1. 1
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Tiyatro Metni - Mus'ab bin Umeyr (Mevlidi Nebi, Hz. Peygamber)


    MUSAB BİN UMEYR

    1. PERDE:

    ‘Ey Can’ fon müziği çalar. Replikler başlayınca perde bitene kadar fon kısık sesle devam eder. Müzik bittiğinde başa dönmesi için “tekrar modu”nda tutulur.

    DIŞ SES:

    Ashab-i kirâm'in ileri gelenlerinden Musab bin Umeyr.
    Mekke'nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke'nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında söyle buyurmuştu: "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim"

    Mus'ab, Mekke'de o günün şartlarına göre zenginlik ve ihtişam içinde yasarken, Hz. Peygamber(s.a.s)'in insanları islâm'a davet ettigini öğrendi. Fazla vakit kaybetmeden Hz. Peygamber'e giderek iman edip müslüman oldu. O sirada Mekkeliler, müslümanlara yoğun bir baskı uyguladığından, Hz. Mus'ab müslüman olduğunu ailesinden gizlemek zorunda kalmıştı. Ama o, Peygamberimizi gizlice ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Ne var ki Osman b. Talha, Mus'ab'in namaz kıldığını görüp durumu annesi ile akrabalarına bildirmişti.

    OYUN:

    Baba - ( mindere oturmuş vaziyette)
    Mus'ab - (içeri girer; babasının karşısında durur) Baba; beni çağırtmışsın.
    Baba - Evet. Neredesin; dün bütün gün ortada görünmedin.
    Mus'ab - (cevap vermez; yüzünü hafifçe seyirciye döner)
    Baba - (kalkıp bağdaş kurarak oturur. ) Umuyorum ki, söylentiler doğru değildir. Muhammed'e gittiğin, ona inandığın hakkındaki sözler. Çünkü seni kati bir şekilde uyardım, beni rezil etmemen gerektiğini, yoksa fena olacağını biliyorsun.
    Mus'ab - (Yüzünü babasına dönerek) Hayır baba. Rezil edecek değil, tam tersine övünülecek bir şeydir iman etmek. Keşke bunu bir anlatabilsem.
    Baba - (El hareketiyle tersler) Yeter! Daha önce de konuştuk bunları!
    Mekke'nin ileri gelenlerinin bilmediği bir şeyi Muhammed biliyor öyle mi? O bu toplumun en akıllısı, en sözü geçenidir öyle mi?
    Hayır Mus'ab, Muhammed boş hayal peşinde. Kimse o yumuşak huylu, kendi halindeki yetimin arkasına takılmaz. İnsanlar kendilerine önderlik etmesi için kahramanlar arar. Muhammed dürüst, iyi huylu, sevilen, sayılan biri ama; zengin, güçlü, kültürlü ve çevresi olan biri değil. Aramızda başka ülkelere seyahat etmiş, okuma yazma bilen, kültürlü ve varlıklı kimseler varken, kimse onun liderliğini kabul etmez.
    Mus'ab - Baba iyi biliyorsunuz ki bu liderlik davası değil. Aksine; Kureyş ileri gelenleri; "Peygamberlik iddiandan vazgeç seni başımıza geçirelim, seni en zenginimiz yapalım, istediğin aileden kadınla evlendirelim" dediklerinde bunu kabul etmedi. Çünkü o sadece Allah 'ın ona verdiği bir görevi yerine getiriyor; bizi batıl inançlarımızdan ve sapkınlıklarımızdan kurtarmak için gönderilmiş bir elçi o.
    Baba - Bence çok iyi bir teklifi kaçırmış. Bundan sonra başına gelenlere nasıl dayanacak bakalım. Çünkü Kureyş ileri gelenleri artık din değiştirenlere karşı daha sert tedbirler almayı planlıyor. İşkencelerle, baskılarla bu dinden vazgeçmeleri' sağlanacak, hatta gerekirse öldürülecekler. Muhammed'e de vazgeçmesi için çok daha fazla baskı yapılacak.
    Oğlum bu kargaşada sana da bir zarar gelmesinden korkuyorum. Bu yüzden kendini ve bizi kurtarmak için, yarın Kabe'ye gelip putlarımıza bir adak sun ve söylentileri yalana çıkar.
    Mus'ab - Asla baba! Artık o putlara asla yaklaşmayacağım. Taştan oyulmuş suretlere tapınmak ha; hem de Allah ın Peygamberi aramızdayken!
    Baba - Cahillik ediyorsun Mus'ab! Taştan oyulmuş putlar deyip duruyorsun! Biliyorsun ki onlar sembollerdir. Tanrının katında kabilemiz için aracılık yapsın diye saygı gösterdiğimiz meleklerin sembolleridir. Onlar tanrının kızları gibidirler.
    Mus'ab -Baba! Alemleri yaratan Allah'ın akrabalarının, çocuklarının olması düşünülebilecek bir şey mi? Üstelik kız çocukları; yani kendiniz için asla istemediğiniz bir şey! Nasıl Allah’ın kızları oğulları olduğunu iddia edebiliyorsunuz?

    Baba- (Sinirlenerek yerinden biraz daha doğrulur. Ellerini hırsla sallayarak bağırarak konuşur) Bana bak Mus'ab, sana tahammül ettiğim yeter! Ben senden çok daha bilgiliyim! Pek çok ülkeye ticaret ve diplomasi için seyahat ettim. Hemen her ülke Yüce Tanrının akrabaları olduğunu kabul ediyor. Mesela Hıristiyanlar İsa’nın tanrının oğlu olduğuna, Yahudiler ise bütün bir millet olarak kendilerini tanrının çocukları olduğuna inanıyor. Neden bizim milletimizin de Tanrı katında aracıları olmasın. Sizler böyle siyasi entrikalardan anlamayan saf kalpli cahillersiniz, ama gerçek hayatta işler böyle yürüyor.
    Mus'ab- (Başım sallayarak yüzünü seyirciye döner) Ah, baba; Allah le kul arasına bir takım ortaklar sokuyorsunuz. Çünkü sizin bütün derdiniz dünya hayatının basan ve mutluluğu. Allah’ın bizi neden yarattığını, dünyada ne işimizin olduğunu unutmuşsunuz. Hatta bizlere de unutturmuşsunuz, (yüzünü babasına yeniden dönerek)
    Ama Rasülullahın yanında biraz kalıp Allah’ın ayetlerini dinleyince kendime geldim baba. Neden bu dünyada olduğumu anladım.
    Sizler dini, daha fazla mal edinmek için kullanıyorsunuz. Her yıl Kabe'deki putlara ticaretin daha karlı olması, yağmurların yağması ve bolluk ve bereket için adaklar sunuyorsunuz. Adaklar sunmaya gelenler sayesinde de bol ticaret yapıyorsunuz. Oysa din dünya menfaati için araç değildir. Allah’ın bizden ne istediğini bilmeye çalışmaktır.
    Ağabey- (İçeri hışımla girer.) Allah ne istiyormuş bizden? Mus'ab; sen bizden Ebu Bekir ve Osman gibi malımızı çulsuzlara dağıtmamızı mı istiyorsun?
    Baba - Ve yoksullar ve köleler arasına katılıp omuz omuza namaz kılmamızı, yüzümüzü yere sürmemizi? Hayır ben Kureyş'in soylusu olarak bunu asla yapmam.
    Muhammed; Ebu Bekir, Zübeyr, Osman gibi yumuşak huylu kişileri etkisi altına almış, buna razı etmiş olabilir, ama ben buna asla razı olmam!
    Ağabey - Baba korkarım ona sadece kendi halinde tüccarlar değil, kahramanlar da inanmaya başladı. Dün Hamza'nın bugün de Ömer' in iman ettiklerini duydum.
    Baba - Ne? Doğru mu söylüyorsun! (seyirciye dönerek kendi kendine düşünür gibi)
    Evet, o bir büyücü; herkesi büyülüyor, (büyük oğluna dönerek)
    Oğlum! Kardeşin Mus'ab'ı bağlamanı ve hapsetmeni istiyorum. Onu bu büyücüden ancak böyle kurtarabiliriz.
    (Ağabeyi Mus'ab'ı kolundan sıkıca tutarak dışarı götürür. Mus'ab babasına dönerek vaz geçirmeye çalışır.)
    Mus'ab - Hayır baba! yanlış yapıyorsunuz, hayır! Vallahi sizin elinizden kurtulur kurtulmaz yine ona koşacağım ve artık ondan ayrılmayacağım!
    (Sahneden çıkarlar)
    (EY CAN FON MÜZİĞİNİN SESİ AÇILIR, PERDE KAPANIR)

    2. PERDE

    ‘Ashab-ı Muhammed’ fon müziği çalar. Dış ses bitip oyuncular hazır olduğunda müzik kapanır, fon başa sarılır. (Perde bittiğinde tekrar başlatmak için)

    DIŞ SES:
    Mekke'nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu zor günler başlamıştı.
    Habeşistan’a hicret eden ilk kafileye katılıncaya kadar hapiste tutulan Hz. Mus'ab, hicret imkanı çıkınca, dinini daha rahat bir şekilde yasayabilmek için Habeşistan’a hicret etti. Habeşistan dönüşünde Hz. Mus'ab'in durumu tamamen değişmiş ve bu nazlı delikanlının yerini, kalbi islam ve imanla dopdolu iradesi güçlü kuvvetli, metin bir genç almıştı.

    OYUN:
    (Medineden 3 kişi gelir. Sahneye girer. Karşılarında yere oturur vaziyette bir sahabe vardır.)

    1. Kişi: Duyduk ki Muhammed adında bir peygamber gönderilmiş. İnsanlara putların ilah olmadığını, zenginin fakiri ezmemesini, rengi ırkı ne olursa olsun tüm insanların eşit olduğunu insanlara anlatıyormuş. Bu peygamber, atalarımızın asırlardır beklediği ve geleceğini müjdelediği peygamberdir. Bizler Müslüman olmak istiyoruz. Söyleyin peygambere! Bizler kendisine biat etmek için geldik. Bizimle beraber aranızdan birisinin Medine’ye gelmesini, bize dinimizi öğretmesini istiyoruz.

    Sahabe: İstediklerinizi Allah resulü biliyor. O, Musab adında birini sizinle Medineye gönderecek. Size dininizi öğretecek.

    1. Kişi: Musab kimdir? Nasıl bir insandır?

    Sahabe: Musab, Allah’ın dini için zenginlikten, ipek kumaşlardan vazgeçmiş biri. Gözümüzdeki kıymeti o kadar büyük ki. İslama girdi diye ailesi, akrabaları, sevdikleri onu terk etti. Onu hapsettiler. Ona türlü eziyetler yaptılar. Ama O, Allah ve resulünden vazgeçmedi. Dünyanın mülkünü bırakmış sadece üzerine ihlas giyinmiştir. Bakın işte, geliyor.

    Musab: (Sahneye girer.) Selamün aleyküm.

    Grup: Aleyküm selam.

    1. Kişi: Hoşgeldin Ey Musab.

    Musab: Hoşbuldum kardeşlerim. Sizler de hoşgeldiniz. Duydum ki islama girmek istiyormuşsunuz ve sizlere dinimizi öğretecek biri istemişsiniz. Ben bu göreve layık değilim. Ancak Peygamberimiz bu görevi bana verdi. O’ndan bir an bile ayrılmaya yüreğim dayanmaz. Ama O, istediyse ardıma bile bakmadan sizlerle gelirim kardeşlerim.

    1. Kişi: Musab! Ey kardeşim! Duyduk ki eskiden zenginlik, mal, mülk içinde yaşamışsın. Ailen ve sevdiklerin sana dünyada her türlü rahatı yaşatmış. Bizimle yapacağın hicrette pek zorluk çekeceksin. Çölün zorlu iklimi, açlık ve susuzluk.

    2. Kişi: Üstelik Medineye vardığımızda yumuşacık yataklar değil bir hasır parçası seni bekliyor. Belki bir odalık bir ev ve fakir bir diyar.

    3. Kişi: Bizler sana karşı mahcup duruma düşmekten korkuyoruz.

    Musab: Dünya ve içindeki hiçbir şey gözümde değil kardeşlerim. Ben sizden bir karşılıkta beklemiyorum. Allah resulüne davandan dön dediler. O ise, dönmem dedi. Sana istediğin kadar altın, deve verelim, Mekke’nin en güzel kadınlarını sana verelim. Ama bu davandan vazgeç dediler. O ise “Bir elime Güneş’i diğer elime ayı verseniz yine de davamdan dönmem, dedi. Varsın Allah yolunda zahmet çekelim. Değil mi ki dünya hayatı gelip geçici bir süsten ibaret. Anam, babam, malım, mülküm her şeyim Allah yolunda feda olsun. Benim için üzülmeyin kardeşlerim.

    1. Kişi: Ne zaman yola çıkmak istersin Ey Musab!

    Musab: Ben zaten hazırım. Siz ne zaman isterseniz yola çıkabiliriz.
    2. Kişi: Yanına bir şey almayacak mısın?

    Musab: Benim her şeyim Allah ve resulüdür Bu, bana yeter.

    Sahabe: Ey Musab! Aramızdan ayrılışının acısı şimdiden içimizi yakıyor. Sen, Allah ve resulünden sonra bize en sevgili insandın. Yokluğunda Medine sokaklarında seni hatırlayacağız. İçimiz hüzünle dolacak. Ama Allah resulü dedi ya, “Bir araya gelişi ve ayrılışı Allah için olan kullar ahirette de Allah’ın büyük nimetlerine nail olacaklar.”
    Sen gidiyorsun. İnşallah bizler de bir gün Medineye geliriz. Tekrar kavuşacağımız günü hasretle bekliyorum.

    Musab: İnşallah kardeşim. Ben de Allah resulünün ve sizlerin hasretiyle yaşayacağım. Ama gönlüm rahat. Allah resulü git dedi ya, ardıma bile bakmam artık. Bizler yeryüzünde rahata değil hasrete müptelayız. Bak Allah resulüne. Bir gün bile rahat yüzü görebildi mi! O ki kainata rahmet olarak gönderildi. Ama Mekke’nin insanları O’na rahat vermiyor. Allah resulü dahi böyle bir yaşantı içindeyken rahatımızı düşünmek bizlere yakışmaz.

    Sahabe: Haklısın Musab. Bizler Mekke’de her geçen gün daha da zorluklar yaşıyoruz. Allah yolunu açık etsin. Belki senin tebliğlerin vesilesiyle Medine İslam yurdu olur ve Allah resulüyle beraber bizler de Medineye geliriz.

    Musab: İnşallah kardeşim. Dualarını eksik etme Allah’a emanet ol. (Sarılırlar.) Haydi gidelim kardeşler.
    (Medinelilerle beraber sahneden çıkarlar.)

    Ashab-ı Muhammed fon müziği tekrar başlatılır. 3. Perde oyuncuları hazır olduğunda müzik kesilir.



    3. PERDE

    (Medineli grup Musab’ı kalacağı eve getirir. )

    1. Kişi: Medineye hoş geldin Ey Musab!

    Musab: Hoşbuldum kardeşlerim.

    1. Kişi: Burası kalacağın yer. Bizler senin ihtiyaçların için elimizden geldiğince sana yardımcı olacağız. Buyurun kardeşler oturun.
    (Herkes oturur)

    Musab: Allah sizlerden razı olsun kardeşlerim. Allah için yaptığımız işlerden bir ücret, karşılık beklemeyiz. Ama sizler bana kalacak yer verdiniz. Yolculuğumuz boyunca hep gönlümü razı tutmaya çalıştınız.

    2. Kişi: Ey Musab! Senin Mekke’deki değerin ne ise bizim gözümüzdeki kıymetin de odur. Medinede putlara tapan Rabbini inkar eden pek çok insan var. İslama giren insan çok az. Onlar da bizim gibi İslam’ı bilmiyor. Bizlere ve halka İslam’ı anlat. Dinimizi, namazı, Kuran’ı öğret.

    Musab: Allah’ın izniyle kardeşlerim. En kısa sürede insanlara dinimizi tebliğe başlamalıyız.

    3. Kişi: Ey Musab! Ben tedirginim. Medineli müşriklerin sana zarar vermesinden korkuyorum.

    Musab: Tasalanma kardeşim. Allah bizimledir. Allah kendi yolundan gidenlerin yardımcısıdır.
    (O an içeri kılıçlarla 4 müşrik girer. 3 müşrik, sahabeleri esir alır. Musab ve bir müşrik boşta kalır.)

    1. Müşrik: Duyduk ki Mekke’ye yayılan zehir buralara da ulaşmış. Atalarımızın dinini yok eden insanları yaşatacağımızı mı zannettiniz!

    1. Kişi: Musab kötü bir amaçla buraya gelmedi.

    2. Müşrik: Kes sesini! Size ne oluyor. Daha düne kadar putlarımıza sadakat yeminleri ediyordunuz. Şimdi hepiniz ilahlarımıza düşman oldunuz.

    2. kişi: Biz hakikatı bulduk. Yıllardır bize..(Sözü kesilir)

    1. Müşrik: (Bağırarak) Daha fazla konuşursan seni de öldürürüm. Şimdi Musab’ı teslim alacağız. Eğer direnmeye kalkarsanız sizi de öldürürüz.

    Musab: Benim kaçacağım hiçbir yer yok. Teslim olurum, korkum da yok. Sadece birkaç söz söylememe izin verin. Sonra başımı vuracaksanız vurun.

    1. Müşrik: Ne söyleyeceksin?

    Musab: Dinimizi bilmiyorsunuz. İslam’ı size anlatayım. Zaten beni esir aldınız. Kaçacak bir yerim yok. Savaşacak silahım da yok. Ama ölümden korkmuyorum. Sadece anlatacaklarımı dinleyin. Sonra alın beni götürün.

    3. Müşrik: Senden dinleyeceğimiz hiçbir şey yok bizim!

    1. Müşrik: Zaten kaçacağı bir yer yok. Savaşacak bir gücü de yok. Anlat bakalım neymiş bu İslam?

    4. Müşrik: Ne yani sen şimdi bunlara yaşama şansı mı vereceksin?

    1. Müşrik: Sen benim işime karışma.

    4. Müşrik: Ben bu rezalete daha fazla katlanamam. (sahneyi terk eder)

    1. Müşrik: Siz ona aldırış etmeyin. Anlat bakalım neymiş bu İslam?


    Ben böyle olmamalıydım fon müziği girer


    Musab: (Fon müzik girdikten sonra) İslam iyiliktir, güzel ahlaktır. Sevmektir İslam, sevmek.

    1. Müşrik: Kimi sevmek?

    Musab: Rengi, ırkı ne olursa olsun, insanı sevmektir. Güçlüler zayıfları ezmesin. Zenginler fakirleri hor görmesin. Kız çocukları toprağa gömülmesin. Kadınlar, köleler hor görülmesin. Değil insan, hayvanlara dahi eziyet edilmesin. Sofralarınızı yoksullara açın. Onlarla beraber yemek yiyin. Zorda olan insanlara yardım edin. İnsanlar birbirlerinin iyiliği için çalışsın. Allah için namaz kılın, ibadet edin. Taş yığınından ibaret putlara tapmayın.

    1. Müşrik: İndirin kılıçları. (Herkes kılıcını indirir ve önce 1.müşrik sonra herkes yere oturur.)

    2. Müşrik: (sakin bir tavırla) Ama putlar bizim ilahlarımız, nasıl onlardan vazgeçeriz.

    Musab: Putların ne Güneş’i doğurmaya gücü yeter ne de yerdeki karıncanın yürümesine engel olabilirler. Baksanıza, bu heykelleri bile sizler, kendi ellerinizle yaptınız. Düşüp kırılınca kendini tamir bile edemez. Ancak bakın yeryüzüne! Her yerde nice yaratılmış sanatlar var. Bunların ancak tek bir Rabbi olabilir. O da Allah’tır. Bu yüzden sadece O’na ibadet edin ve O’na ortak koşmayın.

    1. Müşrik: Senin dinin bunları mı emrediyor?

    Musab: Evet bunları emrediyor.

    1. Müşrik: (Başını yere eğer) Çocukken fakirdik. Babam ölmüştü. Annem ise hastaydı. Evimizin en büyük çocuğu bendim. Ama henüz yaşım küçüktü. İnsanlar zenginlik içinde yaşarken biz yiyecek ekmek bulamazdık. Hep hor görüldük. Ne bana, ne anneme, ne de kardeşlerime kimse yardım eli uzatmadı. (Biraz sessiz durur. Sonra başını kaldırır Musab’a bakar.) Bana Allah’ın ayetlerinden okur musun.

    Fon müzik kesilir, başa sarılır.

    Musab: Rahman ve Rahiym olan Allah’ın adıyla

    1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.

    2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

    3. Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım."

    4. Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir. (Hud Suresi, 1-4)


    Fon müzik tekrar başlatılır.


    2. Müşrik: (Sakince ve düşünceli bir tarzda) İslam başka neyi emrediyor, anlat bize.

    Musab: Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinizin kötülüğü için çalışmayın. Kendiniz için ne istiyorsanız kardeşleriniz için de onu isteyin. Anne babalarınıza isyan etmeyin. Yetimlere kol kanat gerin. Küs kalmayın. İnsanları, onların rahatsız olacağı şekilde anmayın. Ey müminler. Kardeş olun.
    (Biraz sessiz durur) İşte İslam bunları emrediyor.

    1. Müşrik: Sana az önce yaptıklarımızdan dolayı bizleri affet. Bilmiyorduk. İslamın böyle bir din olduğunu bilmiyorduk. Nasıl Müslüman olabiliriz?

    Musab: Söylediklerimi tekrar edin. (der ve kelime-i şehadet getirir, müşrikler tekrar eder.)

    O esnada 4. Müşrikte içeri girer ve 1.Müşrik ayağa kalkar “Sen hangi yüzle buraya geliyorsun” der. Yanındaki onu sakinleştirir. 4. Müşrik ona bakar ama bir şey demez.

    4. Müşrik: (Musaba bakar) Az önce yaptıklarımdan dolayı beni de affet.

    Musab otur işareti yapar.

    4. Müşrik: Kapıda seni dinledim ve sen haklıydın. Ben de Müslüman olmak istiyorum, nasıl olabilirim? Der ve Musab ona da kelimei şehadet getirir.

    Fon müziğin sesi açılır.


    4. PERDE:

    Kaside-i bürde fon müziği çalar. Dış ses konuşurken ses kısılmaz çünkü replik olmayacaktır.

    DIŞ SES:

    Bir yıl sonra Mekke'ye, hac mevsiminde yanında yetmiş kişi ile gelen Mus'ab b. Umeyr, Hz. Peygamber (s.a.s)'e islâm'in Medine'deki hızlı yayılışının müjdesini verirken söyle demişti: "islâm'in girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı." Basta Hz. Peygamber olmak üzere bütün müslümanlar bu habere çok sevindiler. Hz. Peygamber'in yanında iki ay kadar kalan Mus'ab b. Umeyr, Hicretten on iki gün önce Medine'ye vardı. Bedir savaşında muhacirlerin sancağı onun elindeydi. "Rasûlullah'in bayraktarı" olarak ün yapmıştı.

    (Perde açılır.)

    (Sahnede sadece savaş anı canlandırılır. Musab’ın elinde sancak vardır. Diğerleri de savaşır ve Musab şehid edildikten sonra Müslümanlar bir bir şehid edilir. )

    DIŞ SES:

    Uhud savaşında da sancak yine onun elindeydi. Savaş esnasında müslümanlarin gerilediğini gören Mus'ab b. Umeyr, atını sağa sola doğru sürüyor ve yüksek sesle su ayeti okuyordu: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir" .

    Uhud Gazvesinde islâm ordusunun sancağını taşıyan Mus'ab b. Umeyr'in önce sağ kolu kesildi. Hemen sancağı sol eline alarak savaşa devam etti. Fakat ardından sol eli de kesildi. Bu defa vücuduyla sancağa sımsıkı sarıldı ve ayeti okumaya devam etti. "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir" , "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir"

    Hz. Musab, sonunda müşriklerin bir mızrak darbesiyle sehid oldu.

    (Sırayla diğer sahabeler de şehid olur.)

    Hz. Mus'ab şehit olarak yerde yatarken, günün sonlarına doğru, Hz. Peygamber Mus'ab'i elinde sancakla gördü ve "ileriye git ey Mus'ab!" diye emretti. Fakat o kişi geri dönerek "Ben Mus'ab değilim" deyince Hz. Peygamber onun Mus'ab kılığında savaşan Allah’ın meleklerinden biri olduğunu anladı.

    Uhud savaşında Ashab-i kiram'in ileri gelenlerinden birçok kimse sehid oldu. Hz. Mus'ab b. Umeyr de sehidler arasindaydi. Hz. Peygamber'in ne kadar üzüntülü olduğu yüzünden okunuyordu. Mus'ab'in mübarek na’şının başucunda oturarak, Uhud şehitleri hakkında nazil olduğu bildirilen su ayeti okudu: "Mü'minlerden öyle er kişiler vardir ki, Allah'a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimi adağını ödedi şehit oldu. Kimi de (şehit olmayı) bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler"

    Hz. Mus'ab sehid edildiğinde kırk yaşlarında idi. Bir zamanlar zenginlik ve refah içinde yasayan bu değerli insani kefenleyecek bir örtü dahi bulunamamıştı. Hz. Peygamber, yanina geldiğinde Mus'ab b. Umeyr eski bir hırkanın içinde saçları dağılmış, vücudu ise kılıç ve mızrak darbeleriyle parçalanmış bir durumda yatıyordu. Hz. Peygamber üzüntülü bir halde şunları söyledi: "Seni Mekke'de gördüğümde, senden daha güzel giyinen, senden daha yakışıklı kimse yoktu. Şimdi ise, kefen olarak sarılmış hırkadan başın dışarıda kalıyor." dedi ve başının kefenle örtülmesini ayaklarının da otlarla örtülmesini istedi. Sonra onun için de bir kabir açtılar ve o mübarek sahabeyi de Uhud şehitleri arasına defnettiler.

    Fon müzik yavaşça kısılır.

    İlgili Yazılar

+ Yorum Gönder