin ölmesinden iyi “dediğin gibi
    Can düşmanlarını affetmenin verdiği sevinçle,
    Ensarın evine,iman yurdu başkente dönüyordun işte
    Sevgililerinle, fedayilerinle birlikte…

    Mekke’yi çok sevsen bile zor zamanda kucak açan Medine’yi öksüz bırakmazdın
    Ülkelerin canlı olduğuna mı inanıyordun ne
    Ey insanların en iyisi
    Sen kentlerin bile kalbini kırmazdın…

    Sen ey Mekke’de ezilen
    Taif’den sürülen
    Medine’de baş tacı edilen
    Uğruna ölünen güzeller güzeli
    Sevgili



  11. 38
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    AY YÜZLÜM
    Ay yüzlüm, apaçık sözlüm rûhum Sana kurban;
    Gönlüm Sana hayran!.

    Nergis bakışlarının tesiri ne de yaman!
    Sultânım el-amân..!

    Bak sînemde bir ok var, derûnumda bir acı,
    Sendedir ilâcı...

    Ey varlığı nûr, dünyası sürûr, sözü Kur’ân!
    Her derdime derman...

    Pür âteşim bırakma hicranda beni zinhâr!
    Rûhumda âh u zâr...

    Hem mahzûn, hem de perişan dertlerle kıvrandım;
    Kapına dayandım!

    Bilmem başka kor, başka ateş, ben Sana yandım;
    Seninle uyandım.

    Ey dünyaya arştan gelen nûr, ey meh-i tâbân!
    Aydınlattı ziyân...

    Bakıp da evsâfına hep dîdârını andım;
    Aşkınla kıvrandım.

    Ey taptaze gül, kâkülü amber, saçı reyhan!
    Câziben ne yaman!

    Görmemiştir cihanda gözler Sen gibi dilber...
    Güneşlerden enver...

    Aç lütufla bağrını aç ki kıtmîr kulundur!
    Dergâhın uludur...

    Deryâlara denk kereminden bir katre ihsân,
    Ey gönlüme Sultân!

    Lütfeyle ne olur bildiğim başka kapı yok!
    Derdim herkesten çok.



    Ay yüzlüm, apaçık sözlüm rûhum Sana kurban;
    Gönlüm Sana hayran!.

    Nergis bakışlarının tesiri ne de yaman!
    Sultânım el-amân..!

    Bak sînemde bir ok var, derûnumda bir acı,
    Sendedir ilâcı...

    Ey varlığı nûr, dünyası sürûr, sözü Kur’ân!
    Her derdime derman...

    Pür âteşim bırakma hicranda beni zinhâr!
    Rûhumda âh u zâr...

    Hem mahzûn, hem de perişan dertlerle kıvrandım;
    Kapına dayandım!

    Bilmem başka kor, başka ateş, ben Sana yandım;
    Seninle uyandım.

    Ey dünyaya arştan gelen nûr, ey meh-i tâbân!
    Aydınlattı ziyân...

    Bakıp da evsâfına hep dîdârını andım;
    Aşkınla kıvrandım.

    Ey taptaze gül, kâkülü amber, saçı reyhan!
    Câziben ne yaman!

    Görmemiştir cihanda gözler Sen gibi dilber...
    Güneşlerden enver...

    Aç lütufla bağrını aç ki kıtmîr kulundur!
    Dergâhın uludur...

    Deryâlara denk kereminden bir katre ihsân,
    Ey gönlüme Sultân!

    Lütfeyle ne olur bildiğim başka kapı yok!
    Derdim herkesten çok.

    Nurdan çehrendeki bu nikâb da ne?
    Güneşlere taç giydiren ışıkken.
    Hep hicranla bunca yıl bunca sene,
    Geçmiş gidiyor…baharlar beklerken.

    Doğ ruhlara arştan gelen burhanla!
    İnlet dört bir yanı altın sadânla!

    Hayat üfle sihirli rayihanla!
    Hak adına üfül üfül eserken.

    Konuş ki hatipler haddini bilsin,
    İlahî nefhanla ruhlar dirilsin.
    Erilecek zirvelere erilsin.
    Başlamış gökler de bunu dilerken…

    Ey mukaddes kitâb, ey ezeli nûr,
    Ey iklimi ziyâ, etrafı huzûr;
    Son demde bir kere daha ne olur,
    Ağar, ışık karanlığı boğarken..!

    Bahar olmasa da sonbahar olsun.
    Cihanlar tekmil âvâzınla dolsun;
    Yeniden namın hen yanda duyulsun!
    Şu fâni ömürlerimiz biterken...
    Şu fâni ömürlerimiz biterken…



  12. 39
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    EFENDİM

    Hasret sana bu gözler, gönlüm yolunu gözler,
    Huzûra ersem bir kez, bahara döner güzler...

    Erse pâyine başım, hep çağlasa gözyaşım,
    "sen sen" deyip ağlasam, kalkar bütün pürüzler...

    Köyünün pembe rengi, bulunmaz asla dengi;
    Temizlenip giderler, günâhla gelen yüzler...

    Gelenler erer nûra, her biri bir sürûra,
    Rahmet yağar heryana, kalır mahrûm gözsüzler...

    Toprağından tozundan, o mübârek izinden
    Zulmetli dünyâlara akar gelir gündüzler...

    Ölgün ne desem sana, medhin düşmezdi bana;
    Birşey diyeyim dedim, vefâ etmedi sözler...

    O derin şefkatinden, çok engin himmetinden,
    Dönüp bir teveccüh kıl; rûhum lütfunu özler...



  13. 40
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    HAYBER FIRTINASI

    63 Yılın 60’ıydı,

    Günler sayılı ve hicretin 7. yılı

    Medine’ye 48 millik mesafede bir yer.

    Adı Hayber.

    Gün herhangi bir gün

    Sakin ve sessiz

    Ama gece gölgeler çekilince,

    Hayberliler fitne kazanına çeviri hayberi.

    Üseyr adında biri duydukları nefreti kelimelere döker,

    Muhammed üzerimize yürümeden biz Medine ye saldıralım.

    Nasıl olsa tüm Mekkeliler yanımızda,

    Onunla yurdunun ortasında çarpışalım,

    Eski ve yeni bütün hıncımızla.

    Bu fikir kabul görür hazırlık başlar hayberde.

    63 yılın 60’ydı.

    Müşrikleri kışkırtıp Medine-i yok etme planı,

    Bardağı taşıran son damla ve çatlayan sabır taşıydı.

    Bu damlanın adı Hendek savaşıydı.

    Rüzgar ekmişti hayberliler, bu yüzden fırtına biçeceklerdi.

    Fırtına kopmak üzere,

    Medine-i Münevverden nasıl çıktığını bilirsiniz Ashabın,

    Bedir’den tanırsınız bu çıkışı, Uhud’dan tanırsınız.

    Her biri bir ölüm meleği gibi,

    İşte Hz. Ali elinde resûlüllahın beyaz sancağı.

    Ordunun öncüsü Ukkaşe,

    Sağ kol kumandanı Hz. Ömer,

    En önde süzülen 200 er,

    1400 piyade dolu dizgin atlarıyla,

    Sonra peygamber hanımı ümmü seleme,

    Peygamber halası Hz. Safiyye,

    Toplam 20 hanım sahabe şefkat kanatlarıyla

    İşte bu ordu,

    Medine’den Sahba'ya doğru akan peygamber ordusu.

    Savaşın parolası ya Mansur emit,

    Fırtına yolda.

    Hayberin önündeyiz, mevsim yaz

    Peygamber atı zari bin gölgesi düşüyor çalılıklara,

    Peygamberin gölgesi olmaz.

    Birkaç gün peygamber eşliğinde muhasara

    Ve hastalanıyor nur nebi

    Sancağı Ebû Bekir alıyor, fetih müessir olmuyor,

    Sancağı Ömer alıyor,

    Elden ele dolaşıyor peygamber sancağı

    Ama fetih gerçekleşmiyor.

    Sahabe hayberde zor durumda,

    Sahabe peygamber huzurunda

    Fahri Kâinat ashabına sesleniyor,

    Yarın sancağı öyle bir yiğide vereceğim ki;

    Allah ve Resûlü onu sever,

    Oda Allah ve resûlünü sever.

    O hayberi feth etmedikçe dönmeyecek.

    Allah fethi onun eliyle gerçekleştirecek.

    Bitmek tükenmek bilmedi gece,

    Kimdi o yiğit

    Ashab-ı Güzin sabaha kadar düşündü durdu

    Hattaboğlu Ömer,

    O günkü kadar kumandanlığı istememiştim diyor

    Kimdi o

    Bakın işte sabah oluyor

    Karargâhın önünde Ashab

    Ve bir nur vuruyor çadırın dışına doğru

    Rasûlüllah çıkıyor.

    Ebû Bekir ve Ömer başta olmak üzere,

    Kureyş muhacirleri elini uzatıyor,

    Ensar uzatıyor elini,

    Hep sancağa talipler

    Rasûlü Ekrem’in nazarları birini arıyor

    Duyulan tek şey peygamber suskunluğu,

    SaNki nefes alsalar başlarından kuş değil,

    Göğüslerinden canları uçacak.

    Ve o mübarek dudaklarından bir soru dökülüyor,

    Ali nerde?

    Demek o yiğit Ali idi

    İşte Ali, zülfikârı belinde

    Sancak, ak sancak

    Peygamber sancağı ali-i mürtezarın elinde

    Fırtınanın merkezinde bir yer

    Adı Hayber

    Ve fırtına iş başında

    Merhab adında biri,

    Hayberlilerin en büyük savaşçısı

    Kılıcını sallayıp meydan okudu Ali’ye.

    “ Cesaretin varsa karşıma çık diye “

    Önce şairler çarpışırdı savaş meydanlarında,

    Şiirler savaşırdı.

    Söz Âlideydi;

    “ Ben öyle biriyim ki annem bana Haydar ismini koymuş,
    Ben ormanların derinliklerinden kükreyerek gelen Aslan gibiyim.”

    Ve sözü uzatmadı Haydar,

    Söz kılıçlarındı.

    İlk hamle Merhabtan,

    Ali kılıç darbesini kalkanıyla karşılıyor,

    Ve kalkan ikiye ayrılıyor,

    Ve Ali’nin elinden yere düşüyor.

    Allah’ın Arslanı şuan savunmasız,

    Fatımat-üz Zehra’nın gülü savunmasız,

    Hayberliler sevinç içinde,

    Merhab’ın gülmekten dişleri görünüyor.

    Sahabe şaşkın,

    Fahri kainatın gözleri sükun denizi.

    Eğer bir hamle daha yaparsa Merhab,

    Hayır,

    Hayır, Hz. Ali’nin elinde etrafa parıltılar yayan bir şey var,

    Bu Zülfikar

    Semaya doğru bir kavis çizdi,

    Ve ardından durdu Zülfikar.

    Allah’ın Arslanıyla göz göze geldi Merhab,

    Gördüğü son şey,

    Hz. Ali’nin yıldırımlar salan gözleriydi.

    Ve indi Zülfikar önce kalkanını,

    Sonra miğferini ikiye ayırdı.

    O gün fırtınanın adı Haydar-ı Kerrardı.

    Fahri Kainat savaş meydanını geziyor,

    Yaralananlar şehit olanlar.

    Efendimiz bir şehidin başucunda duruyor.

    Boğazından bir okla vurulmuş bu şahış,

    Bir çöl arabıydı.

    Efendimiz ona da ganimetten bir pay ayırmıştı.

    Kendisine getirilen ganimeti aldığı gibi,

    Peygamberin yanına gelmiş,

    Ya Rasûlallah bu nedir diye sormuştu.

    O senin payındır deyince efendimiz,

    Ya Rasûlallah demişti adam

    “Ben bu ganimet mallarını almak için Müslüman olmadım”

    Ben demiş…

    Ve eliyle boğazını göstererek devam etmişti.

    “Ben şuramdan bir okla şehit olmak için Müslüman oldum”

    Fahri Kainat ona;

    “ Eğer sen doğru söylersen,Allah’ta seni doğrular” demişti.

    Şimdi tam dediği yerden bir okla şehit düşmüştü.

    Efendimiz cübbesini çıkartıp onun üzerine serdi

    Ve cenaze namazını kıldı.


    Namazdan sonra şöyle dua etti;

    “ Ey Allah’ım bu kulun senin yolunda şehit olarak öldürüldü
    Ben şahadet ediyorum ”

    63 Yılın 60’ıydı

    Günler sayılı, hicretin 7. yılı.

    Aslanlarını bağrına bastı Medine-i Münevvere,

    Hayber tarihine küstü.

    Rüzgarsa Rabbinin emriyle esti.

    “Ya Rab yeryüzü Asr-ı saadetten beri acıya acı ekliyor
    Ya Rab bugün insanlık senden bir fırtına bekliyor “



  14. 41
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    HUDEYBİYE

    Ay zilhicce ay'ı
    Peygamberi bir rüya
    Kalbi uyumayan Nebi'nin gönlüne konuyor
    Ashabıyla paylaşır sevincini sevgili
    Rüyanın her anını paylaşır hece hece
    Kabenin anahtarı sunulmuştur o gece
    Sahabede sevinç gözyaşları

    Zülhüleyfede ihrama girer efendimiz
    Yanında Ümmü Seleme annemiz
    Ve onlar
    Teslimeyette melekleri bile hayran bırakan
    Bir nehir gibi akan Ashab-ı Güzin efendilerimiz

    Ve Mekkeden yola çıkan bir adam
    adı Ürve bin Mesud
    Ya Muhammed geri dön
    Çünkü Mekke halkı seni ve adamlarını
    Kabeye sokmamak için yemin ettiler
    Ürve hem konuşuyor hemde efendimizin sakalını okşuyor,
    O esnada Muire bin Şube efendimizin yanında nöbette
    Ürvenin bu hareketini görünce
    Kılıcının kınıyla onun eline vuruyor
    Çek ellerini rasulullahın sakalından
    Yoksa o elini vücudundan ayırırım
    Müşrik eli ona dokunamaz
    Ürve gerisin geri mekkeye dönüyor
    Mekke müşriklerine sesleniyor
    Ey Kureyş cemaati
    Ben öyle bir topluluğun yanından geliyorum ki
    Onlar hiç bir zaman Muhammedi bırakmıcaklar
    Onun bir kılına bile zarar verdirtmicekler

    Sevgili Peygamberimiz niyetinin anlaşılmadığını düşünür
    Bu yüzden Osman on kişiyle Mekkede
    Osmanın gidişinden bir kaç gün sonradır
    Sahabe efendilerimiz
    Efendimize hasretle içini döker
    Ya Rasulallah keşke Osmanın yerinde olsaydık
    Şimdi o hem Mekkeyi gördü
    Hemde Kabeyi ziyaret etti
    Efendimiz tebessüm buyurur
    Biz ziyaret etmemişken
    Sanmam ki Osman Kabeyi bizsiz tavaf etsin
    Gerçektende öyleydi
    Mekkeliler teklif etmişti ama Hz.Osman
    Rasulullah tavaf etmedikçe bende etmem demişti
    Onu bu sözünden dolayı Mekke'de alıkoydular
    Ve bir yalan ulaştı ashaba
    Osman ve arkadaşları Şehit olmuştu

    Bir münadi sahabeye seslendi
    Cibril Rasulullaha geldi ve beyat yapılmasını emretti
    ALLAH'ın adı üzre gidin beyat ediniz
    Sevgili semüre ağacının altında
    Kimi sahabe elinde tuttuğu yapraklarla ona gölge yapıyor
    Kimi ağacın dallarını tutuyor sırtına değmesin diye
    Kimi de ömer gibi elini kolunun altına destek yapıyor yorulmasın sevgili
    Ve o gün sahabe gruplar halinde beyatta

    'ALLAH sana zafer ve fethi nasip edene kadar
    Senin önünde kılıç sallamak veya ölmek üzere'

    Müşrikler beyat haberini alır ve barış imzalamak için bir elçi gönderir
    Gönderilen elçi Süheyl bin Amr
    Antlaşma maddeleri kağıda yazılıcak
    Kalem Hz Ali'nin elinde
    Efendimiz Ali'ye emrediyor
    Yazıya Besmeleyle başla
    Süheyl atılıyor
    Hayır öyle yazma
    Biz Besmelenin ne olduğunu bilmiyoruz
    Rahman ne demektir bilmiyoruz
    ALLAH'ın ismiyle başla
    Süheylin itirazı ashabı öfkelendiriyor
    Vallahi biz Besmeleden başkasını yazmayız ve yazdırmayız
    Süheyl o halde bende bu antlaşmayı yapmam diyor
    Sevgili Peygamberimiz Ali'ye;
    Süheylin dediği gibi yaz oda güzeldir buyuruyor
    Sahabe suskun
    Antlaşmanın yazımı devam ediyor
    Bu maddeler ALLAH'ın Rasulü Muhammedden ...
    Hayır diyor Süheyl onu sil
    Biz senin ALLAH'ın Rasulü olduğuna inansaydık
    seninle savaşmazdık
    Efendimiz sakin
    ya nasıl yazalım
    Abdullah oğlu Muhammed diye yazın
    Bu kez sahabe galeyana geliyor
    Sa'd bin Übade Ali'nin elini tutuyor
    Sakın Muhammed Rasulullahdan başkasını yazma
    Yoksa bu meseleyi kılıç halleder
    Efendimiz Sahabeye eliyle susmalarını işaret ediyor
    Hz Ali Ya Rasulallah ben sizin Rasul sıfatınızı silemem diyor
    Efendimiz orayı bana göster ben sileyim buyuruyor
    Ve Ali'nin gösterdiği yeri Mübarek Eliyle siliyor
    Sahabe üzgün
    Antlaşma maddelerine göre o yıl Kabe ziyaret edilmeyecek
    Hz Ömer bir çok sahabenin sözcülüğünü yapıyor
    Ya Rasulallah sen Harem-i Şerife gireceğimizi söylemedin mi?
    Niçin Kabeyi ziyaret etmiyoruz?
    Sen ALLAH'ın Peygamberi değilmisin
    Bunlar müşrik diğilmi
    Niye bu zillete katlanmak zorundayız
    Efendimizin kalbi mahsun
    "Harem-i Şerife gireceğimizi söyledim
    Ama bu yıl gireceğimizi söylemedim" buyuruyor
    Ve peygamberimiz emrediyor
    Kurbanlarınızı kesin saçlarınızı kısaltın
    Medine'ye dönüyoruz
    Emri yerine getiren kimse yok
    Üç kez tekrar ediyor emri
    Ve üzgün bir şekilde çadırına dönüyor

    Çadırda annemiz Ümmü Seleme
    Efendimizi görünce
    Ne oldu Ya Resulallah diyor
    Sevgililer Sevgilisi mahsun
    Bu insanlara ne oluyoR ki benim sözümü dinlemiyorlar
    Ben onlara kurbanlarınızı kesin diyorum
    Hepsi yüzüme bakıyor
    Ümmü Seleme annemiz;
    Ya Rasulallah diyor
    Siz şimdi dışarı çıkın ama onlara bişey söylemeyin
    Yoksa sizi dinlemedikleri için
    ALLAH onları helak eder
    Siz kurbanınızı kesin saçınızı kısaltın
    Onlar sizi görünce mutlaka aynısını yapıcaklardır
    Efendimiz hiç bir şey söylemeden kurbanını kesti
    Sahabe Peygamberin bu halini görünce
    Kurbanlarını kesmek için birbirleriyle yarıştı
    Hudeybiye Fethi müjdeleyen bir barıştı
    Fethin kapısıydı
    Çok geçmeden Mekkeli müşrikler antlaşmayı ihlal edecek
    ALLAH'ın Rasulü Mekkeyi Fethedecekti
    Sadakat isbat isterdi
    Hudeybiye sadakatin sınandığı yerdi
    O gün biat ölüm üzreydi
    Ve ölünseydi değerdi
    Bugün tevbe üzre biatımız
    İLAHİ kabul eyle tevbemizi
    Sadıklardan eyle bizi



  15. 42
    muvahhidim herşey O'nun için..!
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 712
    Tecrübe Puanı: 10
    Yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    UMMANINDA KAYBOLDUĞUM NURSUN

    Umma'nında Kaybolduğum NURSUN.
    Mecnun'un Leyla'da aradığı, yandığı,
    Çöllerde kana kana yudumladığı Senin sevgindi.
    Annesiz bir çocuğun Anne diye uzandığı,
    Babasız gecelerde Baba diye andığı Sensin.
    Soğuk ve insaf bilmez yanlızlıklarda hangi hasta vardır;
    Gözyaşı döksün de o yaşlar senin avucuna damlamasın?
    Hangi masum,hangi mazlum vardır ki ?
    O merhamet deryası yüreğini sığınak yapmasın....
    Ey Sultan-ı Levlâk! Kardanadamıyla güneşe çalım satan
    Bir çocuğa bakar gibi baktın bize.
    Sağnak yağmur altında ateş yakan bir yolcuyu
    İzler gibi izledin.Bilmiyorlar Allah'ım dedin;
    Bilselerdi yapmazlardı...
    Herşeyin önü O'ndan sonu O'na;
    Varlıklar adedince Selam Sana, Sâlât Sana....
    Ummanında Kaybolduğum Nursun.
    Her akşam gurûbla ayrılan heyecanın kucağında görünensin.
    Bırak Kırkikindi yağmurları saçlarında gezinsin.
    Sensizlikten yorgun düşmüş bakışları avuçlayıp
    Semaya ser ve öylece kal.
    Sığındığın Rahman'ın Sırdaşı Olarak.
    Ben geçici hazların sardığı bedenimde
    O beden tabutunun en derininde
    Nefsimin esiriyim.Ama SEN :
    Ummanında Kaybolduğum Nursun
    Azaba ramak kalmış şu dakikalarda
    Beni Hayalinle korursun.
    Aranan yine SENSİN Saikalarda,
    Kutsî perdelerin kalktığı anlarda,Özlemimsin SEN.
    Ummanında Kaybolduğum Nursun.
    Gölgen vurur düşlerimin yazgısına.
    Ben O Nurla damla damla Kutsîliği tadarım.
    Yüzümde meltemlerden arda kalan serinlik,
    Muhabbet; sabahlayan hislerimin en ücra köşesinde
    Düşmanım benlik; yalnızca bir benlik.
    Yoluma set çeken ve SENİNLE kaybolan basitlik.
    Düşündüğünü zincire vuran benim.
    Şafakla kaybolan benim.
    Ve ellerim SANA uzanır
    Ey Sultan-ı levlâk!
    Düşmanını elleriyle besleyen bir insana bakar gibi baktın bize,
    İlâcını ateşe atan bir hastayı izler gibi izledin.
    Bilmiyorlar Allah'ım dedin,bilselerdi yapmazlardı.
    Herşeyin önü O'ndan sonu O'na...
    Varlıklar adedince selam SANA, sâlât SANA:

    SEN İÇİMDE YANAN TATLI BİR KORSUN,
    VE SEN UMMANINDA KAYBOLDUĞUM NURSUN.....



+ Yorum Gönder
Git İlk 234 Son