1. 1
    mum Admin
    mum
    Admin

    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 9,241
    Tecrübe Puanı: 95

    Hz Mariye Annemizin Hayatı Kısaca


    Peygamberimizin eşi Hz. Mariye Kıptiyye (r.anha) Kısaca hayatı


    Hudeybiye andlaşmasının 628 yılı Mart ayında imzasından üç hafta sonra müslümanlar Medine’ye geldiler. Hz. Peygamber (s.a.v) bu sulh-u sükûn devrinde İslam’ı tebliğ ve etrafa yaymakla meşgul oldu. Peygamberliğini bütün dünyaya duyurmak zamanı artık gelmişti. O, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Bu esnada Bizans Kayserine, İran Kisrasına, Mısır Mukavkısına, Habeş Necaşisine ve Arap reislerine mektuplar göndermişti. Çünkü, İslamiyet davası oldukça ilerlemiş bu Tevhid dininin etrafa yayılma sırası gelmişti.

    Hicretin yedinci yılında İslam’a davet mektuplarından birini gönderdiği Mısır hükümdarı Mukavkıs bu mektuba bir cevap ile birlikte bazı hediyeler, Mariye ve Sirin adlarında iki kız kardeşi cariye olarak Hz. Peygamber’e göndermişti. Elçi olarak gönderilen Hâtıb bin Ebi Belteş (r.a) dönüşü esnasında yolda İslamiyeti bu cariyelere anlattı. Hristiyan dinine mensuplar iken bu defa gönülleri İslam’a açıldı ve henüz Medine’ye gelmeden önce, bu dini kabul ettiler. Mukavkıs’ın gönderdiği hediyeler Hz. Peygamber (s.a.v)’e ulaşınca bu iki kızdan Sirin’i şair Hassan b. Sabit’e verdi ve ondan Hassan’ın Abddurahman isimli oğlu dünyaya geldi. Mâriye’yi de kendisi aldı ve O’ndan İbrahim adındaki oğlu doğdu.

    Mâriye binti Şemun (r.anha) Mısır’da Ensina ülkesinde Eşmünin’in karşısında ve Nil nehrinin doğu kıyısındaki Hafın köyünde, Kıbtî bir baba ve Roma’lı Hristiyan bir anneden dünyaya geldi. Mukavkıs’ın sarayına götürülmeden önce kızkardeşi Sirin’le birlikte bu köyde yaşadı. Sonra birlikte saraya alındılar. Peygamberimizin elçisi Hâtıb (r.a) Mısır’a ulaştığında bu kızkardeşler sarayda idiler, Mukavkıs İslamiyeti kabul etmedi ama çok ve değerli hediyeler gönderdi.

    Rasûlüllah (s.a.v), Mâriye annemizi Mescid’e yakın bir yerde olan Harise b. Numan’ın evinde konaklattı. Daha sonra kendisine tahsis edilen Medine’nin Avâli diye anılan yukarı taraflarında Beni Nadirlerden kalmış olan hurma bahçesinde oturdu ve hurma mahsulü ile ilgilendi. Hz. Mâriye (r.anha) çok güzeldi. Peygamberimizi çok memnun ettiğinden gece ve gündüz onu ziyarete giderdi. Fakat diğer eşleri kıskançlık gösterdiler. Tahrim Suresinin ilk ayetleri bu vesile ile nazil oldu. Eşlerinin hepsi de Allah’ı, Rasûlünü ve ahiret yurdunu istediklerini söylediler, hatalarını anlayıp vazgeçtiler. Bir daha Râsulüllah’ı hoşnutsuz edecek söz, tavır ve hareketlerde bulunmadılar.

    Hz. Mâriye (r.anha) hamile olduğunu anlayınca sevincinden uçacaktı. Peygamberimiz de buna çok sevindi. Zira Hz. Hatice (r.anha)’den Kasım’dan başka çocuğu olmamıştı. Hicri sekizinci yılın Zilhicce ayında (M. 630 Nisan) Rasûl-i Ekrem’in Mâriye’den İbrahim adında bir oğlu oldu. Böylece hanımları içinde çocuğu olan ikinci hanımı Mâriye Kıbtıye oldu. Hz. İbrahim’in doğumuna ebelik görevini âzâdlılarından Ebu Rafi’nin karısı Selma Hatun yaptı. Doğumdan hemen sonra Peygamberimiz’e müjdeledi. Peygamberimiz de ona bir köle bağışladı. Mâriye’yi de bu vesile ile âzâd etti. Sonra yanıbaşında duranlara, “Bu gece bir oğlum oldu, Ona atam İbrahim’in adını koydum” buyurdu. Cebrail gelip: “Esselamü aleyke ya Eba İbrahim (Selam olsun sana ey İbrahim’in babası!) diyerek Peygamberimiz’i selamladı. Doğumunun yedinci günü akika kurbanı kesildi, saçları Ebu Hind tarafından kesildikten sonra tartılarak ağırlığı kadar gümüş sadaka olarak dağıtıldı. Süt anne olarak birçok istekli çıktı ise de bunlar arasından tercih edilen Ümmü Bürde Havle binti Müncir’e verildi. Kocası demirci idi. Peygamberimiz oğlunu hemen hemen hergün ziyaret eder ve genellikle öğle uykusunu orada uyurdu.

    Hz. Âişe (r.anha) validemizin şöyle dediği rivayet edilir: “Sonra Allah (c.c) Mâriye’ye çocuk bahşederek O’nu mükafatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kalmıştık.”

    Hz. Mâriye’nin mutluluğu bir yıldan biraz fazla sürdü. İbrahim iki yaşına yaklaşırken rahatsızlandı. Süt annesinin evine gelen Peygamberimiz O’nu kucağına aldı, çocuk can veriyordu. Mübarek gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı: “Vallahi İbrahim, biz senin firakınla çok üzgünüz. İbrahim benim oğlumdur, bir süt kuzusudur. Cennette O’nun süt emme müddetini tamamlamak üzere iki süt anne tayin olunmuştur.” buyurdu. İbrahim’in vefat ettiği gün, güneş tutulmuştu. “İbrahim’in ölümü için güneş tutuldu” dediler. Peygamberimiz (s.a.v): “Ey insanlar! Güneşle, Ay, Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar bir kimsenin ne hayatı, ne de vefatı için tutulmazlar!” buyurdu.

    Mâriye annemiz evine çekildi.Sabrın güzelliğine sarıldı. Rasûlüllah’ın kalbindeki evlat acısı yarasını, kanatmamaya dikkat etti. Sabrı taştıkça Bâki Kabristanı’na gider, kaybettiği yavrusunun kabri başında rahatlamaya çalışır, gözyaşı dökerek acısını azaltmak isterdi.

    Hz. Peygamber’in Mâriye ile evlenmesi Mısırlılar üzerinde gerçekten güzel bir etki bırakmıştı. Mısır’ın fethinde Mısırlıların tarafsız kalması ve müslümanların da Bizanslıları mağlup etmesi sebeplerinden biri de bu olmuştur.

    Hz. Mâriye (r.anha) Peyamberimizin vefatından sonra sessiz ve sakin bir hayat yaşadı. Beytülmal’dan verilen tahsisatla geçindi. Hz. Ömer devrinde Hicretin 16. yılında vefa etti ve Bâki Kabristanı’na defnedildi. Allah kendisinden razı olsun

    Hamdi Boydak

    İlgili Yazılar

  2. 2
    mum Admin
    mum
    Admin

    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 9,241
    Tecrübe Puanı: 95

    Cevap: Hz Mariye Annemizin Hayatı Kısaca


    Efendimiz’in Oğlu İbrahim’in Annesi; Hz. Mariye (r.a)


    Mariye’nin peygamber evladına anne olacağı haberi Allah’ın mükafatı olarak değerlendiriliyordu. Nitekim Hz. Aişe bu durumu şu sözlerle dile getiriyordu: “Allah Mariye’ye çocuk bahşederek onu mükafatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kalmıştık…”

    Allah Rasulü (s.a.v) Mekke devrinin sıkıntılı günlerinin ardından Medine’ye hicret etmişti. Medine devri İslam’ın ışığının daha da aydınlanmaya başladığı bir dönem olmuş, hicretin 7. yılında Mekkeli müşriklerle imzalanan Hudeybiye Antlaşması ile birlikte bu ışık adeta güneşe dönüşmüş, gönüllerde iyice yer etmeye başlamıştı. Hudeybiye ile gelen barış devrinde Peygamberimiz (s.a.v) İslam’ı Medine çevresindeki beldelere de tebliğ etmeye başlamış ve bu amaçla oralara elçiler aracılığıyla İslam’a davet mektupları yollamıştı. Bu mektupları alanlardan biri de Mısır hükümdarı Mukavkıs idi.

    Mukavkıs Allah Rasulü’nün gönderdiği cevap mektubuyla birçok değerli hediyenin yanın da iki tane de cariye göndermişti. Mariye ve Şirin isimli iki kız kardeş Mısır’dan Medine’ye Hatıb b. Ebi Beltaş (r.a) eşliğinde geldiler. Rasulullah’ın (s.a.v) Mısır’a elçi olarak yolladığı Hatıb (r.a) dönüş yolunda bu iki cariyeye İslam’ı anlatmaya başladı. Babası Kıpti, annesi Romalı bir Hıristiyan olan Mariye ve Şirin’in gönlü İslamiyet ile henüz yolda iken aydınlandı. Çünkü İslam güneş gibi bir din idi. Eğer pencereler açılırsa tüm odaları aydınlatmaya muktedirdi. Mariye ve Şirin de yolda iken gönül pencerelerini açmış; sineleri İslam’la aydınlanmış olarak Medine’ye varmışlardı.

    Mukavkıs’ın yolladığı hediyeler Rasulullah’a (s.a.v) ulaştığında cariyelerden Şirin’i, şair Hasan b. Sabit’e (r.a) verdi. Mariye’yi de (r.anha) kendi yanına aldı. Çok güzel bir hanım olan Mariye Allah Rasulü’nün razı olmayacağı işlerden daima uzak dururdu. Mısır hükümdarının sarayından gelmiş, saltanatı ve rahatlığı görmüş biri olan Mariye, Allah Rasulü’nün (s.a.v) yanında iken sıkıntıyı da tatmış, bazı zamanlar aç kalmış; ama asla bu durumdan şikayetçi olmamıştı. Çünkü o, yüreğine huzur veren, dünyasını aydınlık eden bir dinin tebliğcisinin eşiydi. İşte bu saadet tüm çileleri onun gözünde Rab’be ulaşmaya bir vesile kılıyordu.

    O artık Allah Rasulü’nün evladını taşıyordu

    Rabbü’l Alemin ki, merhametlilerin merhametlisi idi. Kuluna dünya ve ahirette mutluluk vaad ediyordu. İşte Mariye annemiz belki de bu sabır ve teslimiyetine karşılık bir ödülü daha dünyada iken almış, hamile kalmıştı. O artık Allah Rasulü’nün (s.a.v) evladını taşıyordu. Rasulullah’ın Hz. Hatice’den (r.anha) sonra hiçbir eşinden evladı olmamıştı. Bu nedenle Mariye’nin peygamber evladına anne olacağı haberi Allah’ın mükafatı olarak değerlendiriliyordu. Nitekim Hz. Aişe (r.anha) bu durumu şu sözlerle dile getiriyordu: “Allah Mariye’ye çocuk bahşederek onu mükafatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kalmıştık…”

    Hz. Mariye annemiz hamile olduğunu anladığında adeta sevinçten yerinde duramıyordu. Hemen durumu Rasulullah’a bildirdi ve Allah Rasulü de (s.a.v) Mariye’nin bu sevincine ortak oldu. Hicretin 8. yılında Zilhicce ayında (m. 630 Nisan) Efendimiz’in (s.a.v) Hz. Mariye’den İbrahim adında bir oğlu dünyaya geldi. Doğum müjdesini alan Allah Rasulü (s.a.v) yanında bulunanlara; “Bu gece bir oğlum oldu. Ona atam İbrahim’in adını koydum” buyurdu. Bu esnada Cebrail (a.s) gelerek; “Esselamu aleyke ya Eba İbrahim (Selam olsun ey İbrahim’in babası)” diyerek Efendimiz’i selamladı. İbrahim’in doğumunun üçüncü günü akika kurbanı kesildi, saçları Ebu Hind tarafından kesildikten sonra tartılarak ağırlığı kadar gümüş sadaka dağıtıldı. Tüm bunların ardından da İbrahim bebek bir sütanneye verildi.

    “Vallahi İbrahim biz senin firakından çok üzgünüz”

    Hz. Peygamber sevgili oğlunu sütannesinin evinde sık sık ziyaret ederdi. Lakin İbrahim daha 2 yaşına basmadan rahatsızlanmış ve kısacık ömrünün son demlerine çok yaklaşmıştı. Bu haberi alan Rasulullah hemen sütannenin evine gitti ve oğlunu kucağına aldı. Hastalığın bitap düşürdüğü bebek İbrahim babasının mübarek kollarında can verdi. Evladını kaybettikten sonra, acının her şeklini tatmış olan Efendimiz’in gözlerinden inciler dökülmeye başladı. Ve dudaklarından da inci misali şu sözler: “Vallahi İbrahim biz senin firakından çok üzgünüz. İbrahim benim oğlumdur, bir süt kuzusudur. Cennette onun süt emme süresini tamamlamak üzere iki sütanne tayin olunmuştur.”

    Oğlunun vefatının ardından Mariye annemiz evine çekildi. Büyük bir sabır ve teslimiyet örneği gösterdi. Oğlunun özlemi arttıkça Baki Kabristanı’na gider, kabri başında ona olan özlemini gidermeye gayret ederdi. Mariye annemiz bu kaybın ardından Allah Rasulü’ne (s.a.v) karşı çok daha özenli davranmaya çalıştı. Onun kalbindeki evlat acısını kanatmamaya dikkat etti. Rasul-i Ekrem’in (s.a.v) övgüsüne mazhar oldu. Efendimiz’in vefatı ardından da sessiz ve sakin bir hayat sürdürdü. Hicretin 16. yılında dünyasını değiştiren annemiz Baki Kabristanı’na defnedildi. Rabbim rahmet eylesin…
    Rümeysa OĞUZ


+ Yorum Gönder