1. 1
    Real_Love Üye
    Real_Love
    Üye

    Üye No: 428
    Mesaj Sayısı: 27
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30
    Yer: Hatay / İskenderun

    Peygamberimizin Ümmetine Düşkünlüğü


    ‘Ey insanlar, size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.’ (1)

    Sözkonusu âyet Peygamber Efendimiz (sav)’in bizlere olan düşkünlüğünü, bizler için nasıl didinip çırpındığını, sıkıntılarımıza dayanamadığını, bunların kendisine pek ağır geldiğini, mü’minlere olan düşkünlüğünü, çok şefkatli ve merhametli olduğunu çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir.

    İnsanlık tarihinde onun kadar ümmetine düşkün başka şahsiyete rastlamak mümkün değildir. Engin rahmeti öyle boyutlara ulaşmıştır ki inkâr edenlerin bile hidayete ermeleri için ızdırap içinde kıvranmıştır. Allahü Zülcelal Kur’an,da şöyle buyurmuştur: “Bu söze (Kur’an’a) inanmıyorlar diye neredeyse kendini telef edip bitireceksin” (2)

    Peygamber Efendimiz (sav) puta tapan bir toplumda tevhid inancını insanlara açıklamaya çalışmıştır. Huzur ve kurtuluş kaynağı olan iman konusunda uyarılarda bulunmuş, insanları ateşe, küfre ve cehenneme düşmekten korumaya çalışmıştır. Bu nedenle, yaşamında da bizleri dünya ve ahiret ateşinden kurtarmak için nice çile, eziyet ve zorluklara katlanmıştır. Bir hadis-i şeriflerinde; ‘"Benimle sizin misaliniz, ateş yakan bir adamın misali gibidir ki; hemen pervaneler, kelebekler o ateşin içine düşmeye başlarlar. O bunları kovar. Ben de ateşten korumak için sizin eteğinizden tutuyorum. Halbuki siz elimden kaçıyorsunuz." buyurmuştur. (3)

    Tüm meşakkatlere rağmen beddua için elini açmamıştır. Zira O (sallallahu aleyhi ve sellem), lanet etmek için değil alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. (4)

    Ümmetini cehennem azabına götüren bir yola düşmemesi için bir baba şefkatinin ötesinde ikaz eden Allah Resûlü, bizlerin hep hayırlara, güzelliklere kavuşması hususunda hep ısrarlı olmuştur. Nitekim Şefkat Peygamberi ümmetine olan bu düşkünlüğünü şöyle ifade etmişti: “Hiç şüphesiz ben size bir babanın evlatlarına olan durumu gibiyim.” (5)

    Onun düşkünlüğü sadece devrindeki insanları değil, kıyamete kadar gelip geçecek bütün ümmetini de kapsamaktaydı. Bu düşkünlüğü onu her gece uykusunun en tatlı yerinde yatağından kaldırır, sabahlara kadar ümmeti için dualarla Rabbine yakarmasına neden olurdur. Birgün, Peygamberimiz ellerini kaldırmış, “Allahım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail’e buyurdu ki:“Ey Cebrail! Gerçi Rabbin herşeyi bilir; ama sen git, Muhammed’e niçin ağladığını sor.”Cebrail geldiğinde, Peygamberimiz, ona, ümmeti için ağladığını söyledi.Cebrail Allah huzuruna dönüp durumu anlattı.Yüce Allah buyurdu ki:“Ey Cebrail, Muhammed’e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz.”(6)

    Allah Resûlü, müminlere kendi nefislerinden daha yakın ve önceliklidir. İnananlara dünya ve ahirette hayırlarına olanı göstermiştir. Bir hadiste; “Ben mü’minlere kendi öz canlarından daha yakınım.” İsterseniz şu âyeti okuyun: “Allah Resûlü, müminlere kendi canlarından daha azizdir.” (Ahzab, 33/6) buyurmuş ve sonra da sözüne şöyle devam etmiştir: “Kim bir mal bırakırsa o akrabalarınadır. Fakat kim de bir borç veya bakıma muhtaç kimse bırakarak giderse borcunun ödenmesi ve geride kalanların bakımı bana aittir.” (7)

    Yine harp meydanında dişi kırılıp yüzüne miğferinin bir parçası saplandığı ve yüzünden dökülen kan yere düşeceği esnada, hemen ellerini kaldırarak âdetâ duâ ile İlâhî gadabın önüne geçmeye çalışmış ve: "Allah'ım kavmime hidayet et, çünkü onlar (beni) bilmiyorlar" (8)

    Niyazıyla kâfirlerin başına gelmesi muhtemel bir belayı önlemişti. Miraç’da bile ümmetini düşünen ve dönüp gelen Efendimiz, ümmetine cennette ve Cenab-ı Hakk’ın cemalini müşahede etmede de rehberlik yapacaktır inşaallah.
    Peygamber Efendimiz aynı zamanda, ebediyete yürürken de ümmetinin en zor anlarında yanındadır. Mahşerde, sırat köprüsünde, hesapta ümmetine el uzatan Allah Resûlü bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre, yine ümmetine imdad etmek için muvakkaten cehenneme gidip çıkacaktır. (9)

    Mahşer günü herkesin kendi derdine düştüğü, peygamberlerin bile “nefsi nefsi” dediği yerde Peygamber Efendimiz (sav) “ümmetî ümmetî” diyecektir. (10)

    Hz. Aişe annemiz, dinin emir ve yasaklarında Efendimizin ümmetine olan şefkatini şu şekilde ifade etmiştir: “Allah Resûlü iki şey arasında muhayyer bırakıldığında mutlaka kolay olanı tercih etmiştir.” (11)

    Peygamber Efendimiz (sav), ashabına hitap ederek imkanı yerinde olanların hacc yapmalarının farz olduğunu bildirmiş ve hacc farizasını yerine getirmelerini istemişti. Orada bulunanlardan biri “Her sene mi hacc yapacağız? diye sormuş Allah Resûlü, sessiz kalmıştı. Bunun üzerine soru soran kimse üç kere sorusunu tekrar etti. Sonunda Peygamber Efendimiz: “Eğer evet deseydim her sene hac yapmanız farz olacaktı ve siz de buna güç yetiremeyecektiniz.” buyurarak ümmetinin altından kalkamayacağı bir hükmün farz kılınmasını istememişti. (12)

    “Eğer ümmetime zorluk vereceğimden çekinmeseydim, her namazın başında onlara misvak kullanmalarını emrederdim.” buyu*rmuşlardı. (13)

    Bu ve benzeri pek çok örnek Peygamber Efendimizin ümmetine zorluk gelmemesi için kolay olanı ümmeti adına tercih etmesinden gelmekteydi. Her peygamber Allah Teâlâ’nın reddetmeyeceği duasını dünyada iken yapmış ve bu hakkını kullanmıştır. Sevgili Peygamberimiz ise reddedilmeyecek duasını, kıyamet gününde ümmetine şefaat etmek üzere âhirete saklamış ve böylece ümmetini ne kadar çok sevdiğini göstermiştir.
    Çünkü o ümmetine çok düşkündür; mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

    Bütün bu örnekler Peygamber Efendimizin (sav), ümmetine beslediği sevgi ve şefkatin derinliğini göstermeye yeterlidir.

    Allah Resûlü, her fırsatta Allahü Zülcelal’den ümmetinin affını, ahiret saadetini istemişti. İşte bir gece sabaha kadar, Hazreti İbrahim'in duası olan, “Ya Rabbî! Doğrusu onlar (putlar) insanların çoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tâbi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, o da Senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” (14)

    Mealindeki ayet ile; Hazreti İsa'nın duası olan, “Ya Rabbî! Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen'in kullarındır. Onları affedersen, Aziz ü Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen'sin!” (15)

    Mealindeki ayeti tekrar tekrar okumuş, ellerini kaldırıp "Allahım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)" diye yalvarmış ve ağlamıştı. Bunun üzerine Allah Teala Hazretleri: "Ey Cebrail! Muhammed'e git ve O'na de ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz ve asla kederlendirmeyeceğiz." buyurmuştu.(16)

    Bir diğer hadiste; “Rabbimin nezdinden bir melek geldi ve ümmetimin (ümmeti icabet)yarısını Cenab-ı Allah cennete koymak ile şefaat arasında bir tercih yapmamı istedi. Ben şefaati tercih ettim. Zira şefaat daha umumi ve kifayetlidir. Siz bu şefaatin ümmetimin müttakilerine mi olduğunu sanıyorsunuz. Hayır! O ümmetimin hata ve günah işlemiş, günahlarla kirlenmiş olanları içindir.” (17)

    Mahşer günü, güneşin iyice yaklaşmasıyla kan ter içinde kalan insanoğlu şefaat edecek birini arayacak, öncelikle insanlığın babası Hz. Adem’e koşacak. Hz. Adem, kendisinin böyle bir hususiyetinin olmadığını söyleyerek insanları Hz. Nuh’a gönderecek; Hz. Nuh, Hz. Musa’ya; Hz. Musa’da Hz. İsa’ya gönderecek. Hz. İsa da bu hususiyetin Hz. Muhammed’e ait olduğunu söyleyerek onları Peygamber Efendimiz’e gönderecek. Zira o gün herkes kendi derdine düşecek ulü’l-azm olan peygamberan-i âli şan bile “nefsi nefsi” diyecek, kendilerinin umum insanlığa şefaat etme gibi bir kredilerinin olmadığını söyleyeceklerdir. (18)

    Mahşer yerinin o azametli ortamından kaçmaya çalışan insanlık, Peygamber Efendimiz’in kapısına dayanacak ve ondan şefaat etmesini isteyecek. Allah Resûlü, arşın altına gidip Yüce Mevla’ya secde ederek O’nun ilham ettiği dualarla rabbini tesbih edecek yakarışa geçecek ve kendisine vaad edilen umum insanlar için şefaat etme kredisinin yerine getirilmesini, kendisine lutfedilmesini isteyecek, Peygamber Efendimizin nezd-i ilahideki hiçbir varlığa nasip olmayan fazilet ve şerefi bütün insanlığa gösterilerek insanlar arasında hüküm verilerek mahşer yerinde dehşet içinde beklemenin ızdırabından Allah’ın şefaat ve rahmeti ile kurtulacaklardır.
    Allah Resûlü (sav), ümmetinden bir kısmının cehenneme gireceğini duyduğu an mahşer meydanında secdeye kapanıp "Ümmetim! Ümmetim!" diye yakarışa geçecek, o esnada cenneti, hurilerin perdedarlığını ve kim bilir daha nice güzellikleri unutacak ve gözyaşlarını ceyhun ede ede hep ağlayacak O'na "Artık başını kaldır! Şefaat et, şefaatin kabul edilecek!" deninceye kadar başını yerden kaldırmayacak ve hep "Ümmetî! Ümmetî!" diye inleyecektir. (19)

    Böylelikle iman edenler Allah’ın izniyle Peygamberimizin şefaatine nail olabileceklerdir. Bu hususta Peygamber Efendimiz’e kimlere şefaat edeceği sorulduğunda “Benim şefaatim dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir.” buyurarak samimi olarak La ilahe illallah Muhammedün Resûlüllah diyenlerin şefaatten mahrum bırakılmayacaklarını bildirmiştir. (20)

    Peygamberimizin (sav) bizlere olan bu düşkünlüğünü unutmadan salavatlarla onu anmalı ve Rabbimize böyle bir Peygambere ümmet olmayı nasip ettiği için şükretmeliyiz. Allahü Zülcelal hepimize rahmet ve merhametiyle muamelede bulunarak Peygamber Efendimizin şefaatine nail kılsın.

    DİPNOTLAR:

    1-Tevbe/128-129
    2-Kehf, 18/6; Şuarâ, 26/3
    3-Buhari, Müslim
    4-Müslim, birr, 87; Buharî, edeb, 385-Ebu Davud,Teharet,4, Beyhaki,Sünen-i Kübra,1/91
    6-Müslim, İman: 346
    7-Buharî, Tefsir, 33/1; Müslim, feraiz, 15
    8-Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Cihad, 105; Kadı İyaz, Şifâ, 1/105
    9-Ebu Davud et-Tayalisi, Müsned, 1/353; Ahmet b. Hanbel,Müsned, 3/244; Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal, 14/635 Taberani.
    10-Kurtubi, et-Tezkire, s.258
    11-Buhari, Menakıb, 27; Müslim, Fazail, 77
    12-Müslim, hacc, 412; Nesaî, menâsik, 1
    13-Buhârî, Cum’a 8; Müslim, Tahare, 4214-İbrahim, 14/36
    15-Mâide, 5/118
    16-Müslim,İman,346
    17-İbn-i Mace, Zühd, 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/75
    18-Buhari, Enbiya, 3; Tefsir, 17/5; Tirmizi, Kıyamet, 1019-Buhari, Tevhid, 36; Tefsirü'l-Kur’ân, 5; Müslim, İman, 326,327; Tirmizi, Kıyamet
    20-Buhari, rikak,50; Müslim, iman, 369

    İlgili Yazılar

  2. 2
    BaRTeNon Üye
    BaRTeNon
    Üye

    Üye No: 2710
    Mesaj Sayısı: 2
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Peygamberimizin Ümmetine Düşkünlüğü


    paylastigin icin sagol. guzel paylasim..


  3. 3
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Cevap: Peygamberimizin Ümmetine Düşkünlüğü


    Hadislerin kaynaklarını bulamadım. Altındaki numaraları da tuşluyorum olmuyor. Yardımcı olurmusunuz lütfen.


  4. Reklam

+ Yorum Gönder